Geçen hafta İstanbul/ Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda (Yassıada’da), merkezi Katar’da bulunan Dünya Müslüman Âlimleri Birliği ve merkezi İstanbul’da olan İslâm Âlimleri Vakfı’nın iş birliği ile Uluslararası İslâm Birliği Konferansı düzenlendi.
Konferansa Suriye Vakıflar Bakanı Dr. Ebu’l Hayır Şükrî Başkanlığındaki Suriye heyeti yanı sıra, İslâm dünyasının çeşitli ülkelerinden yaklaşık 250 âlim, düşünür ve akademisyen katıldı. Konferansın birinci ve ikinci gününde Dünya Müslüman Âlimler Birliği Genel Sekreteri Dr. Ali Muhittin Karadaği ve çok sayıda âlim ve araştırmacı, yaptıkları konuşmalarda Müslümanları Kur’ân ve sahih Sünnet çizgisinde birleşmeye, doğru İslâm’ı ve İslâm’a layık doğruluğu hayata geçirmeye çağırdılar, küresel fesat odaklarının İslâm Birliği yolunda kurdukları ayrıştırıcı fitne ve fesat tuzaklarına düşmemeye dikkat çektiler.
En son Cuma gününde Ayasofya Kebir Camii önünde, Arapçası Ali Muhittin Karadaği, Türkçesi Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Hüseyin Hazırlar tarafından okunan sonuç bildirgesinde, meşru mezhebî ve fikrî ayrılıklarının ortadan kaldırılması değil, ortak değerlerin güçlendirilmesi, Gazze’deki soykırımın önlenmesi, Mescid-i Aksa’nın korunması, Sudan, Yemen, Doğu Türkistan ve Arakan’daki mazlum halklarla dayanışma içinde olunması, Medya’nın nefret söylemi ve islamofobi ile mücadeledeki rolüne vurgu yapıldı.
Konferansa biz de Yeni Asya adına iştirak ettik, yapılan konuşmaları takip ettik. Moritanya’dan Endonezya’ya kadar geniş bir coğrafyada bulunan İslâm ülkelerinden gelen bazı alimlerle Üstad Bediüzzaman’ın İslâm birliğine (İttihad-ı İslâm) dair Risale-i Nur’da geçen görüşlerini paylaştık. Onlara yayınlarımız arasında çıkan Arapça, İttihad-ı İslâm, Bediüzzaman ve Risale-i Nur broşürü ile Hastalar, Uhuvvet, İhlâs Risalelerini hediye ettik. Bize memnuniyetlerini beyan ettiler.
Onlara “Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur hakkında görüşünüzü bizimle paylaşır mısınız?“ diye sorduğumuzda Üstad Bediüzzaman’nın, İslâm ümmetinin imamı olduğunu, telif ettiği Risale-i Nur’un Kur’ân’ın ahirzamana yönelik bir mesajı mahiyetinde bulunduğunu, Müslümanların ve diğer insanların imanlarını kurtarmaya ve tahkikî bir hale getirmeye yönelik dersler verdiğini, Bediüzzaman ve Risale-i Nur’un sadece Türkiye’de değil İslâm âlemi tarafından da iyice tanınması gerektiğini, ülkelerinde Arapça Risalelerin kitapçılarda arz edilip okunduğunu belirttiler.
Onlara Üstadın yüz küsur sene önce, ahirzamanda Müslümanlar için en büyük farz vazifesinin ittihad-ı İslâm/İslâm birliği olduğunu söylediğini ve bunu Risale-i Nur’da yazdığını, hayatı boyunca iman hizmetiyle birlikte bu birliğin tahakkuku için çalıştığını söylediğimizde, Üstada hayranlıklarını izhar ettiler.
İslâm âleminden temayüz etmiş din ve fikir âlimlerini bir araya getiren, İslâm coğrafyasında ve dünyada yaşanan küresel iman ve ahlâk krizlerine Kur’ân ve Sünnet ışığında çözüm yollarının müzakeresine vesile olan, dağınık Müslüman toplumlarının birliğine giden yolunun açılmasına vesile olan bu kabil Sempozyum ve konferansların Türkiye’de -üzerlerinde siyasetin gölgesi düşmemek şartıyla- sık sık tertip edilmesi, çok önemli bir hadisedir.
Bu kabil faaliyetlerin bir diğer faydası; kuvvetli bir ihtimalle Bediüzzaman ve Risale-i Nur’un Türkiye içinde ve dışında daha çok parlamasına ve daha geniş çevre tarafından tanınıp bilinmesine vesile olmasıdır. Onların tanınması da, doğru İslâm’ın ve İslâm’a layık doğrulun bilinmesi demektir. Cenab-ı Hak, bu faaliyetlerin müspet manada tesirini halk etsin. Âmin.