"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir tutam tefekkür

Havva Küçük KONUR
07 Ağustos 2021, Cumartesi
İnsanı tanımayan neyi tanıyabilir ki!

Daha da doğrusu kendini tanımayan insanı nasıl tanıyabilir, tanımlayabilir ki! İnsan fikirleriyle, düşünceleriyle yaşar. Bir başka insana değerlerini, fikirlerini aktardığında ise, hem kendini, hem de fikirlerini bakileştirir. Böylece kanatlanır, bambaşka iklimlere yol alır. Kendimizi nasıl anlatıyoruz, nasıl tanıtıyoruz, aktarıyoruz diye tefekkür ederiz bazen dostlarla. Bu tefekkürlerimizin bir anaforu, hüzmesi olacak belki yazacaklarım. Farkındalık adına da paylaşmamın faydalı olacağına inanıyorum.

Sahi, fikri olan, değeri olan her insan, satıcı değil midir? Ve her satıcının insana dair bilmesi gereken birşeyler yok mudur? Esnaf kültürü diye bir kültür var. Eskilerde daha bir teşkilâtlı olup, şimdilerde efsane gibi ahlâkı anlatılsa da bir kültürü vardır esnaflığın. Hâlden anlayan insanlardır meselâ. İnsanı görür görmez analizini yapıverirler. Yardıma ihtiyacı olana yardım ederler. Kazanmanın ya da kazanamamanın takdir meselesi olduğunu bilip her hâllerinde de tevekkül içerisindedirler. Garanti olan herhangi bir kazançları olmadığı için Allah’a olan kalbî irtibatları hep sağlamdır. Ve daha pek çok iyi haslet anlatılır esnaflığa dair. Üstad Münâzarât’ta “Maişet için tarîk-i tabiî ve meşrû’ ve zîhayat; san’attır, ziraattır, ticarettir.” der. Bu üç geçim yolunun ortak noktalarını düşündüğümüzde ve tebliğ müessesesinin hasiyetlerini de göz önüne aldığımızda enteresan sonuçlara ulaşmamız mümkün. Geçim yolları derken buradaki kastım, sadece insanlara ulaşma yollarına vurgudur. Çünkü halden anlamayan esnaf nasıl müşteri kaybederse, insanı anlamayan fikir de alıcı bulamayacaktır.

Fikirler hayatla örülmeli, hayatın içinde görülmeli ve işlevsel olmalıdır. Benim başımı döndürmeyen, beni heyecanlandırmayan, günlük hayatımda kullanamadığım hangi fikir olursa olsun, ademe mahkûm olacaktır. Zira insan hayatı, hep bir alış veriştir. Kiminden alırız, kimine satarız. Kimisi için müşteri pozisyonundayızdır, kimisi içinse satıcı. Temsil ettiğimiz her ne var ise, üzerimizde görmek ve göstermek, bu işin bir başka husûsiyetidir.

“Ben Kur’ân’ın elmas mücevherat dükkânının dellâlıyım” diyen Üstad Hazretleri, ne hoş söyler. Dellâl, dükkâna müşteri bulmak için insanları çağıran kişidir. Dükkândaki malları anlatır, hatta üzerinde gösterir, sergiler ve aslında der ki:

“Ey ahali! Bu dükkânda üzerimde görmüş olduğunuz bu mallardan daha çok ve daha güzelleri var. Lütfen dükkâna gelin ve bu mallara talip olun.”

İşte vermenin ve almanın, hâlden anlamanın ve kendi içindeki anlamıyla sonsuzlaşmanın görüntüsüdür bu. Hem kendini, hem elinin eriştiği herkesi ebedlere namzet yapmanın bir tür izdüşümüdür.

Mevlâ, nasibdâr eyleye..!   

Okunma Sayısı: 1203
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı