"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

19 Mayıs’tan bir ay önce Karabekir

M. Latif SALİHOĞLU
19 Mayıs 2020, Salı
Bugün Millî Mücadele ile ilgili olarak, yine bir dizi sunturlu yalanın ekran ve mikrofonlardan beyinlere boca edileceği günlerden biri.

Bu yalanın birinci cümlesi şudur: Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nın ilk adımını attı. Nitekim, Samsun’un 350 bin nüfuslu en büyük ilçesine de “İlkadım” ismi verilmiş.

Bu sığ zihniyete göre, her şey o “ilk adım” ile başlamış; ondan önce hiçbir hareket olmamış, hiçbir şey yapılmamış, edilmemiş, falan…

Emrinde koca bir Kolordu bulunan Karabekir Paşa’nın, 19 Nisan 1919’da Trabzon’da Millî Mücadele hareketinin bütün şartlarını hazırladığını en iyi bilenlerden biri Şevket Süreyya Aydemir’dir. Fakat, ne tuhaftır ki, o bile bu açık gerçeği görmezden gelerek “Tek Adam”da bütün dikkatleri 19 Mayıs’a çekmeye çalışır. Muhtemelen, bu suretle Kemalistlere yaranabileceğini düşünmüştür. Maalesef, Cumhuriyet dönemi aydınlarının resmî görüş, resmî ideoloji sahiplerine yaranmak gibi bir zaafı vardır. Tıpkı, günümüzde de olduğu gibi.

Evet, Samsun’daki şu “ilk adım”a dair bakış açısı, resmî tarihçiliğin temelini teşkil ediyor ki, o temel, yüzde yüz katiyyetinde yalandır, yanlıştır, bozuktur, çürüktür…

Tâ 30 Ekim 1918’den başlayarak aralıksız şekilde devamla Trakya ve Anadolu’nun her tarafında kurulan Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri’nin kahramanlıkları (Resmî “İlk adım” uğruna bunlar birer adım sayılmıyor) bir yana, M. Kemal’den 30 gün önce, yani 19 Nisan 1919’da Trabzon’a ayak basan Karabekir Paşa ile mücadele arkadaşlarının durumuna bir bakalım.

***

Evet, hürriyet ve istiklâl mücadelesinin yurt genelinde ve düzenli orduların iştirakiyle başlatılmasında, 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıkan Kâzım Karabekir Paşa’nın rolü birinci plânda gelir.

1906’dan itibaren günlük tutan Karabekir’in yazı ve evrakları, 1927’den sonra defalarca yapılan baskınlarla toplatılıp yok edilmeye çalışıldı. Ancak, yine de tamamını imha edemediler.

Karabekir Paşa’nın eserleri ve günlük notları derlenip toparlanarak yeniden neşredildi. İşte, size bu “Günlükler”den konumuzla ilgili olan kısımlarını özetler halinde takdim istiyoruz. Tâ ki, İstiklâl Harbi’yle ilgili hem yalan-yanlış bilgilerden yeni nesillerin zihnini arındırma, hem de doğru bilgilere ulaşma şansı, imkânı hâsıl olsun.

***

7 Nisan 1919: Beyazıt’taki Misafirhane-i Askeriye’yi Fransızlar işgal etti.

10 Nisan 1919: Bir haftaya kadar gideceğini zannederken Gülcemal Vapuru’nun Cumartesiye hareket edeceğini haber verdiler. Bin iş bir güne toplandı.

Dairede diğer ziyaretleri yaptım:

Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa: Şark’a gitme, tasfiye yapacaklar. Beyhude zahmet ediyorsun dedi.

Dedim: Şarka millî istiklâlimizi temine gidiyorum. Tasfiye artık mevzubahis değildir.

Dedi: Seni Divân-ı Harbe verirler.

Dedim: Bir kere Trabzon’a ayak basayım. Artık millî mahkemeler mevzubahis oluyor. Genç kumandanların Anadolu’ya bir an evvel gönderilmesine siz de çalışın ve siz de gelin.

***

11 Nisan 1919 Cuma: Selâmlığa (Sultan Vahdeddin ile görüşmeye) gittim. Huzurda kabul buyuruldum. Genç kumandanların bir an evvel Anadolu’ya tayinini tekrar rica ettim. Silâhlar toplanıyor, felâket dedim. İltifat ve duâ ettiler.

İzzet, Cevat, Şevket Turgut Paşa’ya: Şarkta millî mukavemet esaslarını kuracağımı söyledim.

M. Kemal Paşa’yı ziyaret ettim. Kemal Paşa hasta yatıyordu. Ameliyat yaptırmış. Anadolu’ya geçip fiilî uğraşmaktan başka çare kalmadığını söyledim. Behemehâl gelmelerini anlattım. Münakaşa ettik. Neticede “Bakalım, iyi olayım da, ben de öyle zannediyorum” dedi.

12 Nisan 1919: Hareket. Gülcemal Vapuru ile akşama kalktık. Kız Kulesi ile Selimiye arasında demirledik. Geceyi vapurda geçirdik. İtilâf (İngilizler) kontrol edecek!

Şark’taki plânımı yaverlerime anlattım.

13 Nisan 1919: Sabahleyin Boğaz’dan çıktık. Hava rüzgârlı ve bulutlu. Büyükdere’de İngiliz bayrağı çırpınıyor.

17 Nisan 1919: Samsun’a vardık. Hafif bir rüzgâr. ...Samsun’da bir Hint (sömürge) bölüğü, limanda bir İngiliz torpido ve muhribi var. Rumlar kırk-ellişer kişilik çete halinde fenalık yapıyorlarmış.

***

19 Nisan 1919: Trabzon. Sabahtan evvel sakit ve lâtif bir havada Trabzon’a vardık. Yeni vali Galip Beyle görüştük.

Trabzon Muhafaza-ı Hukuk Cemiyeti’nde dedim ki: “…Bugün iş Mehmet’in süngüsünün ucundadır. Ben ve ordum bu uğurda öleceğiz ve kuvvetle milletin hakkını alacağız. İstanbul’daki İtilâf donanması bugün bostanlardaki korkuluk gibidir. Ermenileri ise, bir hamlede ezmek hiçtir.”

Bu fikrim belediye reisine ve bazılarına hüsn-i tesir etti ve bu esasta çalışmaya başladılar.

Okunma Sayısı: 2437
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • feyzullah ayhan

    19.5.2020 23:40:26

    Abdulkadir kardeşim bu günün gençleri malesef o şuurdan ve gayretten uzaktırlar.Zira dinle bağları zayıftır.Derin devletin etkisiyle her gün TV kanalları varsa yoksa süfyan diye telkinde bulunuyor ve müslüman görünen makam sahipleri de makamlarının güvenliğini temin için bilerek bu işe seyirci kalıyor.Dershanelerimize gelen gençleri de öyle bir korkuttular ki sormayın gitsin.Durum böyle olunca samimi müslüman şuurunu zihinlere nakşedecek neresi var?Diyanet mi?Yanılıyorsunuz.İmam hatipler mi?yanılıyorsunuz.Okullarımızda Peygamberimizin adından çok süyanın ,decallerin isimlerini duyuyoruz.varsa yoksa süfyan.o olmasaydı bu gün hiç birimiz olmayacaktık(!) o olmasaydı elimizdeki maddi imkanalardan mahrum kalırdık,hayatımızı ona nboçluyuz gibi saçma ve sakat düşünlerle karşılaşıyoruz.

  • Abdulkadir

    19.5.2020 18:42:53

    Kafaları uyuşturan,beyni yıkayan,insanda adeta hipnoz etkisi meydana getiren Kemalizm zehrinden kurtulmanın yolu ve yegâne çaresi yani panzehri;elbette Kur'ân-ın elmas kılıçları ve Nurun hâkikatleridir.Tarih çok yanlış anlatılıyor millete ama insanımızın da artık uyanıp;gerçek tarihi ve olayları bilmesi ve ona göre kendine;bir fikir yahut ideoloji veya oluşum belirlemesi gereklidir.Bu işin çözüm yolu budur.

  • feyzullah ayhan

    19.5.2020 17:49:38

    Maalesef, Cumhuriyet dönemi aydınlarının resmî görüş, resmî ideoloji sahiplerine yaranmak gibi bir zaafı vardır. Tıpkı, günümüzde de olduğu gibi. Yukarıdaki cümle yazının bana göre en tesirli cümlesidir.Malesef bu hastalık belirttiğiniz gibi bu gün de mevcut.10 sene sonra yeni nesle günümüz sahtekarları urfa barajını,istanbul boğaz köprüsünü,demir çelik fabrikalarını,termik santralleri hepsini recep yapmıştır diyecekler tarihi yaşamamış nesil de kabul edecek.süfyanın durumu da aynen böyle olmuş.

  • barış

    19.5.2020 10:57:52

    Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur. (Sure No:17 Ayet No :36) Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir. (Sure No:2 Ayet No :220)

  • Zübeyir

    19.5.2020 10:06:36

    Tebrik ederim Latif Abi. Hakikatin ortaya çıkması için bu tür yazılarınız elmas kıymetinde. Ne zaman kurtulacağız bu deccalin narkozundan ?

  • Hüseyin İlhan

    19.5.2020 01:08:49

    11 kişiden teşekkül eden takımların arasındaki oynanan ve 22 kişinin karşılıklı mücadele ettiği bir müsabakada alınan bir galibiyet nasıl bir oyuncuya verilemez ise istiklal harbininde binlerce şehit ve gazi ile yüzbinlerce düşmana karşı mücadeledeki muvaffakiyet bir şahsa atfedilemez. Bunu atfeden-lerin akıl,ruh sağlıklarından şüphe edilir.İz'an,vicdan ve insaf gibi insani melekleri ise yok demektir. Rabbimden şu mübarek gün ve geceler hürmetine niyazım odurki bu gerçekleri milletimize,gelecek nesillere aktaracak film,dizi ve yayınlarla diğer tahşidatların galip gelerek re3smi destekleri ile halkı iğfal eden tezviratların yokedilmesidir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı