"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yunus Emre ve Molla Kasım-9

Ekrem BAŞÇI
23 Ekim 2026, Cuma
Elli sene sonraki vaziyetimizin pişmanlıklarını görünce acaba bu sahneye nasıl tepkiler verirdik.

Şimdiki planlarımızdan neleri iptal ederdik? İptal ettiklerimizin yerine neleri koyardık? Eklediğimiz neleri derhal birinci sıraya koyardık, birinci sıralarda olan neleri erteler veya belki de iptal ederdik?

Şeyh Kasım, şeyhinden ve dergâhından uzak geçen bunca yılın ardından bu sahnede önce gençliğine özlem duyar, gençliğini verdiği dergâhına, aziz şeyhine özlem duyar. Pirdaşlarına özlem ve hasret duyar. Pişmanlıkları tam şu an zirvededir. 

Tozların ve örümcek ağlarının sardığı ocaktan eline  bir avuç kül alır. Bir ağız dolusu üfler. Bütün kül avucundan bir nefeste uçar gider. Koskoca ömür de bir nefesle uçup gitmiştir. Kül tanesi gibi.

Şimdi ne kendisine gücenip terkettiği şeyhini bulabilir, ne bir türlü geçinemediği Yunus Emre’yi. Ne dergâhın sıcaklığını, ne de çileli yılların bereketini. Herşey avuçlarındaki kül zerreleri gibi bir nefes ömürle uçup gitmiştir.

Dizinin adı, “Yunus Emre Aşkın Yolculuğu”. Henüz izlememiş olanlar sosyal medyadan rahatlıkla bulup izleyebilir. Özelikle Risale-i Nur dairesinde manaları iyice öğrenilmiş olan hak, hakikat, adalet, sadakat, ihlas, tesanüd, musibet, zikir, sabır, sebat, nefis muhasebesi gibi kavramlar dizide güzel işlendiği için, bu kavramların farklı bir bakış açısıyla pekişmesine vesile olabilir. 

Ve nihayet asıl maksadımıza gelelim. Bu güzel dizide işlenen başlıca konuların ahirzaman hizmeti olan Risale-i Nur dairesinde bulunan bizlere, dairemiz ve mesleğimizle ilgili hatırlattıklarından bahsedeceğiz. 

Evvelâ, dizide şeyh-mürid ilişkisi işlenmiştir. Tasavvuf ve tarikat yollarında başlıca ve en esaslı düsturdur. Derviş ya da mürid veya talebe, hayatının sonuna kadar şeyhine sadakatle ve muhabbetle bağlıdır. Fenafiş-şeyh yani şeyhinde fena bulmak, şeyhinde nefsini ve varlığını yok etmek. Bu makamdaki mürit, her işi şeyhinden bilir, nereye baksa onu görür ve daima şeyhinin huzurundaymış gibi edep ve terbiye ile hareket eder. 

Risale-i Nur mesleğinde ise Bediüzzaman Hazretleri kendi şahsını tamamen geriye çekip Nebevî bir düsturu nazara vermiştir. Bu düsturu da İhlâs Risalesinde şu şekilde açıkça tarif eder:

“Ehl-i tasavvufun mabeyninde fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ıstılahatı var. Ben sofî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâfi'l-ihvan suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir. Yani, birbirinde fânî olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır. Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz haliliye olduğu için meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.” 

Okunma Sayısı: 156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı