"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokraside şûrâ ve parlamento

Kâzım GÜLEÇYÜZ
16 Mart 2024, Cumartesi
Geçen ayın sonunda vefat eden Kanadalı Müslüman gazeteci ve yazar Fred A. Reed Yeni Asya’nın 23 Mart 2008’de verdiği özel ekte, Üstad Bediüzzaman’ın demokrasiye yaklaşımını şöyle yorumlamıştı:

Said Nursî’nin demokrasi ile ilgili düşüncelerinin kapsamlı bir özetini 1908 yılının Temmuz ayında meşrutiyetin ilanının ardından yaptığı “Hürriyete hitap” adlı meşhur konuşmasında bulabiliriz. O, demokrasinin İslamla bağdaşabileceğini söylemekle kalmamış, aynı zamanda dinin modern çağın gerçekleriyle uyum sağlaması için demokrasinin bir gereklilik olduğunu da ifade etmiştir. 

Onun görüşüne göre demokrasi ancak beş doğru üzerine bina edilebilirdi. Bunların beşincisi İslamî yapılanmadaki “şûrâ”ya karşılık gelecek bir parlamenter-temsilî hükümet formülünün hayata geçirilmesiydi. 

Nursî’nin hayatına ve söylemlerine baktığımızda, onun demokratik ilkelere bağlılıktan asla vazgeçmediğini görüyoruz. Bu tutumu her daim açıkça dile getirmiş ve bunu 1950’de DP’ye verdiği destekle bir kez daha göstermiştir.

Bediüzzaman’ı çağdaşlarından ayıran şey, onun Osmanlının son dönemlerinde, kısa süren meşrutiyet döneminde ve Kemalist cumhuriyet dönemindeki sosyal, kültürel, siyasî ve dinî gerçeklere yönelik geniş ve derin tecrübesiydi.

Ayrıca onun olağanüstü karakterini göz önünde bulundurmalıyız. O öylesine bağımsız bir karakter ve zihne sahipti ki, asla hakarete tahammül göstermezdi ve idarecilerin, kendilerinden itaat ve saygı görmeyi bekledikleri halka da aynı şekilde muamele etmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu pek tabiî ki demokratik ilkelerin de kökenini oluşturuyordu.

Fakat Nursî aynı zamanda Allah’ın yarattıklarında bir cumhuriyetçi taraf keşfetmişti.

Kendisinin aktardığı o meşhur vak’ada, Anadolu’nun bir köyünde yaşadığı bir kulübede, az olan yemeğini karıncalarla paylaşırken, bunu onların “cumhuriyetçiliklerine bir ödül” olarak yaptığını vurgulamaktaydı.

Okunma Sayısı: 1521
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cengiz A.

    16.3.2024 14:30:10

    Ülkede askeri vesayet biterken siyasi vesayet başladı. Ülkemize yazık oldu. Ümitsiz olmamak lazım. Tarihte de benzer süreçleri çok yaşadık. Yıldırım Beyazıt 1402'de ağır bir yenilgiye uğradı ama 1453'te İstanbul fethedildi. Bilemediğimiz hikmetler olabilir. Belki de bütün ülke sınavda. Kazananlardan olmak duasıyla.

  • Erhan

    16.3.2024 09:25:06

    Maalesef, ülkemiz din ve dindarlık kullanılarak öyle saptırıldı ki; çadır devletine benzer olduk.90 milyon insanın yaşam şartları bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir kelimeye bağlandı.ömrümüz boyunca yaşam haklarımızı, özgürlük, demokrasi ve cumhuriyetimizi başkalarının (bir kişinin) vicdanına terk etmiş olduk. Bu güç her gün kılıktan kılığa giriyor, O nasıl isterse ülke o yöne dümen kırıyor, çok geçmiş olsun ülkem. Bunu biz istedik!

  • Mustafa Said Kara

    16.3.2024 06:24:53

    "cumhur" kavramı 1500 senedir islam literatüründe kullanıla gelmektedir. Cumhuriyet ile yönetim şekli asla islami değerlere ters kabul edilmemiştir. "demokrasi" kavramı ise batı literatüründen tevarüs edilmiştir. Ve asıl önemli olan nokta budur. Cumhuriyetler otoriter liderler veya partiler ile mi yoksa demokrasi ile mi işletilmelidir? Her iki durumdada olumlu olumsuz taraflar vardır. Demokrasi rejimi özgürlüğe daha çok açıktır. Demokrasilerde kanunların etkisi sözkonusudur. Güç kanundadır. Lakin sorun şurda başlıyor, batı demokrasi kanunlar vasıtası ile insan fıtratına aykırı bir yola girmeye tevessül etmektedir. İnsana özgürlük alanı açarken Allah'ın yasak ettiği ne kadar çirkin iş varsa kanun koruması altında demokratik bir hak olarak dayatılmaktadır. İşte tam bu noktada Bediüzzaman'ın demokrasi anlayışı üçüncü bir yol olarak ortaya çıkacaktır. Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı