"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fetvaların tesir etmesi için...

İlknur Maraş Çalık
02 Ekim 2021, Cumartesi
Bir anne ve baba düşünelim.

Kısacık dünyasını evlâdı için şefkat saikasıyla adar. Kendi yemez yedirir, içmez içirir. Çocuk fedakârlığı, sığınmayı, güveni ilk anne ve babasından öğrenir. Bütün bu hakikatlere rağmen kendini düşünen bir toplum haline geldiğimizi ibretle müşahede ediyoruz. Peki, bu duruma nasıl gelindiğini sorgulamamız gerekmez mi?

Âyeti kerîmede mealen; “Onların normal ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamak da çocuk kendisinden olanın (babanın) borcudur.” 1 denilir.

Maalesef son zamanlarda çokça işitmeye başladığımız vakıa üzerinden mezkûr âyetin manasından ne kadar uzaklaştığımızı anlamaya çalışalım:

Bir baba, kızının özel üniversitede iki yıl okuması için kayıt ettiriyor. Ama bunu mezun olduktan sonra çalışıp geri ödemesi karşılığında yapıyor. Kızcağız çalışmaya başlıyor ve her ay babasına borcunu ödemeye çalışıyor. Anneye deniliyor ki; ‘Ne güzel iğne oyası yapıyorsun, kızının da çeyizini hazırlarsın. Annenin cevabı şaşırtıcı; “Aaa! Bana ne, çalışıyor. Önce babasına borcunu bitirir, sonra da bir yıl daha çalışır çeyizini hazırlar evlenir” Ve bu davranışı sergileyen ehl-i dünya biri değil. Son dönemlerde çocuklara uygulanan şiddetler revaçtayken akla şu soru geliyor: Cahiliye devrinde öldürülen kız çocuklarına yasak ve merhamet getiren İslâm, nasıl oluyor da bu ülkede yaşayan katı kalpli insanlara işlemiyor?

Bu sualin cevabını İmam-ı Âzam’ın bal hadisesi verir: Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkar, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamaz.

Sonunda, tavsiye üzerine, İmam-ı Âzam’ın yanına giderler. Sorunu dinledikten sonra çocuğun anne ve babasına; “Kırk gün sonra gelin” diyerek yolcular.

Kırk gün geçtikten sonra tekrar görüşmelerinde çocuğa; “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” der. Sonraki günlerde bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor! Merak etmişler bunun sebebini.

İmam-ı Âzam’a tekrar giderek; “Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?” Gülümseyerek şöyle cevap vermiş Ebu Hanife: “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”

Allah (cc) âyet-i kerîmesinde ne emrediyordu: 

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” 2 Demek ki sözlerin tesiri için önce kendi nefsimizde yaşamalıyız. “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.” 3 kaidesini hayatımızda canlı tutmalıyız.

Ve şu soruyu da sormadan geçemiyoruz: Çocuklar, anne ve babasından karşılıksız sevgiyi görmeden büyürse, ileride karşılık görmeden anne babaya merhamet duyar mı?

Şefkat abidesi olan anneyi, Bediüzzaman Said Nursî şu veciz ifadelerle akla yaklaştırır:

“Valideliğin en basit ve en ednâ derecesinde olan korkak tavuk, o şefkatin küçücük bir lem’asıyla, yavrusunu müdafaa için ite atılır, arslana saldırır.” 4 Buradaki hakikatte hayvan dahi olsa annenin evlâdı için canını bile hiçe sayabileceğini gösteriyor. Şimdi muhasebe zamanı. Fedakârlık en çok anneye yakışırken, bu hissiyatı kendi rahatımıza tahsis ettik. Fıtratımız, canını bile evlâdı için feda etme üzerine yaratılmışken, ne zaman ‘gözlerimi yoramam’ diyecek boyuta geldik?

Nitekim Hz. Peygamber’den (asm) rivayet edilen bir hadiste: “Evlâdın baba üzerindeki hakkı üçtür: Ona güzel bir isim koyması, okuma yazma öğretmesi ve zamanı geldiğinde onu evlendirmesi.” 5 Allah bizlere en kutsal mesleği vererek, Rahman ismine ayinedarlık etme vazifesini yüklemiştir. Biz bu ismi yaşayıp tecelli ettiremezsek, merhametlilerin en merhametlisi olan Zattan merhamet nasıl dileyebiliriz bir düşünelim mi?

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi, 233. 

2- Saff Sûresi, 2-3. 

3- Bediüzzaman, Sözler, Yirmi Birinci Söz, s. 424. 

4- Bediüzzaman, Mektubat, On Birinci Mektup, s. 68. 

5- Suyûtî, El-Câmiu’s-sağîr, II, 538.

Okunma Sayısı: 725
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sema Nur Gül

    2.10.2021 19:17:50

    Kalemine yüreğine sağlık kardeşim. Maalef günümüzde toplumunda bu giderek artıyor.. Evlenicek kişiler kendilerini yalnız hissediyor ve ağır bir yük altında kalıyor. Daha da vahim örnekler var yazında bahsettiğinden.. Ve sonrası anne babaya duyulan öfke bazılarında nefrete dönüşebiliyor... Rabbim merhameti vicdanı kalplerimizden eksik etmesin. Her daim evlatlarımıza hayırlı yol gösterici olmayı nasip eylesin..

  • Ali

    2.10.2021 13:38:16

    Eski aile bitti bitiyor. Ya yeni aile ya da sürü..

  • Cenk Çalık

    2.10.2021 06:58:45

    Ayet, hadis ve Risale'den çok iyi istifade edilmiş. Kanayan bir yaraya parmak basmışsınız. Teorik ile pratik arasındaki makas açıldığında tesir kabiliyeti de yitirilmiş oluyor. Zira, ahir zaman insanı söze değil, yaşama bakıyor. En ufak bir çelişki de irtibatı koparabiliyor. Doğru İslâmiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu yaşatamak insani değerlerimizin de zarar görmesiyle sonuçlanıyor. Nefsimiz, çevremiz ve bütün insanlık için en başta Nur talebeleri sadece anlatma düzeyinde değil, yaşamada en ilerde olmalıdır. Manen mesulüz. Yazınız bu mezkûr hakikatlerle yüzleşmeye ve mevcut durumu anlamaya vesile oluyor. Allah razı olsun. Başarılı yazılarınızın devamını bekliyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı