"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokratları bitirme siyaseti

M. Latif SALİHOĞLU
20 Temmuz 2020, Pazartesi
Günün Tarihi: 19-20 Temmuz 1948

Sözde Halk Partisi’ne rakip, hakikatte ise Demokrat misyonu bitirme siyaseti güden Millet Partisi (MP), 1948 yılı Temmuz ayı sonlarında Ankara’da kuruldu.

Ankara’da dindarlığıyla bilinen Osman Nuri (Köni) Efendinin evinde toplanan Milletçiler, mübarek sayı olsun diye tam 33 kişiyle yeni partiyi teşkil etmeyi uygun gördü.

Millet Partisi’ni kuran bu kadro, önce Demokrat Partiyi pasif davranmakla suçlamaya başladı.

Kamuoyu, bu sûretle oluşturulmaya çalışıldı... 

Oysa ki, DP’liler daha iki sene önceki seçimde (1946) bir ton sopa yiyerek ve başlarına sandıklar geçirilerek küçük bir grup halinde Meclis’e gelebilmişlerdi. Buna rağmen, Millet Partisi’ni oluşturan milletvekillerinin hemen tamamı, Demokrat Partiden ayrılan kimselerdi.

Toplam milletvekili sayısı 60 kadar olan Demok- rat Parti, bu yeni hareketle daha ikinci senesinde neredeyse tam ortadan ikiye bölünmüş oldu... 

Bu tablo bile, o dönem itibariyle başlı başına bir trajedi olsa gerek.

Milletçilere göre, iktidardaki Halk Partisi’ne ve bilhassa İsmet Paşa’ya karşı daha sert, daha haşin, daha yıkıcı bir politika izlenmesi gerekiyordu. Nitekim, partinin resmî kuruluşuyla birlikte bir beyannâme neşreden Fahrî Başkan Mareşal Fevzi Çakmak’ın sözleri de aynı yönde idi. Mareşal, Halk Partisi’ne karşı asıl muhalefeti ancak kendilerinin yapabileceğini, Demokratların çok pasif kaldığını ve uzlaşmacı bir tavır sergilediğini söylüyordu.

***

Evet, Mareşal Fevzi Çakmak’ın himayesinde ve onun fahrî başkanlığında kurulan Millet Partisi’nin ismi, Bediüzzaman Said Nursî’nin siyasî-içtimaî mektuplarının toplandığı Emirdağ Lâhikası isimli eserinde defaatle zikrediliyor. Bir cümlesi aynen şöyledir:  “Eğer Demokrat Parti düşse, ya Halk Partisi veya Millet Partisi iktidara gelecek.”  (Age: 422.)

Said Nursî’nin 1950’li yıllarda sarf etmiş olduğu bu ifadede ismi geçen “Millet Partisi”nin fahrî başkanlığına meşhûr Fevzi Paşa getirildiği için, gerek basında ve gerekse halkın dilinde ayrıca “Mareşalin partisi” ismiyle de anılır olmuştu.

***

Büyük bir gürültü ve şaşaa ile kurulan Millet Partisi, henüz iki yaşında bulunan muhalefetteki 61 üyeli Demokrat Parti’den aşırdığı 30’a yakın milletvekiliyle Meclis’te de grup kurarak siyasî faaliyete çok hızlı şekilde başladı... 

DP’den transfer edilenler, toplumda “milliyetçi–muhafazakâr” olarak bilinen milletvekilleriydi.

25 yıllık iktidar partisiyle mücadele etmek yerine ana muhalefet partisiyle mücadeleye girişen MP, Demokrat Parti’yi adeta ortadan ikiye bölerek, aslında nasıl bir misyona hizmet ettiğini daha ilk günden itibaren sergilemiş oldu.

MP’nin işin ta başlarında sergilemiş olduğu bu tutum ve davranışı, onunla aynı paralelde ve aynı mantık çerçevesinde hareket edenler tarafından tâ günümüze kadar devam edegeldi. Onlara göre, en büyük muarız CHP değil, siyaset sahnesinden silinmesi gereken Demokratlardır.

Nitekim, MP’nin yayın organı mahiyetindeki neşriyat organlarında, tâ o zamandan günümüze kadar gelen süreçte hep şu mânâdaki bir anlayışın yer aldığını görmekteyiz: “DP ile CHP’nin birbirinden farkı yok. Al birini vur ötekine. Hatta DP daha fenadır.” (Sebilürreşad, Büyük Doğu ve Millî Gazetenin arşiv kayıtları.)

Yani, Milletçiler ile onun versiyonu olan Türkçü-Dinci partiler “Aman ha! Halk Partisi karşısında bölünmeyelim; oylarımızı sakın ha bölmeyelim!” gibi bir endişeyi Demokrat misyon adına hiçbir zaman taşımadılar. Sadece kendilerini düşündüler. Halen de öyledirler.

***

Üstad Bediüzzaman’ın “Eğer Demokrat Parti düşse…” diye başlayan ifadesinden de anlıyoruz ki, 1950’de yüzde 53 ile iktidara gelen Demokratlar, günün birinde iktidardan düşebilir. Demokratların düşmesi halinde ise, iktidara ya Halkçılar, ya da Milletçiler gelecek demektir. Genel siyasî denklemde, dördüncü bir temayülün hayat bulup iktidara oynaması “şimdilik” mümkün görünmüyor.

Bediüzzaman, günahları kabarık olan Halkçıların millet iradesiyle tek başına iktidara gelemeyeceğini ifade ettiği mektubunda, Milletçiler için ise aynı şeyi söylemiyor. Bu da gösteriyor ki, DP’nin yüzde 53’üne mukabil 1950’de yüzde 3 civarında oy alan Milletçiler, günün birinde DP ile yer değiştirerek tek başına iktidara gelebilir. Yani, merkezin oyları bu iki siyasî temayül arasında “yatay geçiş” yapıyor demektir. Zira, her iki partinin sosyolojik tabanı hemen hemen aynıdır.

Yalnız şu var ki, 1950’lerdeki Milletçiler iki şıklı, iki kanatlı bir oluşumdur: Türkçüler ve Dindarlar. Türkçülerin başında Osman Bölükbaşı ve Hikmet Bayur gibi isimler var; dindar kanadın başında da Osman Nuri Bey ile Cevat Rıfat Atilhan gibi isimler bulunuyor. Ancak, her iki taraf yine Fevzi Paşa’da birleşiyor.

***

FİNAL: Askeriyede vazife başında olup elinde birçok imkân/selâhiyet var iken, din lehinde hiçbir hizmette bulunmamış bir kimse hakkında iyimser olmaya hiç hacet yoktu.

Mareşal’in partisi 1950 seçimlerine var gücüyle asılmış ve tam Demokratları geçebilme atraksiyonlarına başlamıştı ki, hiç hesapta olmayan bir hadise vuku buldu: Seçim kampanyası çerçevesinde Trakya bölgesinde giderek parti propagandası yapan Fevzi Paşa’nın aniden rahatsızlanması ve 14 Mayıs seçimlerine tam da 35 gün kala ölmesi, MP’nin seçim yarışını kaybetmesine, Demokratların ise tek başına iktidara gelmesine mühim bir sebep teşkil etmiş oldu.

Okunma Sayısı: 2057
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Kiren

    21.7.2020 08:55:34

    Simdikiler de ayni isi inat, israr ve kararlilikla devam ettirmiyorlar mi?

  • Hüseyin İlhan

    20.7.2020 20:51:46

    Askeri rütbe olarak üst rütbeye sahip olan zat bu millete kankusturanalrdan !Deli deli ,kulakları küpeli,diye babamın tarif ettiği zatı musallat etmiştir. Bugüne ne kadar benziyor değilmi.28 ŞUBAT ZULMÜNÜN SİYASİ AYAKLARINDAN biri olan zat şimdi o zamanın şimdiki versiyonu değilmi.

  • Abdullah Tunç

    20.7.2020 13:40:30

    Bu yazıda net olarak anlaşılıyor ki; demeokratların rakibi,millet zihniye yindeki partilerdir. Millet partisi,ilk olarak demokratları bölerek zihniyetini tavrını,temel düşüncesini ortaya koy muştur.Bu zihniyette ahrarlık,demok ratlık yoktur.Zahirperestlik ve tarafgir lik vardır. Ve demokratlara müthiş bir düşmanlık besliyorlar. Öyle hummalı bir kin besliyorlar ki;ardı arkası kesil miyor. Demokratların aleyhinde bir söz buldular mı;ömür boyu nakarat şeklinde tekrarlıyorlar. Onlarda demokratlara karşı bitmez tükenmez bir kin,bir inat vardır. Bunun sayısız örnekleri vardır..Bu zihniyetin son versiyonu ,ortağıyle beraber memle keti getirdiği nokta bütün açıklığı ile göz önünde...Ders ve ibret alınacak mı bilmiyorum.

  • Mahir

    20.7.2020 10:58:03

    İkincisi ise Osman Nuri Bey’dir (1884-1953), soyadı da Köni’dir. Hukukçudur. Yargıtay üyeliğine kadar yükselmiş ve emekli olduktan sonra DP’nin kuruluşunda yer almıştır. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden İstanbul milletvekili seçildi. Celal Bayar’la anlaşamadı, arkadaşlarıyla birlikte bu defa Millet Partisi’nin (MP) kuruluşunda yer aldı. Parti kapatılmadan bir yıl önce vefat etti. “Ankara’da dindarlığıyla bilinen Osman Nuri (Köni) Efendinin evinde toplanan Milletçiler,” cümlesinde yer alan ismin Osman Nuri (Tol) Efendi olması gerektiğini düşünüyorum. Saygılarımla.

  • Mahir

    20.7.2020 10:57:44

    “Ben de Isparta’ya gittiğimde Osman Nuri Efendi ile yapılan görüşmelerimizi ve bana yapılan tembihleri Üstad Hazretlerine arz ettiğimde, Üstad Hazretleri fevkalade hiddetlenerek böylesi yapılan tekliflerin asıl maksadının Demokratları parçalamak için Fevzi Çakmak misüllü kişilerce kurdurulmuş Millet partisini desteklemek anlamına geleceğini feraseti ile görmüş olmalı ki böylesi bir yanlışlığa Üstad Hazretleri kendini alet ettirtmemek için bu tekliflerin hepsini de şiddetle reddetmişti.” (olayı Sungur Ağabeyden bizzat dinleyen Abimiz hayatta ve Ankara’da ikamet etmektedir.)

  • Mahir

    20.7.2020 10:57:16

    Sayın SALİHOĞLU Millet Partisinin partileşme sürecinde iki tane Osman Nuri vardır. Birincisi Fevzi Çakmak’ın şeyhi olarakta bilinen, adı Emirdağ Lahikasında üç ayrı mektupta geçen “eski alay müftüsü” Yarbay Osman Nuri Efendidir (1885-1955), soyadı da TOL’dur. Bu zat dindardır ve Bediüzzaman Hazretlerini İstanbul’dan tanımaktadır. Üstadımızın iltifatlarına mazhar olan bu zat, Millet Partisinin kuruluş sürecinde Fevzi paşa ile birlikte dindarlığın adresi olarak lanse ediliyordu. Üstadımıza Ankara’da bir köşk yaptırdığını, gelip ikamet etmesini istediklerini rahmetli Mustafa Sungur Ağabey vasıtasıyla iletmiştir. Konuyla ilgili hatırasında Sungur Ağabey:

  • Ali R. Yardimoglu

    20.7.2020 05:49:25

    .....bu MP kokeninde taa simdilere kadar oyle 1efsun var ki, eline gecse, tum dunyayi yakacak 1canavar ruh maalesef mevcut; --ki o, feveranlik, galeyan, mantiksizlik, cazgirlik ve falakacilik, taassub ve irkcilik ile, "....chp' nin belki %10'u olan zararsiz kismi...." S. N., Bz., haricindeki %90' iyla beraber, zararli 3 akimi teskil etmisler.....

  • Yahya Evrin

    20.7.2020 04:25:18

    Sayın Salihoğlu ,yalihoglu sizi yazınızdan dolayı elestirmiyorum ovmuyorum da ama su kanat vardım"Siyasi tarihimizin alt yapısı curukmus." "Tarih eleştirmek için değil ,ibret almak icin vardir."Bizde o da yok. Teşekkürler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı