Bir hukuk devletinde hiçbir kimse hesap vermekten kaçınamaz ve statüsünden dolayı dokunulmazlık zırhına sığınamaz. Kamu yetkisi tahakküm aracı değil, görülecek hizmetin verimli ve etkin ifası içindir.
GÖRÜŞ - HASAN KAPLAN
Eğitimci & Diplomat
[email protected]
Ülkemizde her geçen gün sorunlar artıyor. Ekonomik sıkıntılar büyüyor ve geçim zorlaşıyor. Uzun bir zamandan beri ekonomik krizin yanında sosyal kriz içindeki güzel ülkemin insanları burnundan solurken fon dolandırıcılığı ile sarsıldı.
Daha fon skandalını anlamaya çalışırken Adalet Bakanlığında savcı ve hâkim atamalarının birilerinin referansı ile gerçekleştirilmesi konusundaki iddialar hepimizi şok etti. Eğer söylenenler doğru ise pes. Değilse ilgili makamlardan bir açıklama gerekmez mi? Vatandaş olarak olup bitenleri bilme hakkımız var sanırım. Bu saate kadar iddialar ile ilgili ne tür işlem yapıldığı konusunda henüz bilgi sahibi değiliz.
Hiçbir kamu kurumunda olmaması gereken şeyler bunlar... Hele hele adaleti dağıtmaktan sorumlu Adalet Bakanlığından böyle vicdanları yaralayan usulsüzlüklerin, hukuksuzlukların sadır olması normal bir durum mu sizce?
BU MİLLETE YAZIK OLUYOR
Kamu kurumlarında kayırmacılıkların, yolsuzlukların ve suiistimallerin yaygınlaşması devlete olan güvenin zayi olmasına neden oluyor. Güven ruh gibidir, bedenden bir çıktı mı bir daha geri gelmesi imkânsız gibi bir şey.
Yapmayın, etmeyin, bu ülkeye, bu millete yazık oluyor. Her hâl ve şartta iktidarın arkasında duran bazı dost çevrelerin fon vurgunu sebebi ile kendilerini bildiri yayınlama ve açıklama yapma durumunda hissetmeleri tehlike çanlarının çalmasına işaret ediyor.

Aslında hiçbir sorun çözümsüz değildir. Esas mesele, yapılan eleştirilerin dikkate alınmaması ya da eleştiri yapanların susturulması; bir de “peki efendim”, “buyurun efendim”, “isabet buyurdunuz efendim” demekten dili şişen kifayetsiz bürokratların istihdamı ve adalet kavramının anlamını yitirmesi gibi sebeplerle yönetimin kendi yanlışlarıyla yüzleşmeyerek sorunların kalıcı hâle gelmesidir. Zayıf yönetimlerin temel sorunlarından biridir bu.
VATANDAŞIN GÜVENİ ZAAFA UĞRADI
Yönetimin devlet ile vatandaş arasında zaafa uğramış olan güveni yeniden tesis etme gibi bir görevi vardır. Vatandaşın kendi devletine ve devletin kurumlarına güvenmesi hayati önemdedir. Bu sanıldığı kadar zor bir iş de değildir. Yeter ki keyfî uygulamalardan doğan kaygılar, israf ve kamu kaynaklarının kullanılması konusundaki soru işaretleri giderilsin. Burada doğunun büyük şair, edebiyatçı ve düşünürlerinden Sadi Şirazî'nin Gülistan isimli eserinden ibretli bir hikâyeyi hatırlatmakta yarar görüyorum.
NUŞİREVAN VE TUZ
Anlatıldığına göre İran'ın adaletle ünlü hükümdarlarından Hüsrev Nuşirevan maiyetindekilerle birlikte ava çıkar. Avladıkları hayvanın etini kebap yapmak isterler; ancak yanlarında tuz yoktur. Bunun üzerine görevlilerden biri yakındaki bir köye tuz almaya gönderilir. Nuşirevan, tuzun bedelinin eksiksiz verilmesini emreder. Maiyetindekiler, "Bu kadar tuzun ne zararı olabilir diye" sorunca hükümdar şu cevabı verir: "Zulüm başlangıçta küçük bir şeydi. Fakat her gelen ona bir şeyler ekledi ve sonunda bugünkü büyüklüğe ulaştı. Hükümdar, bir köylünün bahçesinden izinsiz bir elma alırsa adamları ağacı kökünden keser. Sultan beş yumurtanın zorla alınmasına izin verirse askerleri binlerce tavuğu yağmalar."
Hikâyenin verdiği mesaj açıktır. Haksızlıklar, hukuksuzluklar küçük ayrıcalıklarla başlar; ancak bu ayrıcalıklar meşru görüldüğünde başkaları tarafından genişletilir ve herkese yazık olur.
HERKES İÇİN HUKUK VE ADALET
Toplumumuzun haklı olarak beklentisi adil ve şeffaf bir yönetim; diğer bir ifadeyle kurum ve kuralları işleyen tam bir demokrasidir. Herkes için hukuk, herkes için adalet ve kamu kaynaklarını kullanan herkesin hesap vermesi demokratik hukuk devletinin gereğidir. Çünkü kamu kaynaklarının asıl sahibi millet, neyin ne için ve nereye harcandığını bilme hakkına sahiptir.

Bir hukuk devletinde hiçbir kimse hesap vermekten kaçınamaz ve statüsünden dolayı dokunulmazlık zırhına sığınamaz. Kamu yetkisi tahakküm aracı değil, görülecek hizmetin verimli ve etkin ifası içindir. Asıl mesele kurumların sorun çözme kapasitesi, alınan kararların keyfiyeti ile ihtiyaçlara cevap verebilme yeterliliğidir. Bu da işi iyi bilen ve dürüst kadroların istihdamı ile mümkün hâle gelir. Şurası çok iyi anlaşılmalıdır: Bir yönetimin başarısı, ne kadar uzun süre iş başında kaldığı ile değil, ülkenin sorunlarına ürettiği çözüm becerisi ile vatandaşların sosyal-kültürel ve ekonomik hayatlarına kattığı artı değer ile ölçülür.
UCUBE DÜZENİN DEĞİŞMESİ ARTIK KAÇINILMAZ
Her geçen gün maliyeti artan ve sürekli hata veren bu ucube düzenin değişmesi artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. Türkiye'nin ihtiyacı günü kurtaran günübirlik tedbirler değil; tüm icraatlarında insanı merkeze alan vizyoner, şeffaf ve her zaman hesap vermeye hazır, hukukun üstünlüğünden taviz vermeyen adaletli bir yönetim anlayışıdır.
Bu çerçevede, güçler ayrılığı prensibi ile yasama, yürütme ve bağımsız yargının fonksiyonlarını icra edebildiği parlamenter demokratik sistemde: Yasama ve denetleme gücünü kullanan güçlü bir meclis; tüm icraatlarında hukuka saygılı, meclise karşı sorumlu bir yürütme ve herkes için adalet ilkesiyle hareket eden bağımsız ve tarafsız bir yargı, sorunların aşılması ve temiz bir yönetim için bunlar anahtar kavramlardır.
HÜKÜMETLERİN GÖREVİ
Böyle bir sistemde medya özgürce görevini yapabilir, sivil toplum aktif faaliyet alanı bulur, tüm kamu kurum ve kuruluşları yasal zeminde rahat faaliyet gösterme imkânına kavuşur. Özel sektör ve girişimciler uzun vadeli yatırımlar konusunda güvenle hareket etme kabiliyetini elde eder. Dış sermaye ülkeye gelir. Hükümetlerin hakkaniyetli destek ve teşvikleri ile özel sektörün önünü açıcı rolleri, güçlü ekonomi ve zengin bir Türkiye hedefi için gereklidir. İş bilen ve dürüst personelin temiz yönetiminde kural bazlı kurumlar ile sistem tıkır tıkır işler. Hükümetlerin görevi, ayırımsız toplumun tüm kesimlerinin huzur ve refahı ile beklentilerini bütüncül bir yaklaşımla ortak bir gelecekte buluşturmaktır.
KÖKLÜ BİR DEĞİŞİM ŞART
Ne var ki bu yazdıklarımın çoğu günümüz için temennilerden ibaret gibi kalıyor. Sadece son bir ayda yaşadıklarımız dudak uçuklatan, dehşet verici şeyler: Fon vurgunu üzerindeki sis hâlâ devam ederken Adalet Bakanlığına yönelik iddialar, eğer doğru ise hak etmedikleri hâlde ataması yapılan bu hâkim ve savcıların aldıkları ve alacakları maaşları helal mi? Bu atamaları yapanlar, aracı olanlar ve tüm bu yolsuzluklara alan açanlar birilerinin hakkını gasp etmiş olmuyorlar mı?..
Sorular çoğaltılabilir. Deveye sormuşlar: “Neden boynun eğri?” Cevap: “Nerem doğru ki?” Onun için köklü bir değişim şart. Yükselen değişim talepleri kişilerden bağımsız adaletli ve şeffaf bir yönetim ile insan onuruna yaraşır bir yaşama arzusudur. Demokratik yol ve yöntemlerle tatlı bir değişim!