Peygamberimiz (asm) “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, o zaman nasıl elbise insan üzerinde eskir ve çürürse Kur’ân da öyle eskiyip çürüyecektir. O zaman insanların işleri güçleri Allah korkusu olmayan bir tama’ olacaktır. Birisi bir iyilik yaparsa ‘Bu iyiliğim makbuldür’ diyecek. Kötülük ve masiyet işlerse ‘Affedilirim’ diyecektir” buyurur.
İşte böyle bir zamanda günahlar çok, helal mal azdır. Az bir amel ve sadaka ile kişi kendisini kurtulmuş kabul eder, Allah’tan af dilemeden affedileceğini umar. Kendisine güvenir ve günahlara dalar, nefsini hesaba çekmez. Günah işlemekten korkmaz, nefislerine uyarlar. Bütün endişeleri dünyalarıdır. Hayra cimridirlerler, şerre cömerttirler. Bu durum onların enaniyetlerinden kaynaklanır.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri “Bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan nizâ çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor” buyurarak yukarıdaki hadis-i şerifin manasının bu zamanda hükmettiğini izah eder. Enaniyet o derece hükmetmekte ki, davası için gayret gösterenleri enaniyet ile suçlarlar, ama enaniyetlerinden kendi hatalarını göremezler, hep başkalarının hatalarına dikkat çekerler.
«
İslâm âlimleri “Hafiflikten ibaret olan şeyler nefse kolay gelir, zahmetsiz olur. Ciddi şeyler ise nefse zor gelir, zahmetli olur. Bu sebeple nefis onları yapmakta tembel davranır. Bu hakikati yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de “Umulur ki zor olan şeylerde sizin için hayır vardır. Sevdiğiniz ve hoşlandığınız şeylerde ise sizin için şer olabilir. Siz bilemezsiniz Allah bilir” buyurarak ifade eder. Yine yüce Allah “Zorluk kolaylıkla beraberdir. Muhakkak ki zorluk kolaylıkla beraberdir. Öyle ise boş kaldığınız zaman hemen hayırlı bir başka işe sarıl. Bütün bunları Allah rızası için yaparak Allah’ın rızasına yönel.” “Bunu da hayatın boyunca yapmaya devam et. Allah’ın emri olan ölüm sana gelene kadar, hayırlı amellere ve Allah’ın tesbih, hamd ve secde ederek ibadetlere devam et” buyurarak ihlasla hizmete teşvik eder.
«
Akıl ile nefis daima çatışma halindedir. Nefis daima akla muhalefet eder. Peygamberimiz (asm) “Allah aklı yarattı ve ‘İzzetim ve celâlim hakkı için seni sevdiğim çalışkan kullarıma vereceğim’ dedi. Sonra ahmaklığı yarattı ve ‘İzzetim ve celâlim hakkı için seni de en çok öfkelendiğim tembel kullarıma vereceğim’” buyurdu.
Akla uyan ve doğru olanı bulur. Heva ve hevese uyan ise yoldan çıkar. Hz. Ali (ra) “Dinimizin en hayırlısı iffet ve veradır” buyurmuştur. Yani, ifrat ve tefritten uzak, vasat ve istikamet olandır. Böylece haramdan sakınmanın ve iffetli olmanın dindeki önemini ifade etmişleredir. İffete sarılan dinini korumuş ve istikamet üzere hareket etmiş olur.
«
Allah rızasını gaye edinip, aklı, ilmi ve Risale-i Nurun prensiplerini düstur edinenler hakla bâtılı birbirine karıştırmazlar. Allah ilmi akla yardımcı vermiş ve hakikatin yolunu ve istikameti göstermiştir.
Kaynaklar:
1- Buharî, Büyû, 7, 23; Ali Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, 11: 192 H. No: 31186; Taberânî, Mucemü’l-Evsat, 7: 301.
2- Kastamonu Lâhikası, s. 380.
3- Bakara Suresi: 216.
4- İnşirah Suresi: 5-8.
5- Hicr Suresi: 98-99.
6- İmam-ı Gazalî, Mükaşefetü’l-Kulûb, s.527.