Zekât emri geldikten sonra Resul-i Ekrem (asm) ümmetinden zekât toplamak üzere zekât memurları (tahsildarlar) görevlendirdi.
Bunları zenginlerden zekât toplamak üzere gönderdi. Burada yaşanmış iki farklı örnekten bahsetmek istiyorum. Birisi zekât emrini “cizye” kabul ederken diğeri mallarını Allah’ın emaneti olarak kabul edip gönül rızasıyla seve seve fazlasıyla verdi. Sonuçta birisinin malı başına bela getirdi. Diğeri ise Resul-i Kibriya’nın (asm) duasına nail oldu. İbretlik örneklere birlikte bakalım:
Medineli fakir Müslümanlardan Salebe b. Hâtıb, Peygamberimize (asm) gelip:
“Yâ Resûlallah! Bana mal vermesi için, Allah'a dua et!" dedi. Peygamberimiz (asm):
“Yazıklar olsun sana ey Salebe! Şükrünü yerine getirebildiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan hayırlıdır. Ey Salebe! Hakkını ödeyeceğin az mal, hakkını ödemeye güç yetiremeyeceğin çok maldan hayırlıdır!" buyurdu. Salebe, dönüp gittikten bir süre sonra, geri geldi:
“Yâ Resûlallah! Bana mal vermesi için, Allah'a dua et!" diyerek dileğini tekrarladı. Bunun üzerine, Peygamberimiz (asm):
“Sen Allah'ın Peygamberi gibi davranışlı olmaya razı değil misin? Ben sana en güzel örnek değil miyim? Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; dağların altın ve gümüş olarak benimle birlikte yürümüş olmalarını istemiş olsaydım, muhakkak yürürlerdi!" buyurdu.1 Salebe:
“Yâ Resûlallah! Sen, bana mal vermesi için, Allah'a dua et! Seni hak ile peygamber gönderen Allah'a andolsun ki; sen bana dua edecek olursan, Allah da bana mal verecek olursa her hak sahibine hakkını vereceğim!" dedi.2 Bunun üzerine, Peygamberimiz (asm):
“Ey Allah'ım! Salebe’ye mal ver!" diyerek dua etti.
Salebe bir koyun edindi. Koyun bereketlendi. Medine ona dar geldi ve uzaklaşmak zorunda kaldı. Medine vadilerinden bir vadiye gidip kondu.
Öğle ve ikindi namazlarını cemaatle kılıp diğerlerini terk etmeye başladı. Koyunlar daha da artınca Salebe Medine'den büsbütün uzaklaştı. Cuma namazları dışında bütün namazları bıraktı. Koyunlar daha da çoğalınca, Salebe Cuma namazını da bıraktı. Cuma günü, oradan geçen yolculardan, Medineliler hakkında haberler sormakla yetinir oldu. Peygamberimiz (asm), Ashaba:
“Salebe ne yapıyor?" diye sordu. Ashab:
“Salebe bir koyun edinmişti. Koyun üreyip çoğalınca, Medine ona dar geldi. O da Medine'den uzaklaşmak, Medine vadilerinden birine gidip konmak zorunda kaldı..." diyerek, Sa'lebe'nin işini haber verdiler. Peygamberimiz (asm):
“Vâh Salebeye! Vâh Salebe'ye! Vâh Salebe'ye!" buyurdu. 3 Allah:
“Onların mallarından bir sadaka (Zekât) al ki, bununla kendilerini (günahlarından) temizlemiş, bununla onların mallarını, hasenelerini bereketlendirmiş olasın!" mealindeki ayeti indirdi. 4
Bu sadaka ve zekât ayeti inince, Peygamberimiz (asm); biri Cüheyne, diğeri de Süleym kabilesinden iki kişiyi zekât tahsildarı olarak çevredeki mal sahiplerine gönderdi.
Müslümanların mallarından zekât ve sadakalarını ne kadar alacakları hakkında bir yazı yazdırıp onlara:
“Sa'lebe’ye ve Süleymoğulları’ndan da filan zâta uğrayınız! Onlardan, zekât ve sadakalarını, buna göre alınız!" buyurdu.
Tahsildarlar Salebe’ye gittiler. Ona Resûlullah’ın (asm) yazısını okuyup, kendisinden mallarının sadaka ve zekâtını istediler. Salebe “Bu da ne?! Bu ancak bir cizyedir! Onun kızkardeşidir! Bu da ne? Bu, cizyeden başka bir şey değil! Ben bilmiyorum bu nedir? Hele siz şimdi gidin! İşinizi bitirdikten sonra yanıma dönün!" dedi.
Dipnotlar:
1- Taberî, Tefsîr, 10: 189,
2- İbni Esîr, Usdu'l-gâbe, 1: 284
3- İbni Esîr, 1: 284
4- Tevbe Suresi: 103.