"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mektup

Gülnur TERCAN
01 Eylül 2020, Salı
“Yoruldum diyerek başlamışsın mektubuna.

Doğrudur, bunu yazdığına göre elbet yorgunsundur. O hâlde ne mutlu sana. Yorulmak için hayatta olmak gerek. Hayatı yaşatmış Rabbin sana bunca vakit. Ne büyük nimet. Yorulduğuna göre çalışmış, çabalamış belki de uykusuz kalmışsındır. Bütün bunlar gösteriyor ki; sana çalışmak için güç, çaba için azim ve irade, uykusuz gecelerin için de sabır nimeti verilmiş. Bu saydığım her bir nimet öyle çok kıymetli ki… Sen de takdir edersin.

Ruhuna gelince… Evet, ruh da yorulur. Haklısın. Serâ ve Süreyyâ arası gidip gelir bâzen. Bir dayanak noktası arar ruh. İnsan, bedenî meşakkatlerinin neticesi olan yorgunluğunu gidermek için dinlenmesi gerekir. Sakince bir yerde güzelce bir uyku çekmek, acıkan karnı doyurmak yeterlidir belki. Peki, ruhî meşak- katler neticesindeki yorgunluğa nasıl çare bulmalı? 

Nasıl dinlendirmeli ruhu? Elbette ruhun ihtiyacı olan rahatı ve gıdayı vererek. Nedir onlar dediğini duyar gibiyim.

Kıymetli dostum. Ben de seninle aynı hisleri yaşarken, okuduğum bazı satırlar bana cevap oldu. İstersen, gel birlikte bakalım o satırlara. Ruhun sığınacağı yeri sorarsan işte cevabı… ‘Allah melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya zinetlerinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence O’dur.’ 1

Rabbe sığınmak, ne büyük ferahlık değil mi dostum? Yine okumalarım arasında beni ferahlatan bir cümle çıktı karşıma. Tam da ruhum rahata ihtiyaç hissettiği bir sırada. ‘Nurlar’la ya okumak ve okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet –tecrübelerle- kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor.’ 2 Risale-i Nur, Kur’ân’dan aldığı Nurlar’la, işte bizim ruhumuza da rahat ve ferah veriyor.

Sabri Ağabey de bunu tasdik edercesine, yaşadığı hâleti bak nasıl kaleme almış:

‘Aziz büyük Üstadım, bu risaleleri okudukça ruhum güller gibi açılıyor, hayat-ı fâniyeden gelen âlâm ve meşakkati kaldırıp atıyor. Yerine, kanaat gibi bir kenz-i mahfîyi iddihar ediyor. Ve diyorum: Ey ruh! Şimdiye kadar mânevî talep ve arzularını temin eden Nur fabrikasının elmas ve cevherlerinden her birerlerinin ayrı ayrı kıymet ve zarafetlerini görünce, bundan daha kıymettar bir eser olamaz deyip, sen hâlen, ben kalen hükmediyorduk. Envâr-ı Kur’âniye ve reşehât-ı Furkaniye ve lemeât-ı bekaiyenin işte nihayeti yokmuş. Elhamdülillâh hakaik-i Kur’âniyeden yevmen ve fe yevmen nasibedar oluyoruz ve olacağız inşaallah. Hemen Cenab-ı Kibriya, şu enhâr-ı kevseri hayat-ı bâkiye harmanı olan mahşere kadar akıtsın... Âmin.’ 3

İşte kıymetli dostum… Beden yorulsa da çaresi var, ruh yorulsa da…

O hâlde Üstadımızın dediği gibi:

‘Ger istersen hayatı, çareleri bulunan şeyde acze yapışma,

Ger istersen rahatı, çaresi bulunmayan şeyde cez’a sarılma’  diyelim.

Ve rahat-ı kalp ve ruhla şu âlemde bir abd-i aziz olarak yaşamaya gayret edelim.

Bâkî selam ve muhabbetlerimle. Dostun.”

(Bizim Aile Ağustos 2020 sayısından alınmıştır)

Dipnotlar:

1. Mesnevî-i Nuriye, s. 210.

2. Şuâlar, s. 757.

3. Barla Lâhikası.

Okunma Sayısı: 1103
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı