"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Maziye kök saldı, istikbale dal uzattı? - Çınar duruşu (2)

İslam YAŞAR
22 Şubat 2026, Pazar
—Dünden devam—

Gizli ajanların desiselerini, safdil kişilerin gaflet hâllerini kullanarak hikâyenin şahıs, zaman, mekân unsurları arasında girip müfsit hadiseler çıkardılar. Meydana gelen hissî çatlaklardan girdiler ve bazı grupları tehdit ederek, maddî imkân verip siyasî imtiyazlar sağlayarak kendilerine taraftar etmeyi başardılar.

M. Kemal’in, Ankara’da kendisi ile birlikte çalışması için Bediüzzaman’a vadettiği malum tekliflerin benzeriydi yapılanlar. Yeni Asya her hadise karşısında olduğu gibi yine Üstadının tarzını takip etti. İhtilâlcilerin, bazı şahısları kullanarak Nur Şakirdlerinin şahs-ı manevîsinin vicdanını satın alma mahiyetindeki bütün teklifleri reddetti.

Bu çınar duruşuna ihtilalciler gazeteyi süresiz kapatarak, Nur dershanelerine baskınlar yaparak mukabele ettiler. Gazete Yeni Nesil adı ile neşredildi. O kapatılınca Tasvir, o da kapatılınca Hür Yurt namıyla çıkarken Nur Talebeleri memleketin hemen her yerinde nezarete atılan kardeşlerinin yerini doldurarak Nur derslerine hiç ara vermeden milleti tenvire devam ettiler.  

Zamanın şartları zor, maddî imkânlar kıt olmasına rağmen o çınara Yeni Asya Vakfı, Risale-i Nur Enstitüsü, Bizim Radyo, Can Kardeş Okulu gibi yeni dallar eklendi. Köprü hakemli akademik bir dergi hüviyeti kazanınca edebiyat, sanat, fikir, tefekkür sahalarında istikbal vadeden gençler Genç Yorum sayfalarında kabiliyetlerini inkişaf ettirme gayreti içine girdiler.

BADİRELERE KARŞI SEBAT VE İSTİKAMET

Hizmet hamlelerinin ve ‘aziz, sıddık Nur Talebesi’ yetiştirme gayretlerinin yanı sıra müdahalelerin, tahriklerin, tacizlerin, tahkirlerin de artık seri haline geldiği bu hikâyede, Yeni Asya’yı durduramayacağını anlayan ifsat komiteleri, doksanlı yıllara doğru siyasî maksatlar ve resmî desteklerle o çınarı budayıp bodur bırakmaya kalktılar. 

Yeni Asya o siyasî darbelere, tekrar asıl ve tarihî ismine dönerek mukabele etti. Risale-i Nur’un naşir-i efkârı olması hasebiyle kendi cemaatinin hizmet müesseselerine sahip çıkarken kardeş meşreblerin ve diğer dinî cemaatlerin meselelerini de dile getirdi, müsbet hizmetlerine sayfalarında yer verdi. 

Ankara’da Kocatepe Camii’nde tertip edilen Bediüzzaman Mevlidi’ni bahane eden Yirmi Sekiz Şubat şebekesi mensubu bazı subaylar, sivil yardakçıları ve siyasî şakşakçıları ile saldırdıkları halde sesini kısamadıkları, başını eğemedikleri, duruşunu bozamadıkları bu gür çınarın dallarını kesmeye, gövdesini baltalamaya kalktılar. 

Daha ilk hamlelerinde karşılarında; maddî manevî baskılarına, dessas oyunlarına, fiilî tehditlerine, hissi tahriklerine, kasdî tevkiflerine, muvazaalı mahkemelerine ve keyfî mahkûmiyet kararlarına mertçe mukavemet eden Mehmed Kutlular’ın çınarvari duruşunu buldular. Onun hür haykırışını hapishanede bile susturamadılar.

Zira cemaati ile bütünleşip güçlenen ve cemiyet ekseriyetinden takdir gören Yeni Asya yarım asrı aşmış, maziye kök salıp istikbale dal uzatmış koca bir çınardı artık. Şiar edindiği çınar duruşu sayesinde o badirelerden de güçlenerek çıktı. “Cadde-i kübra-i Kur’âniye” olan Nurlu yoluna inançla, ihlâsla, azimle, kararlılıkla devam etti. 

“Ehl-i dalâlet, Risale-i Nur’un elmas kılıçlarına mukabele edemedikleri için şakirdleri içinde, derd-i maişet cihetinden ve bahar mevsimi gafletinde istifade ederek meşrebler veya hissiyatları muhalefetinden, zayıf damarları bulup şakirdler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım.” (Kastamonu Lâhikası, s. 242.) 

Bediüzzaman Hazretlerinin böyle bariz ikazlarına rağmen bu hikâyenin gelişme bölümünde onun “mucib-i taaccüp ve medar-ı teessüf” sıfatları ile tavsif ettiği acayip ve müessif hadiselerin yaşandığı safhalar da oldu. Çeşitli sebeplerle çınardan kopan dallar başka bahçelerde yeşerdilerse de o çınarın yerini alamadılar, siyasî ve içtimaî hadiseler karşısında çınar duruşu gösteremediler.

 İhtiyaç hasıl oldukça onlara da kol kanat geren, meselelerini sahiplenen, makul hizmetlerini seslendiren, ahirete gidenlerini rahmetle yâd eden Yeni Asya, zamanın şartlarına hâdisatın gidişatına göre kendini yenileyip hizmet tarzını geliştirerek hikâyesinin gelişme bölümünü yaşamaya devam ediyor. 

Tarih 21 Şubat 2026.  Bir duruşun hikâyesi 56. yılı bitirdi 57. yıla girdi. 

***

KEVSER IRMAĞI KIYISINDA HATIRLANACAK

Her hikâyenin sonucu olduğu gibi bu hikâyenin de bir sonuç bölümü var. 

“Ehl-i Cennet elbette arzu ederler ki dünya maceralarını tahattur etsinler ve birbirlerine nakletsinler. Belki o maceraların levhalarını ve misâllerini görmeyi çok merak ederler. Elbette sinema perdelerinde görmek gibi o levhaları, o vak’aları müşahede etseler çok mütelezziz olurlar. Madem öyledir, herhalde dar-ı lezzet ve menzil-i saadet olan dâr-ı Cennette, Hicr Sûresi’nin ‘Karşılıklı tahtlarda kardeş kardeş otururlar’ mealindeki 47. âyetinin işaretiyle, sermedî manzaralarda dünyevî maceraların muhaveresi ve dünyevî hadisatın manzaraları Cennette bulunacaktır.” (Mektubat, s. 496.)  

O bölüm dünyada değil, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin mezkur sözlerle ifade ettiği Cennet’te; Kevser Irmağı’nın kenarında, Cennet çınarı sayılan Tuba dallarının gölgesinde kurulan karşılıklı tahtlarda yapılacak sürur-u mütekabilin sohbetlerinde yaşanacak.

İnşallah...      

—SON—

Okunma Sayısı: 166
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı