"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir adada kurulan büyük hayaller - Bir sevda idi öğretmen olmak (7)

Durmuş Ali İnci
10 Haziran 2026, Çarşamba
Ege'nin dört ilinden gelen arkadaşlarımızla sanki aynı ana babanın çocukları, öz kardeşlerimiz kadar yakın ve dost olmuştuk.

Daha ilk günlerde bile herkes kendi köyünün güzelliklerini anlatmaya başlamıştı. Bizler öğretmenliğe sevdalanmış Anadolu'da bize yar olacak bir köyün hayalini kurmaya başlamıştık bile. Cehalet karanlığında bilinmez olmuş o insanların nuru, umudu olmak ve gaz lambasının kör ışığında ömür tüketen Anadolu insanına medeniyetin ve ilmin güzelliklerini anlatmak için can atıyorduk. Tamamen Rumların yaşadığı küçücük ada merkezindeki şehirde bizi çeken hiçbir şey yoktu. Okulumuz bizim bütün hayat alanımızdı. Her sınıfın bir bağlama ekibi, halk oyunları grubu, tiyatro ekibi vardı. Haftanın belli gün ve saatlerinde çalışmalar devam ederdi. Bütün sınıfların futbol, voleybol ve basketbol takımları vardı. Sınıflar arası turnuvalar hiç eksik olmazdı. Hemen yanı başımızdaki futbol sahamız hiç boş kalmazdı. Müzik salonumuz her türlü sosyal faaliyetimize cevap verecek nitelikte mükemmeldi. Artık biz ayrı bir dünyada yaşıyorduk. Aklımız, fikrimiz, sohbetlerimiz hep muallim olmak, Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatmakla meşguldü. Artık bu sevda bize sevdiklerimizi bile unutturmuştu. Sınıflarda derslerimiz çok eğlenceli ve eğiticiydi. Meslek derslerimizde Baba Niyazi'yi kim hatırlamaz ki? Her derste sanki öğretmenliği yaşar, ideallerimiz coşardı. Aşçımız Mustafa Abimizin dışarıda rastgele çıkma tahtalardan yapılmış mutfakta hazırladığı kuru fasulye, nohut, barbunya etli yemekler harikaydı. Yemek almak için dar koridorda iki sıra olmak, sıra beklerken kaynaşıp sohbet etmek unutulmazdı. Yatakhanelerde çift katlı ranzalarda yatmak, hele geç saatlere kadar uyumayıp gruplar halinde memleket hatıralarını yâd etmek unutulmaz günlerimizdi. Bazen ışıklar sönük halde uyumayıp muhabbet ederken birden ışıkları yakarak eli sopalı nöbetçi öğretmene yakalanmak korkusu her an içimizi ürpertirdi. 

Adada yaşayanların büyük çoğunluğunu Rum olduklarından şehir bizim için gurbet gibiydi. İşyeri tabelalarında Türk ismine rastlamak çok nadirdi. Hatırladığım birkaç kişiden hepimizin bildiği iki kişi vardı. Cumartesi öğleden sonra ve pazar günleri ancak şehre çıkabiliyorduk. Tek eğlence yerimiz Sinemacı Namık'ın mekanı idi. Tek katlı basit bir salondan ibaret sinemada Türk filmleri izlerdik.  

Herkesin tanıdığı kahraman, gözükara bir denizci Karadeniz'in dalgaları ile boğuşmuş, Gökçeada- Çanakkale arasında salı ve cuma günleri büyük yük teknesiyle gıda ve sair ihtiyaçları taşır adeta adadakilerin karnını doyururdu.

O günlerde farkında değildik belki ama o küçük ada okulunda aslında büyük bir ideal yoğruluyordu. Aynı sofrayı paylaşan, aynı ranzalarda uyuyan, aynı hayallerle dolup taşan o gençler kısa bir süre sonra Anadolu’nun dört bir yanına dağılarak köy köy, kasaba kasaba ışık taşıyacaklardı. Bizler için öğretmenlik yalnızca bir meslek değil, memleketin karanlıkta kalmış ufuklarına doğacak bir güneş olma sevdasıydı.

Okunma Sayısı: 187
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı