"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yazmak üzerine...

Havva Küçük KONUR
29 Mayıs 2021, Cumartesi
Hayatı bir ucundan tutmanın adıdır yazmak.

Fotoğraf çekip o ânı resmederek zihnimize kazıdığımız görüntüler, sanki kalemin ucunda şekillenir. Harflerle çizer, cümlelerle boyarsınız. Sade bir hayatın tam da orta yerinde içinizden gökkuşağı çıkar sanki. Ne renkler susar, ne kalem diner. Her ânın sesini, soluğunu, nefesini içine çeker cümleler ve kâğıda işlerler. Kâh görünen yerlere, kâh görünmeyen... Kâh satırlardadır akanlar, kâh satır aralarında... Görmek isteyen neler neler okur o aralıktan. Ne uçaklar kaldırır, ne türküler yakar uzaklara. Ama görmek istemeyene de bir şey denmez.

Siğim siğim yaşlar iner bazen. Hasretten turnalar uçar. Bir toprak kokusu gelir anne mezarından. Bir dost tebessümü akıverir sonra. Sesler, soluklar, nefesler, çığlıklar, çocuk cıvıltıları ve sessizlik... İçli bir âh düşer belki. Dürülür gönül parşömeni.

Hayatın gamlı boyaları hep bizim tuvalimize düşecek değil ya! Bazen de cıvıl cıvıldır işte. Rengârenktir, elvan elvandır çiçekleri. Gamlı baykuşlar uğramamış, gulyabanilerin gölgesi düşmemiştir. Yazmak bir ruh heyecanıdır çünkü. Sadece izin verdikleriniz kaldırır boynunu. Sadece onlar bakar güneşe. Sadece sizin gördüklerinizde, hissettiklerinizdedir spotlar. İş ki o uyumu yansıtabilmekte. Kalemle kâğıdı ahenkle sürdürebilmekte.

 Herkes yazı yazabilir mi? Evet yazabilir. Ateşe elini uzattığında yanmayı bütün hücreleriyle hisseden herkes yazabilir. Kar yağarken gökyüzüne bakıp gözlerini kapayan, yağmurun altında ellerini açan, kar tanelerini yüzünde, yağmuru parmaklarında ısıtan herkes yazabilir. Bazen hissettiklerindir yazılan, bazen de hissedemediklerin... Aslında kalemle hissetmek, hayatı kalemle yaşamak bir tercihtir. Farkındalığına kalemi şahit tutmak, hep var olagelmiş bir yoldur.

 Kimi insan korkar, çekinir. Ya yanlış yazarsam, ya ayıplanırsam, ya benimle alay ederlerse... İnsan endişelerinin esiri biraz da. Ya da içinde göremediği karanlıklarının... 

Aslında tam da bunun içindir yazmak. Tam da bu yüzden yazmalıdır. Sessiz labirentler çığlık atar satırlarda. Bulunmak isteyeni bulabilirsiniz böylece. Bir işaret fişeği atılmış ve siz de fark etmişsinizdir. Ya da bir uçurtma uçurursunuz. Renklerinizi herkesin görmesi için bundan daha güzel bir sahne yoktur. Tamamen hürsünüz. Harfler, kelimeler, cümleler sizin. Vezin, kafiye, ölçü sizin. İstediğiniz gibi dekore edebilirsiniz. Siz izin vermeden de kimse göremez onları. Kimse bir şey söyleyemez. İçinizdeki taşları üstüste koyup bir mekân inşa etmenin size yettiğini keşfettiğinizde, aslında dışarıdan gelen olumlu olumsuz söylenenler de sizi etkilemez. Ya da etkileme sahası duygularınıza dokunmaz diyeyim. Sizi üzme veya sevindirme anlamında bir etkisi olmaz. Sadece inşanızın daha güzel olması noktasında küçük dokunuşlara sebep olur o kadar. O yüzden yanlış yaparsam ne derler anlayışı da, ancak içimizdeki canlılıkları yeşerttiğimiz, daha fazla çiçek açtırdığımız oranda ortadan kalkar. Bunun da yolu yine çok yazmaktan, kalemi soğutmamaktan, kalemle dostluğunuza güvenmekten geçiyor. 

 Hayat cesurları sever deriz. Öyle biliriz. Öyledir de. Çok nümuneleri vardır. En başta kalemden, yazmaktan korkmamak gerekir. Kimsenin görmesine gerek yok. Okumasına ve yorum yapmasına da... Yazmaya alışıp kalemle belli bir merhale katettikten sonra, birilerine göstermeye, okutmaya dair bir şeyler uyanır içinizde. Ama bu kısım çok önemlidir. Çünkü bu merhalede çok sert bir kayaya çarparsanız, ömür boyu kalem ve kâğıdı bir daha görmek istemeyebilirsiniz. Burası yumuşak bir geçiş olmalı. Öyle olursa, yumuşak geçerseniz artık geminiz denize indi demektir. Ömür boyu gezer durursunuz. İyi ya da kötü söylenenler, size kalem bıraktırmaz. Ne olursa olsun, yazmaya devam edersiniz. O yüzden, yazınızı ilk kez birine gösterip fikir soracaksanız, en kötü sözlere kendinizi hazırlayın ki şok olmayın. Veya bu cesareti tam hissetmeden kimseye okutmayın. Su akar yolunu bulur çünkü. Bu cesaret ya hiç gelmezse diyorsanız merak etmeyin. Yaza yaza o cesaret kendiliğinden dolacak içinize. Ama elbette ki, ilk kez göstereceğiniz yazılarınızın en büyük şansı, her yazılana ‘bunda büyük bir emek ve özveri var, saygılı olunmalı’ hassasiyetiyle yaklaşacak bir editörün eline düşmek... 

Teknik kavramlar, terimler elbette önemli. Ama yazıya, saygılı olma gözlüğüyle bakmalı ve öyle değerlendirilmeli yazılar. 

Yazmak bir iç heyecanı demiştim. Bu iç dinamiği de harekete geçirecek, itekleyecek, tetikleyecek hasletlerden bazıları işte bunlardır. 

Bize düşen su yolunun bendini açmak. Gerisi kendiliğinden gelir.

İlhamınız bol olsun..!

Okunma Sayısı: 942
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Arif Altay

    29.5.2021 17:58:19

    "Çalışan" yazar, inşallah.

  • Ramazan Çalışan

    29.5.2021 15:38:51

    Kitap en iyi arkadaştır derler,yanlızlık hisdetmessin derler.Ben okuyupta paylaşamadıklarımın yanlızlığını yaşayanlardanım.Okudukca yanlızlaştım,yanlızlaştıkca okudum.Zaman zaman okumasaydım dediğim bile oldu. Şimdi böyle bir kısır/üretken dönğünün içindeykenken sizin yazınız bana bir pencere açtı.Yazmak cesaret ister diyorsunuz.Yazınızı okuduktan sonra bu bendi aşabilecekmiyiz zamanla bekleyip göreceğiz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı