"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hak arama yolları

M. Latif SALİHOĞLU
05 Aralık 2019, Perşembe
Hak-hukuk aramanın çeşitli yolları var. Bunların içinde meşrû ve zararsız olanlarını bulup sonuna kadar kullanmaya bakmalı.

Buna inandıktan ve teşebbüse geçtikten sonra, başkasının ne dediğine, ne yaptığına hiç takılmadan gitmeli.

Zira, hak olan bir meseleye inanan kimsenin tereddütlere kapılmaması lâzım.

* * *

Öte yandan, hak ve adâlet yolu daima açık olmalı, açık tutulmalı.

Esasında, insaniyetin gereği olan bu yol, hiç kimse için, hiçbir zaman ve hiçbir yerde kapanmamalı, kapalı tutulmamalı.

Bu meseleyi kiminle konuşsanız, kiminle tartışsanız, nihayetinde hakkı teslim ederek karşılık verir. Yani, “Evet, öyle olmalı” der, yahut demeye mecbur kalır.

Ne var ki, iş fikir safhasından çıkıp uygulama merhalesine gelince, durum büyük ölçüde değişiveriyor ve hak arama yolu bir şekilde kapanıp tıkanıveriyor.

Şüphesiz, bu halin çeşitli sebepleri vardır, olabilir. Meselâ, bunun bir kaç maddesini şu şekilde sıralamak mümkün:

* Hak arayan kişi, hakkını bazen doğru yerde ve doğru zamanda aramıyor.

* Hak mücadelesi, bazen yanlış zeminlerde ve yanlış makamlarda aranıyor.

* Hak aramada, zaman zaman usûl hatası yapılıyor, iş hiyerarşik sistem dahilinde takip edilmiyor.

* Hak aramada, bazen hakikî sebep ile zahirî sebep birbirine karışıyor, yahut karıştırılıyor; yani tefrik edilmiyor.

* Esasen “kuvvet hakta” iken, bazen “hak kuvvette” imiş gibi fâhiş saplantılarla hareket ediliyor. (Şimdilerde olduğu gibi.)

İşte, bunlar gibi muhtelif sebeplerle, hak mücadelesi çoğu kez bir çıkmaza giriyor. Keza, yapılan zorlamalar da, patinaj yapmaktan öteye gidemiyor, ne yazık ki...

* * *

İnsan halidir: Vaktiyle, çok iyi anlaştığınız, uyum sağladığınız kişi veya gruplar ile aranızda sonradan birtakım anlaşmazlıklar, uyuşmazlık baş gösterebiliyor.

Bunun tarihte pekçok misali var.

Şu var ki, bu gibi durumlarda, önemli olan her meseleyi kendi mecrâsında ve kendi özel şartları çerçevesi içinde konuşup tartışmak ve nihayet yine bu sûretle bir çıkış, bir çözüm yolunu bulmaktır.

Diyelim ki, bir siyasî iktidar, kànun zoruyla sizin işinize, şirketinize, idarenize, hatta normal hayatınıza bir takım müdahalede bulundu. (Tek parti döneminde ve şimdilerde de olduğu gibi.)

İşte, buna karşı durmanın ve bu keyfiliklerle mücadele etmenin yolu, yine meşrûiyetten geçiyor; demokrasiden, hukuk ve adâlet mekanizmasının sonuna kadar kullanılmasından geçiyor.

Meşrûiyet dışı metotlara, hele hele şiddete başvurup kan dökme yoluna sapmakla, hayırlı hiçbir netice elde edilemez. Ne olur? Sadece, var olan bir yanlışa, daha büyük bir yanlışla karşı çıkmak olur ki, bunun sağlıklı bir yol olduğuna dair tarihten bir tek örnek bulamıyor ve getiremiyoruz.

* * *

Ne yazık ki, hemen her dönemde zulme uğrayan ve göz göre göre mağdur duruma düşürülen kimseler ve kesimler oluyor.

İşte, mağdur edildiklerini düşünen sosyal veya sektörel şirketler, yahut gruplar, mağduriyet mücadelesini, hem meşrûiyet dışına çıkmadan hukuk içinde yapmalı, hem de devlete-millete zarar vermeyecek metotlarla sürdürme çabasını göstermeli.

Siyasî platformdaki mücadele ise, şüphesiz onun da uygun veya muayyen bir zamanı ve zemini vardır. 

Bunu, hukukî mücadele ile aynileştirmemeli ve ikisinin zamanını-zeminini birbirine karıştırmamalı. 

Zira, siyasî hesap ve tercih, seçim zamanlarında ve sandık başlarında yapılır ki, bu da normal şartlarda 4-5 yıllık periyotlara bağlanmıştır. Hukukî mücadele ise, her zaman ve her zeminde yapılır ve yapılmalı.

Bunların mücadele yolları, metotları birbirine karıştırıldığı takdirde, ikisinden de sağlıklı neticeler alınamayabilir. Onun içindir ki “Usûl, esastan önce gelir” denilmiş. Dolayısıyla, usûle tam riâyet edilmeli ki, esas maksada vâsıl olunabilsin.

Okunma Sayısı: 1424
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir Turan

    5.12.2019 16:23:53

    Hak arama yolları yahut metotları;son derece dikkat arz eden bir mesele.Haksızlığa uğrayan şahıs;hakkını her zaman ve zeminde arayabilir.Ama her yerde,her zaman ve zeminde aramak şarttır demek pek doğru olmaz.İyice düşünüp;ince eleyip sık dokuyup ona göre karar vermeli.Ona göre hakkını aramalı ve haksızlık eden kişinin yüzüne hakkı haykırmalı.Aksi halde;her haksızlık ve her zulüm karşısında susmak,daha beter bir zulüm olabilir.Zulme rıza zulüm,küfre rıza küfürdür buyuruyor Üstad Hazretleri.Dolayısıyla;hak arama mücadelesi verirken;bunun hangi yollarla yahut hangi metotlarla olacağını iyi analiz edip,ona göre tatbik sahasına koymalıyız.

  • Abdullah Tunç

    5.12.2019 14:47:37

    Üstadımız, haşa boşuna mı demiş "kuvvet kanunda olmalı,yoksa istibdat tevzi edilmiş olur" diye...Evet kuvvet, hakta,ihlasta, kanunda, ve usuldedir. Parada , pulde,nüfüzde,çoğunlukta,ve iktidar gibi nesnelerde değildir. Mektu batta geçen şu satırlar konu ile alaka lı ne kadar manidar; " Kemiyetin, keyfi yete nispeten ehemmiyeti yok. Asıl EKSERİYET, keyfiyete bakar." Mektu bat,sh, 73.Yani ekseriyet keyfiyettedir. Evet hakikaten hak aramada, usul ve esaslarda ciddi hatalar,yanlışlar yapılı yor.Çoğu zaman kader ciheti ile zahi ri cihet karıştırılıyor,çoğu zaman kuv vet kanunda,hakta,ihlasta ve keyfi yette aranmıyor.Ve usul ve esasların dışına çıkılıyor.Hak hasıl olmadığı gi bi,daha büyük haksızlıklara da sebep olunabiliyor...Makale çok önemli.Bu konuda tahşidat ta yapılanilir.Tebrikler sevgili yazar'ım.

  • erhan

    5.12.2019 11:44:17

    Elinize sağlık, ne kadar net ve anlaşılır anlatmışsınız. alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste, zulm ile abad olanın sonu berbat olur, mazlumun ahı indirir şahı. 60-70 yıllık bir fani hayat için, ebedi hayatın varlığına ve bütün mevcudatın sahibine inanmayan anlayışlarla, ebedi hayatımızı feda etmeyelim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı