Hepimizin önünde duran bir “Türkiye tablosu” var ve bu tabloyu hiç kimse savunabilecek durumda değil.
Resmî açıklamalara göre şu anda Türkiye’deki cezaevlerinde 434 bin kişi var ve bunun yüzde 36’sı uyuşturucu suçlarından dolayı hapse girmiş kişiler.
Cezaevlerinin kapasitelerinin üstünde kişiyle dolu olması zaten başlı başına bir problem. Bu büyük probleme bir de hapishanelerde bulunanların yüzde 36’sının “uyuşturucu suçları” sebebiyle hapse girdiği bilgisi ilave edilince diyecek söz kalır mı?
İçişleri Bakanının çizdiği tablo özetle şöyle: 2026 yılının ilk 9 ayı itibarıyla 625 yeni nesil suç örgütü veya organize suç örgütüne yönelik 1741 operasyon gerçekleştirdik. Bunun neticesinde de 8 bin 170 kişi tutuklanmış oldu. Cezaevlerinde şu anda 434 bin kişi var Türkiye’de. Bunun yüzde 36’sı uyuşturucu suçlarından dolayı girenler. 2026’nın ilk 9 ayı içerisinde 42 bin 377 operasyon gerçekleştirmişiz. 35 bin 819 tutuklu şu anda içeride. Bu yılın 9 ayında siber devriyeler sonucunda suç unsuru taşıyan 197 bin 491 kişi veya hesap tespit edilmiş, yasa dışı bahis siteleri dahil 42 bin 10 internet sitesi ve sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmiş. (aa.com.tr, 24 Ekim 2026)
Benzer bir tablo da Sağlık Bakanı tarafından çizilmiş: Türkiye’de 13 ile 17 yaş arasındaki nüfusun yüzde 30’unun sigara kullandığı belirtilmiş ve “Dramatik bir sorunla karşı karşıyayız” denilmiş. Aynı açıklamada Türkiye’nin beş temel sağlık problemi olarak obezite, tütün ve kötü alışkanlıklar, uyuşturucu, davranışsal bağımlılıklar ve düşük doğurganlık hızı olarak sıralanmış. Toplum sağlığının korunması için özellikle obezite ve tütün kullanımıyla mücadele edilmesi gerektiği de hatırlatılmış.
Sigara görünüşte “küçük bir alışkanlık” olsa da buna alışanlar uzun dönemde diğer kötü alışkanlıklara da bulaşabiliyor. Bu bakımdan sigara ile mücadele hafife alınmamalı. Türkiye ilk bakışta sigara ile kararlı mücadele ediyor, ancak neticeye bakıldığında bu mücadelenin hedefe ulaştığını söylemek kolay değil. Hele son zamanlarda “sigara yasağı”nın çoğu yerde ihlal edildiğini söylemek de mümkün.
Sigara ya da alkol ve uyuşturucu ile mücadele gündeme geldiğinde ilk önce “kanun ve ceza”lar akla geliyor. Oysa hem Türkiye hem de dünyadaki uygulamalara bakıldığında mücadelenin sadece kanunlarla yapılmasının yetmediği anlaşılıyor. Mutlaka uygun ve “adil kanun”lar da olacak ama bu kanunların mutlak surette eğitimle de desteklenmesi gerekir. İnsanları ikna edemeyen uygulamalar uzun süreli ve kalıcı olamazlar. Bu bakımdan “beşikten mezara kadar” yaygın ve kalpleri ikna edebilen bir eğitimi hayata geçirmek durumundayız.
Her fırsatta “Bu tablo kimin eseri?” sorusunu sormak ve “Ne oldu da her yerden ‘kötülük’ fışkırıyor?” diye ilave etmek gerekmez mi?