"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şükür nimeti arttırır

Hüseyin Şahinoğlu
22 Ağustos 2019, Perşembe
Yorucu bir mesai sonrasında güç belâ ayağımızı attığımız toplu taşıma aracında, halimizi gören bir gencin ayağa kalkarak yerini vermesi karşısında memnuniyet duyar, teşekkür ederiz.

Yahut tanıdığımız birisinin evine gittiğimizde, sergilediği yakınlık ve yaptığı ikramlar için ziyadesiyle memnuniyet duyar, teşekkürümüzü iletiriz. Veya sorduğumuz adresi kolayca bulmamıza yardım eden şahsa hemen teşekkür eder, memnuniyetimizi ifade ederiz.

İyiliğe karşı memnuniyet duymak ve teşekkür etmek en temel insanî değerlerdendir. Dünyanın neresinde olursa olsun, her insan kendisine hatta başkalarına yönelik yapılan iyilik karşısında memnuniyet duyar, teşekkür eder. Meselâ, aç kimselere yiyecek ulaştıranlara teşekkür ederiz. Su sıkıntısı çekilen yerlerde kuyu açanlara teşekkür ederiz. Ameliyat olmuş ve şifaya kavuşmuşsak cerraha ve ekibine teşekkür ederiz. Maddî darlık içine düşüp borç para talep ettiğimizde, bu talebimize olumlu cevap verenlere teşekkür ederiz. Bize bilmediklerimizi öğretenlere teşekkür ederiz. Bir derdimiz varsa çare üretmeye çalışanlara teşekkür ederiz. Başkalarının sıkıntılarına merhem olmaya çalışanlardan haberdar olunca teşekkür ederiz veya etmek isteriz…

Listeyi iyilikler sayısınca uzatabiliriz. Bu temel insanî özellik (insaniyeti bozulmamak şartıyla) herkeste, her zaman açıkça gözlenir. Fakat diğer taraftan biz akıl ve kalp gibi yine insanî özelliklerimizi kullandığımızda görüyoruz ki hayata gelmiyoruz, getiriliyoruz. Biz ihtiyacımız olan yiyecekleri kendimiz yaratmıyoruz, bunlar bizim için yaratılıyor. İhtiyaç duyduğumuz suyu kendimiz var etmiyoruz, su bir şekilde sağlanıyor ve bize içiriliyor. 

Biz manevî olarak bu hayatta ne yapacağımızı, buraya niçin geldiğimizi bilmez haldeyken bize “doğru yol” gösteriliyor. Kısacası bu güzel dünyada yaşatılıyoruz, yediriliyoruz, içiriliyoruz, giydiriliyoruz, maddî manevî ihtiyaçlarımızın karşılandığını görüyoruz…

Elbette en küçük iyiliğe memnuniyet ve teşekkürle karşılık verme özelliğine sahip kimseler olarak bizim, bizi Yaratan, yaşatan, besleyen, hidayete ulaştıran kısacası sayısız iyiliklerine nail kılan Rabbimize memnuniyetle ve teşekkürle mukabele etmemiz gerekiyor! Çünkü insaniyetimiz bunu icap ettiriyor! Bundan kaçınan kimseler muhakkak ki insaniyetleriyle çelişiyorlar!

İnsaniyetimizle gördüğümüz bir başka gerçeklik ise iyilik karşısında yapılan teşekkürün iyiliğin artmasına, nankörlüğün ise iyiliğin azalmasına ya da kesilmesine yol açtığıdır. Söz gelimi, bir baba çocuğuna güzel hediyeler alır, bunun karşılığında çocuk memnuniyetini dile getirir, türlü şekillerde teşekkür ederse, o baba çocuğunun sergilediği bu tutumdan memnun olur ve ona yeni yeni hediyeler almaya devam eder. Çocuk aksi istikamette tutum sergiler, bu hediyeler karşısında duyarsız davranırsa, önemsemezse, memnuniyet duymazsa, teşekkür etmezse baba onun bu tutumundan dolayı müteakip zamanda hediye almayı keser!

Yaratıcımız, bize bu hakikati, Kendi katından şöyle ifade eder: “Rabbiniz size şöyle bildirmiştir: Muhakkak ki eğer şükrederseniz elbette size nimetimi arttırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim 14/7) 

Said Nursî, bu âyetin ikinci bölümünden hareketle şöyle der: “Nimet şükür görmezse gider”. 

Onun bu sözünü, âyetin diğer bölümünü de hatırlayarak şöyle tamamlayabiliriz: Nimet şükrü görürse artar, şükrü görmezse gider”.

Aslında bu ifade aynı hakikate “nimet katından” bakılarak yapılan bir açıklama niteliğindedir. Yani Allah katından bakıldığında, nimetleri veren olarak O, nimetlerine şükürle karşılık verilmesi halinde nimetlerini arttırır, nankörlük yapılması halinde ise (dünyada nimetlerini azaltır veya keser, ahirette hesaba çeker) cezaya maruz bırakır. Nimet açısından bakıldığında ise şükürle karşılık gören nimet artar, artmaya devam eder, nankörlükle karşılık gören nimet ise azalır veya gider, hesap gününde de azap vesilesi olarak insanın karşısına çıkar!

Unutmamak gerekir ki sahip olduğumuz her şey İlâhî nimettir. Her nimete kendi cinsinden şükretmeye çalışmak gerekir ki bu nimet artarak devam etsin, kaybolmasın, hesap gününde azap vesilesi olarak karşımıza çıkmasın. Meselâ, iman bir nimettir, Kur’ân bir nimettir, onun tefsiri olarak Risale-i Nur bir nimettir… Eğer bu nimetler “şükrü görmezse” türlü şekillerde elimizden gidebileceği gibi uhrevî hayatımızda da –Allah korusun- şiddetli bir azaba düçar olmamıza sebep olabilir!

Okunma Sayısı: 1353
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı