Müminlerin annesi Hazret-i Âişe'nin (ra) ifadesiyle; genellikle “hurma” ve “su” dışında bir şey bulunmayan Hâne-i Saâdette; Hayber Fethi ganimetleri sonrasında, ashâb-ı kirâmın da maddî olarak rahatlamasıyla birlikte, yemek pişmeye başlamıştır. Ama Peygamber Efendimizin (asm) genel ikazı, insanın kifayet miktarı yiyecekle yetinmesidir. Ancak ille de yenecekse, midenin tamamının doldurulmaması; üçte birinin hava, üçte birinin su, üçte birinin yemek için ayrılması tavsiye edilmiştir.
Allah Rasûlü (asm) bu “az yeme” ölçüsüne, Ramazan ayında da riâyet etmiştir. Sünnete ittibâ (uyma), yalnızca yokluk anlarında ve normal günlerde değil; bolluk ve Ramazan iftarlarında da olmalıdır. Nitekim mideyi çok doldurmak, kalbi zayıflatmakta, ibadetlerde tembelliğe sevk etmektedir. Hâlbuki Ramazan ayı; bin bir türlü feyz ve bereketin sağanak sağanak yağdığı mübarek bir aydır. Bu ayda kaçırılan fırsatlar için, sonra ne kadar pişman olunsa azdır.
Peygamber Efendimiz (asm), iftar vaktine yakın zamanların çok kıymetli olduğunu haber vermiş, bu vakitte dua, zikir, istiğfar ve benzeri ibadetleri artırmayı tavsiye etmiştir. Nitekim bir rivâyette: “Allah her iftar vakti cehenneme girmesi kesinleşmiş kullarını cehennemden âzâd eder. Bu, Ramazan boyunca her akşam tekrarlanır.” buyrulmuştur.
(İbn-i Mâce, No:1643.)