Almanya, Japonya gibi birinci sınıf demokrasi ile yönetilen ülkelerde iktidar ve muhalefetin eşit şartlarda yarıştığı kavgasız, adil ve serbest seçimler yapılır.
Taraflar projeleriyle meydanlara çıkarlar; rakiplerine hakaret etmeden toplumun dikkatini kendi projelerine çekerler ve onun tasvibini isterler. Kazanan taraf yönetime geçer; partizanlık yapmadan muhalefetle iş birliği yaparak demokrasiye göre icraat yapıp ülkesini kalkındırır.
Üçüncü dünya ülkeleri gibi demokrasi ve muhalefetin olmadığı, istibdada dayalı tek adam rejimlerinde seçim yoktur. Zira oralarda babadan oğula veya kardeşe intikal eden, ülkeyi insan hak ve hürriyetlerinin olmadığı, tek kişinin merkezde olduğu monarşik bir yönetim vardır.
Rusya, Suriye, Mısır gibi demokrasi ve muhalefetin olmadığı, ya da kurgulanan bir muhalefetin olduğu, adı Cumhuriyet olan tek adam rejimlerinde şeklen bir seçim vardır. Oralarda baştaki lider ve partisi, halkın baskı altında tutulduğu şartlarda düzenlenen göstermelik seçimlerde seçimi kazanır ve müstebit icraatlarına devam devam eder.
Türkiye, Macaristan gibi daha önce demokratik Cumhuriyet ile idare edilirken, tek adam rejimlerine geçildiği, demokrasi, hukuk ve hürriyetlerin askıya alındığı ülkelerde, muhalefet ile birlikte seçim de vardır. Ancak muhalefet iktidar tarafından baskı altında tutulurken seçimler, adilane ve eşit şartlarda yapılmaz.
Birkaç hafta evvel Macaristan’da genel seçimler yapıldı. Macar halkı, seçim sonucunda Viktor Orban yerine Peter Magvar’ı yönetime lâyık gördü. Viktor Orban, 2010’da Anayasayı değiştirecek seviyede bir galibiyetle seçimleri kazanarak iktidara gelmişti. Ülkesi AB üyesi olmasına rağmen ipleri tam olarak eline geçirdikten sonra tek adam rejimini ülkesinde tesis etti. Demokrasiyi, hukuku, insan hak ve hürriyetleri askıya aldı. Meclisi kontrol altına aldı. Devlet imkânlarıyla zengin ettiği iş adamları vasıtasıyla basının % 80’ini ve yargıyı kendine bağladı. Muhalefeti yargı sopasıyla susturdu. Devletin kaynaklarıyla yandaşlarını beslerken, halkı fakir ve sefil bir hayata mahkûm etti. (wikipedia.org.kom.tr)
Orban, 16 seneden bu yana her seferinde tek taraflı bir şekilde devlet imkânlarını kendi lehinde kullanıp halkı hile ve oyunlarla aldatarak seçimleri kazınıyordu. Bu durumun ilânihaye devam edeceğini zannediyordu. Hile ve aldatmaların bir noktada tıkanacağını ve seçimi kaybedebileceğini hesaplamamıştı.
Macar halkı, Orban yönetiminden bizar olmuşlardı. Son seçimde demokrasi, hukuk üstünlüğünü, Meclisi ve kanun hâkimiyetini esas aldığını söyleyen muhalefet lideri Peter Magvar ve Tisza (Saygı ve Özgürlük) partisini iktidara taşıdılar.
Bir görüşe göre halk, Orban’nın parlak ve yanıltıcı seçim kampanyasından dolayı kafaları karışmış ve onu tekrar seçmeye meyletmişlerdi. Ancak Trump, Netanyahu ve Putin gibi, masumların kanına giren otokrat zalimlerin, onun seçim kampanyasına aktif bir şekilde katılmaları ve halkı onu seçmeye çağırmaları ters tepmiş ve halkın demokrasiden yana ağırlık koymalarına vesile olmuşlardır.
Keşke yukarıda saydığımız şahıslar Orban’ı da yanlarına alarak, diğer otokratların seçim kampanyalarına müdahil olup onlara da benzer bir desteği verseler, yalan seçim propagandalarıyla uyutulan halkların hipnozdan uyanıp gerçeği görmelerine, tek adam rejimine destek vermekten vaz geçip demokrasi talep etmelerine vesile olurlardı.
Macaristan seçimleri, hukukuna sahip çıkan bir halkın iradesi karşısında - ne kadar güçlü olsa olsun - tek adam rejimlerinin ayakta kalamayacağını göstermiştir.