Türkiye’nin ekonomik potansiyelini yeterince değerlendiremediğini belirten Sabancı Holding eski CEO’su ve Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Göçmen, ekonominin en az 300-350 milyonluk bir nüfusa hitap edecek şekilde konumlanması gerektiğini söyleyerek Türkiye’nin yeniden bölgesel bir ekonomik merkez hâline gelebileceğini hatırlatmış.
Göçmen, ayrıca Türkiye’yi “yüksek potansiyelli, düşük performanslı bir ülke” olarak tanımlamış.
Bu açıklama, Uluslararası İşbirliği Platformu’nun (UİP) düzenleyeceği 17. Boğaziçi Zirvesi’nin tanıtım toplantısında yapılmış. Türkiye ekonomisinin yalnızca 85 milyonluk iç pazara odaklanmasının büyüme fırsatlarını sınırlandırdığını belirten Göçmen, yetişmiş insan gücü ve teknolojik dönüşümün sunduğu fırsatlarla küresel rekabette yeniden güçlü bir konuma ulaşılabileceğini dile getirmiş.
Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) Yönetim Kurulu Üyesi Göçmen’in tespitlerinin bir bölümü şöyle:
“Dünyada bir denge arayışı var. Ancak biz bütün bu gelişmeleri eski ezberlerimizle çözmeye çalışıyoruz. Küresel sermaye henüz hangi yöne gideceğine karar verebilmiş değil. Ülkeler kendi üretimlerini koruma içgüdüsüyle hareket ediyor. Dünya sermayesi küresellikten bölgeselliğe kaymış durumda. Türkiye ise yetişmiş insan gücü ve kurumsal yönetim deneyimiyle bu dönüşümde önemli avantajlara sahip. Eskiden bütün büyük uluslararası kuruluşlar bölgeyi Türkiye’den yönetiyordu. Türkiye hem idarî hem de iktisadî merkez konumundaydı. Türkiye ne zaman kendisini 85 milyonun içerisine kilitlediyse ekonomi açısından kayıp yıllar yaşandı. Türkiye geçmişte uluslararası şirketlerin bölgesel yönetim merkezi olarak üstlendiği role yeniden ulaşabilir.”
Kurumsal yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesinin önemini hatırlatan Göçmen, “Şefkat, adalet, tüm paydaşların sorumluluğunu taşımak ve karar vericilerin her aşamada hesap verebilir olması… Bu dört ilkeyi hayata geçirdiğimiz takdirde Türkiye eski gücüne kavuşabilir. Öncelikle kurumsal kimliğimizi hatırlamamız gerekiyor” diye konuşmuş. (ekonomim.com, 26 Ekim 2026)
Burada çizilen tablo “Türkiye gerçeği”ni ortaya koymuş olmuyor mu? Türkiye’yi idare edenlerin çizdiği tablo ise çok farklı. “Eskiden bütün büyük uluslararası kuruluşlar bölgeyi Türkiye’den yönetiyordu” tespitine hangi idareci itiraz edebilir. Demek ki “eskiden idare edildiğine” göre şimdi bu kuruluşlar Türkiye’den idare edilmiyor. Bu bir “geriye düşmek” değil mi?
Hem, Göçmen’in hayata geçirilmesini teklif ettiği dört şarta kim itiraz edebilir? Evet “düzlüğe çıkış”ın şartı belli: “Şefkat, adalet, tüm paydaşların sorumluluğunu taşımak ve karar vericilerin her aşamada hesap verebilir olması…”
Her adımda ve her kademede şeffaflık ve adalet ihtiyacı karşımıza çıkıyor. O halde günde beş defa ‘adalet’ talep edilse yeridir. Velakin, “adalet” talep edenleri “taşlayan” bir anlayış var maalesef...