"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir kuantum hikâyesi ve meraklı yolcu-5

İ. Seyda DURGUN
01 Ocak 2026, Perşembe
Niyet: Amelin ruhu

Hakikatte bir fiilin değerini belirleyen şey, yalnızca ne yapıldığı değil; niçin yapıldığıdır. Bu sebeple niyet, amelin ruhu olarak kabul edilir. Hz. Peygamber’in (asm) “Ameller niyetlere göredir”1  hadisi, bu hakikati kısa ve net biçimde ifade eder.

Nursî’nin şu tespiti, niyetin gücünü anlamamızı kolaylaştırır:  “Niyet, meyyit (ölü) olan amellere ruh verir.”2  Yani niyet, cansız gibi görünen sıradan davranışları canlı, anlamlı ve değerli kılar. Aynı hareket, ihlaslı bir niyetle ibadete dönüşebilir; gösteriş ve menfaat için yapıldığında ise değerini yitirir. Burada belirleyici olan dış görünüş değil, kalpteki yöneliştir.3 

İhlas, niyetin saflığıdır. İhlaslı bir niyet, yapılan işin maddî sonucundan bağımsız olarak manevî bir karşılık inşa eder. Bu açıdan niyet, gözle görülmez; fakat etkisi son derece gerçektir. İnsan, niyeti sayesinde sadece bir gözlemci olmaktan çıkar; her davranışında ahlaki ve ruhani bir ağırlık kazanır. Hayat, böylece rastgele olaylar zinciri olmaktan çıkar; bilinçli bir yönelişe dönüşür.

Nazar: Bakış Açısının Manevî Değeri

“Nazar” kelimesi hem bakış anlamına gelir hem de kültürümüzde “nazar değmesi” gibi inançlarla derin bir çağrışım taşır. Yani bu açıdan nazar, yalnızca gözle görmek değildir; kalpten süzülen niyetle birleşmiş bir bakıştır.

Mana-yı harfî ile bakan bir nazar, kâinata şefkat ve hayranlıkla yönelir. Böyle bir bakışta eşya kıymetlidir, anlamlıdır ve korunmaya layıktır. Mana-yı ismî ile bakan nazar ise varlığı sıradanlaştırır; onu değersiz, sahipsiz ve amaçsız görür. Aynı dünya, aynı olaylar… Fakat nazar değiştiğinde görülen şey de değişir.

Bu yüzden "Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen, hayatından lezzet alır."4 sözü, sadece psikolojik bir tespit değil; manevî bir bakışın ifadesidir. İnsan nasıl bakıyorsa, âlem de ona öyle açılır.

Nazar değmesi inancı da bu çerçevede anlam kazanır. Haset, kıskançlık ve kötü niyetle bakan bir gözün, zarar verici bir etki oluşturabileceği kabul edilir. Hz. Peygamber’in (asm) “Nazar haktır”5  buyurması ve nazardan Allah’a sığınmayı tavsiye etmesi, bakışın metafizik bir boyutu olduğunun İslâm düşüncesindeki yansımasıdır. Özetle, bilimin gözlemci etkisi tespiti bu hakikati anlamamıza yardımcı olan bir "beşerî keşif aracıdır."  Buna karşılık basiret, yani gönül gözüyle bakmak; eşyanın ardındaki İlâhî hikmeti görmektir. Bu, kem gözün tam zıddı olan olumlu ve inşa edici bir nazardır.

Kalp ve Şuurun Merkeziyeti

İslâm’da kalp (gönül), insanın sadece duygularının değil; idrakinin, imanının ve niyetinin merkezidir. Kalp, maddî bir organ olmanın ötesinde, manevî âleme açılan bir kapı olarak görülür. Kur’an’da kalpler için “anlayan”, “katılaşan” veya “mühürlenen” ifadelerinin kullanılması, kalbin bir tür şuur merkezi olduğunu gösterir.

“Kalpleri vardır, onlarla anlamazlar”6 ayeti, aklın tek başına yeterli olmadığını; hakikatin kalple idrak edildiğini vurgular. Tasavvuf geleneğinde kalp, İlâhî ilhamların tecelli ettiği mekândır. Bu nedenle temiz bir kalple edilen niyet ve duaların, âlem üzerinde yankı bulacağına inanılır.

“Kalp aynasını saf tutmak” ifadesi hem ahlaki arınmayı hem de insanın iç dünyasının dış gerçeklik üzerindeki etkisini anlatır. Bu bakışa göre kalp, kâinatın mana boyutuna bağlanan bir telsiz gibidir. Sevgi, şükür ve dua frekansında çalıştığında hem sahibinin, hem çevresinin hâlini aydınlatır; kin, haset ve hırs frekansında çalıştığında ise karanlık üretir.7 

Kısacası kalp, tevhid inancının insandaki merkezidir. Niyet ve nazarla birleştiğinde, insanı İlâhî hakikatle uyumlu hâle getiren en güçlü rehber olur. Bu rehberlik sayesinde insan, sadece yaşayan değil; anlam veren, dönüştüren ve şahitlik eden bir varlık hâline gelir.

Dipnotlar:

1- Buhârî, M. (1982). Sahîh-i Buhârî muhtasarı tecrîd-i sarîh tercemesi (Cilt 1). (A. Naim, Çev.). Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

2- “Ve keza, niyet ölü ve meyyit olan hâletleri ihya eden ve canlı, hayatlı ibadetlere çeviren bir ruhtur.” Mesnevî-i Nuriye, Katre, s. 83.

3- Said Nursi, Mesnevî-i Nuriye, Katre, s. 83.

4- Said Nursi, Mektubat, s. 556.

5- Müslim, İ. H. (1978). Sahîh-i Müslim tercemesi ve şerhi (Cilt 9). (A. Davudoğlu, Çev.). Sönmez Neşriyat.

6- Hac, 46.

7- Hawkins, D. R. (2014). Güç kuvvete karşı: İnsan davranışlarının ardındaki gizli faktörler. (N. Örgev, Çev.). Butik Yayıncılık.

Okunma Sayısı: 1700
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ahmet Said

    1.01.2026 13:38:20

    Özel zaman dilimleri, kolektif bir ibadet ve teveccüh dönemidir. Bu dönemde, manevi hava temizlenir; milyonlarca insanın aynı ulvi amaca yönelmesi, sosyal bir "pozitif alan" oluşturur. Bu kolektif enerji, bireyin iç dünyasındaki huzursuzluklara karşı bir kalkan görevi görür. Fakat bu güzel günler geçip "dünya sergisi" açıldığında, manevi hava yerini maddiyatın ve nefsi arzuların "buharat-ı müzahrefe"sine (kirli buharlarına) bırakır. Bu geçiş döneminde asabi sinelerde bir inkıbaz (daralma) hali başlar. (Kastamonu Lahikası).

  • Ahmet Said

    1.01.2026 13:38:09

    “ … kalp, kâinatın mana boyutuna bağlanan bir telsiz gibidir. Sevgi, şükür ve dua frekansında çalıştığında hem sahibinin hem çevresinin hâlini aydınlatır; kin, haset ve hırs frekansında çalıştığında ise karanlık üretir.” Maddi havadaki değişimler (basınç, nem, oksijen oranı) bedeni nasıl etkiliyorsa, manevi atmosferdeki değişimler de insan ruhunu ve dolayısıyla mizacını öyle etkiler. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: "Nasıl maddî hava fena ise, fena tesir ediyor; mânevî hava da bozulsa, herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir.” (Kastamonu Lahikası).

  • Yiğitoğlu

    1.01.2026 11:39:42

    Bu bakışa göre kalp, kâinatın mana boyutuna bağlanan bir telsiz gibidir.Evet, "İhtar: Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır (İşaratü'l-İ'caz) Yani kalbin bir maddî, bir de manevî yüzü vardır. Maddî yüzü tıbbın sahasına girer, manevî yüzü ise dinin sahasıdır. Maddî kalb, çam kozalağı şeklinde, kılcal damarlara kadar kan pompalayan ve insan hayatını devam ettiren bir organdır. Diğeri ise, şuur, vicdan, idrak ve muhabbet gibi manevî âlemlerin merkezi olan rabbanî bir latifedir. İşte insanın asıl kıymeti ve hakikati bu manevî kalp sayesinde anlaşılır ve bilinir.

  • Cemal Özkaya

    1.01.2026 09:08:03

    Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayattan lezzet alır” Hz.Mevlana. Bu söz yazılış şekli itibariyle Hz. Mevlana'nın. İki müceddit farklı zamanlarda aynı manayı farklı söylemişler.

  • Cemal Özkaya

    1.01.2026 08:59:27

    Bu yüzden “güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür”4 mektubat sayfa 556. Bu ifade mana olarak doğru ama alıntı yapılan kitap ve sayfa numarasında "Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen, hayatından lezzet alır." olarak geçiyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı