"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Manevî cihad, neşriyatla mümkün

Hüseyin Kıymık
15 Ocak 2022, Cumartesi
HAYATIN İÇİNDEN - 9

1975 yılının Kasım ayındayız… Bir gün Bekir Yalım Abi beni biriyle tanıştırdı… İlahiyat mezunu ve askerliğini asteğmen olarak yapmakta olan İhsan Atasoy… Uyar dersanesinde kalıyormuş… Mükemmel bir Kur’ân okuyuşu ve harika bir sesi var…

Bir Pazar günü beni kaldığı dershaneye dâvet etti ve gittim… Çay ikramı ve arkasından müzakereli bir ders… Dersin bitiminden sonra gazeteden de bir makale okudu…

Tam o sırada; “abi müsaadeniz olursa özel bir soru soracağım” “Tabi buyurun?” “Siyasî bir gazeteyi Üstad ve Risale-i Nur ile nasıl bağdaştırıyorsunuz? Üstad, eserlerinde ‘siyasetin lisanı olan gazeteleri şu kadar zamandır elime almadım, okumadım ve bakmadım’ demiyor mu? Hal böyleyken cemaatın siyasî bir gazete çıkarması ve bunun da dersanelere kadar sokulması büyük bir tezat oluşturmuyor mu?” “Elbette, ancak bunun cevabını yarına bıraksak olmaz mı?” 

“Neden?” “Çünkü bir kaç kelime ile geçiştirmek istemiyorum, biraz zamanımızı alacak da ondan. Yarın bu saatlerde burada tekrar buluşalım.” “İnşaallah” diyerek ayrıldım…

Ertesi gün anlaştığımız saatte tekrar dershanede buluştuk. Biraz muhabbetten sonra asıl konumuz olan derse geçtik… Önünde, Tarihçe-i Hayat, Mektubat, lâhikalar ve ufak bir kaç eser daha vardı…

Atasoy; okumaya Tarihçe-i Hayattan başladı… Üstad; Van valisinin konağında kalırken bir gazetede okuduğu İngiliz dışişleri bakanının, “Bu Kur’ân Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe biz onlara hakim olamayız, Kur’ân’ı ellerinden mutlaka alarak, onları Kur’ân’dan soğutmalıyız” sözleriyle ilgili haberine karşı Bediuzzaman’ın adeta kükrercesine; “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” diyerek kesin kararını verdiğini, hayatının ulvî ve büyük bir gayesinin bu olduğunu okudu.

Bu gayesinin tahakkuku için de rüyasında Peygamberimizden (asm) ilim talebinde bulunduğunu, ümmetine soru sormamak şartıyla kendisine ilim verileceği müjdesini aldığını aynı eserden devam etti…

Mektubat adlı eserden de; yakında büyük bir infilâk olacağını, Kur’ân’ı muhafaza eden güçlerin yok edileceğini, onun korunması için mu’cizeliği büyük bir zırhı olacağını ve bunun beyanı için görevlendirildiğini de okudu. Bu büyük ve ulvî gaye nasıl geçekleştirilecek? “Kur’ân’ın Sönmez ve söndürülmez bir nur olduğu” hakikatı nasıl anlatılacak? Bediüzzaman’ın Kur’ân ve iman hakikatlarını neşretmek için meşrû her türlü vasıtayı kullandığını, kitapçıklar yazıp matbaalarda bastırdığını, zamanın gazetelerinde makaleler yazdığını Tarihçe-i Hayat’tan gösterdi…

Yirmi Birinci Lem’anın sonundaki mektuba ve orada geçen bir hadiseye de dikkat çekti… “Risale-i Nur’un neşrinin en büyük manevî bir cihad olduğunu ve bu neşri yapmak için akıtılan mürekkeplerin ahirette şehitlerin kanıyla muvazene edileceğini” okudu…

Baskıların en ağır olduğu, küfrün ve otoritenin zirve yaptığı, Hasan Feyzi Abinin ifadesiyle; “masumların kanlarının içildiği, Ebu Cehillerin, Nemrutların geçildiği”, basit bir mektubun bile postanelerden engellendiği, bütün basının ve neşriyatın mane- viyata kin kusmasından başka hiçbir müsbet yayınına müsaade edilmediği, çok sıkı takiplerin yapıldığı korkunç ve zifiri karanlık bir dönem yaşandı..

Böyle bir dönemin en büyük manevî cihadı bu tür neşriyatlardan uzak durmaktan ve bunların içirmeye çalıştığı zehirlerden korunmaktan başka ne olabilir?

O meşum devrin çatırdamaya başladığı, demokrasi rüzgârının esintisinin hissedilmeye başladığı dönemde 1946’de Isparta ve İnebolu’da faaliyete başlayan teksir makineleri Üstadı çok sevindirir ve o makinelere, beşyüz kalemli, bin kalemli Nurcu adını verir ve Mektubat’ta ve eserlerinin değişik yerlerinde; “…Âlem-i İslâm’ın bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ittihamlarını izale etmek için matbuat lisanıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtar edildi” dediği paragrafı okudu…

Yine, Lem’alarda geçen şu ifade ile “Bu zamanda Nurlar’la hizmet-i imaniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur” ifadeleriyle neşriyatın önemine dikkat çekmiyor mu?

Şuâ’lardan; Üstadın şu sözlerini de okudu: “….Bu sırada hem ehl-i sünnet gazetesi, hem buranın gazetesi, hem Zübeyir’in hararetli mukabelesi, Nurlar’la iştigalleri güzel bir ilânat hükmüne geçtiler. Benim bedelime, benim hoşuma giden bize dair (gazetelerdeki) bahislerine bakınız, bana bildiriniz.”

Meşrûtiyet döneminde bir çok gazetelerde makaleler yazan Üstad; demokrasinin kısmen yaşandığı 1950 sonrası ise gazetecilerle yaptığı röportajlar basında yayınlanıyor ve tahliller olarak Tarihçe-i Hayat’ta yerini alıyor…

Abiler hayatda (1975) Bayram Abi, Üstadın Zübeyir Ağabeye basını takip ettirdiğini ona okutup dinlediğini anlatır. İttihad Gazetesi çıktığında da Zübeyir Abinin Galata Köprüsü’nde gazete satmasıyla ilgili hatırasını da zikreder. (Son Şahitlerde yer almaktadır).

Atasoy; 1962’den sonra abilerin defalarca gazete çıkarma teşebbüsleri olduğunu anlatır, İrşat, İhlâs, Zülfikar ve Bediülbeyan isimli gazeteleri örnek olarak gösterir.

Haftalık olarak çıkan İttihad’ın ise 1967’de yayın hayatına başladığını anlatır…

Yeni Asya; Zübeyir Abi, Bayram Abi, Sungur Abi ve Tahir Abilerin yaptıkları uzun görüşmeler ve istişareler neticesinde, 21 Şubat 1970’de Nur Talebelerinin naşir-i efkârı, hak ve hakikatın gür sesi günlük siyasî bir gazete olarak belirlenen prensiblere uymaya taahhüt ederek Bab-ı Âlide yerini aldığını. Meşveretten ayrılmayan, İman ve Kur’ân hakikatlarını haykıran, hak ve hakikatın savunucusu olduğunu, hadiselere hep Risale-i Nur penceresinden bakıp yorumladığını, her gün eserlerden pasajlar yayınlayan, Allah’dan gayri hiçbir gücün karşısında eğilmeyen, toplumun bir pusulası olan, hak ve hukukun tavizsiz, istikrarlı ve korkusuz savunucusu adeta bir lâhika gibi yayın hayatına devam ettiğini söyledi…

“Tamam abi Allah razı olsun tatmin edici bilgiler verdin yalnız çok önemli bir sorum daha olacak: Gazetemiz neden İslâmı savunan, mensupları dindar olan bir partiyi değil de, başka bir partinin yani AP’nin savunuculuğu yapıyor? Bana bunu da Risale-i Nur’un satırlarından göstererek izah edebilir misin?”

“Elbette…” diyerek sohbeti ertesi güne bıraktı…

Okunma Sayısı: 595
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Türeli

    18.1.2022 18:12:02

    Bütün abilerle yapılan sohbet be hatıraları derleyip kitap yapmak lazım anonim olabilir. Allah razı olsun

  • Ömer

    15.1.2022 08:09:27

    Binlerce tebrikler,sabırla diğer hatıra yazılarınızı bekliyoruz. Harika paha biçilemez yaşanmış hakikatlar,anılar için teşekkür ederiz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı