Traktörün gürültüsü kulaklarımızı çınlatırken, yağan yağmurun oluşturduğu çamur parçaları tekerleklerden fırlıyor, başımızın üzerinden savrulup gidiyordu. Köye dönen birkaç kişi sohbete dalmıştı. Ben ise bambaşka bir âlemdeydim.
Her şeyden habersiz, yalnızca küfrün girdabında cehenneme doğru sel gibi akıp giden arkadaşlarımı düşünüyordum. Önce kendi imanımı kurtarmalıydım. Taklidî imanımı tahkikî imana çevirmeliydim. Fakat nasıl?
Kur’ân’ın bu asra bakan bir tefsiri olmalıydı. Aradığım kitap, aklıma ve kalbime hitap etmeli; arkadaşlarımın sorularına ilmî ve aklî delillerle cevap verebilmeliydi.
Köyde ilk sorduğum kişi imamımız Ahmet Hoca oldu. Yıllardır büyük bir itinayla sakladığı, bir gazetenin fasiküller hâlinde verdiği bir kitabı bana uzattı. Büyük bir ümitle okumaya başladım. Fakat hayal kırıklığına uğradım. Bana göre kitapta öyle saçma sapan bilgiler vardı ki, insanı imana götürmek yerine küfre sürükleyebilirdi.
Aradığım kitap bu değildi. Hafta sonu, her soruya cevap verebilecek bir kitap bulabilmek için çileli bir yolculuğa katlanıp Tavşanlı’ya gittim. Şekerağa’nın kahvesine uğrayıp ateş gibi köpüklü kahvemi höpürdetirken bir yandan da önüme gelene aynı soruyu soruyordum:
— İlmi ve aklî delillerle Allah’ı anlatan bir kitap arıyorum. Nerede bulabilirim?
Birkaç kişi birden: Toptan gıda ve bakkaliye malzemeleri satan Akaylar’a git. Aradığını ancak orada bulabilirsin, dediler.
Akaylar’ın iş yeri hemen yakındaydı. Selam verip derdimi anlattım. Masanın çekmecesinden bir kitap çıkarıp uzattılar. Kaparcasına aldım ve hemen oracıkta okumaya başladım.
Seyyid Kutub’a ait “Kur’an’da Edebî Tasvir” isimli kitaptı.
Birkaç sayfa sonra: Benim aradığım kitap bu olamaz. Başka bildiğiniz bir yer var mı?
Önümdeki çay bile soğuyup gitmişti. Kısa sohbet sırasında arkadaşlarımın küfür dolu sorularından bahsettim.
— Sadecim! Sen o zaman Kenan ve Doğan ikiz kardeşlere gideceksin.
— Nerede bulabilirim?
— Onlar futbolcu. Akıncılar Kulübü’ndeler.
Çayımı yarıda bırakıp koşarcasına kulübe gittim. Nefes nefese kapıdan girdiğimde büyük bir kalabalıkla karşılaştım. Bir kenara oturup ikiz kardeşleri beklemeye başladım. Bir süre sonra Kenan ve Doğan yanıma geldiler. Daha selamlaşır selamlaşmaz kitap aradığımı söyledim.
Kenan: Abi! Bugün aşure günü. Kulübümüzde aşure dağıtıyoruz. Size de ikram edelim. Bu arada sohbet ederiz, dedi.
Beraberce aşure kaşıklarken söze girdiler: Abi! Biz sizin sorduğunuz tarzda kitaplar okuyoruz. Fakat çok gizli... Kimseye söyleme. Sonra başımız yanar, o abiyi de sıkıntıya sokarız. Ulu Cami bahçesine girişte kitapçı Ahmet Abi’den emanet alıyoruz.
Sonra eklediler: Kendisine bizim selamımızı söyle. Onun verdiği kitaplardan istediğini, okuyup geri getirebileceğini belirt, dediler.
Artık adres belliydi: Ulu Cami bahçesi girişi... Nur Kitabevi... Ahmet Bali.
Aradığım kitap belki de oradaydı. Yeni bir ümitle yola koyuldum.