Çaresizlik, özlem, hasret, pişmanlık dolu hisler içinde, bir şeyhin makamına, bir dergâhın mutfağına, bir şahsî çilehanesine gider. Avare bir halde harabeye dönmüş dergâhın içinde dolaşır durur.
Kızdığı, bir türlü geçinemediği, şeyhin en önemli halifesi olarak gördüğü şahsının yerini almasından korkup nice kavgalar ettiği Yunus Emre dâhi yoktur. Kendisine yâr olmayan Taptuk Emre’nin postu, ne Yunus Emre’ye ne de bir başkasına yâr olmuştur. Arar arar bulamaz hiçbirini. Beyhude dolanır durur.
***
Kasım’ın uzun yıllar sonra eski dergahına döndüğü sahne beni çok etkilemiştir. Zira Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin İhtiyarlar Risalesinde Niyazî-i Mısrî’den alıntı yaparak nazarlarımıza sunduğu şu hakikatleri derhatır ettirip derin hüzünlere sevk etmiştir:
“Niyazî-i Mısrî’ gibi feryad eyleyerek dedim:
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba,
Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenha, garip,
Dide giryan, sine biryan, akıl hayran, bîhaber.”
Yola gelmiş olmak lakin cümle kervanın senden habersiz göçüp gitmesi. Alem-i ervahdan, rahm-ı maderden, sabavetten, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahdan, haşirden, sırattan giden kervanın uzun yolculuğunda, kervandan uzak düşmek. İman kervanından, kardeşlik kervanından, şeyhinin veya üstadının kervanından uzak düşmek. Şahsî belki hissi meselelerle hayatını adadığı davadan veya dava arkadaşlarından uzak düşmek. Ve akıl başa gelince de ne kervanı ne de kervan ehlini bulamamak. Ah ne ağır, ne büyük, ne telafisiz bir durumdur.
Dide giryan, sine biryan, akıl hayran, bîhaber. Gözlerde kanlı yaş, sine kebap gibi yanmış, akıl şaşkınlığından ne yapacağını bilemez vaziyette.
***
Uzunca anlattığımız bu güzel televizyon dizisinde tasavvuf yolu çok güzel işlenmiş. Ancak işlenilen karakterin, olayların ve hikâyelerin kahir ekseriyeti senaryo. Özellikle dizideki baş rol oyuncularından Yunus Emre ve Molla Kasım karakterleri tarihte vardır, ancak aynı dönemde yaşamamışlardır. Yunus Emre 13. Yüzyılda, Molla Kasım ise 15. Yüzyılda yaşamıştır. Senarist bu iki karakteri aynı dönemin insanları ve hatta aynı dergâhın müridleri yaparak senaryoya zenginlik katmak istemiştir.
Ancak bizim bu yazıdan maksadımız, dizideki şahısların ya da tarihi gerçekliklerin ötesinde, dizide işlenen ilişkiler ışığında bir tarikatte ya da bir cemaatte aynı hakikate inanmış, aynı davaya omuz atmış insanların yaşadığı veya yaşayabilecekleri bazı ehemmiyetli noktaları dikkatlere sunmaktır.
–Devam edecek–