"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İbretlik EYLÜL tabloları...

M. Latif SALİHOĞLU
11 Eylül 2019, Çarşamba
Bundan tam yedi sene evvel, daha çok yakın tarihte vukû bulmuş hadiselerden derlenmiş ibretlik bir “Eylül tablosu”nu resmetmişiz.

Herkesin kendine ait bazı dersleri çıkarması temennisiyle, o yazının geniş bir özetini takdim ediyoruz.

* * *

Eylül ayı günlerinin neredeyse tamamı, tarihin ve talihin dönüm noktalarından birini teşkil ediyor. Bu ayın hem hazan, hem de hasat yüklü günleri var. Bu ayın günleri, kimileri için hazin bir son, kimileri için ise yeni bir sezonun, yahut yeni ve rahmet yüklü bir dönemin başlangıcı başlangıcı olmuş.

Özetle: Üzüntü ile sevincin, elem ile sürûrun, kahır ile rahmetin adeta içiçe, yanyana, peşpeşe gelip harman olduğu günleri barındırıyor, mevsimlerin de köprüsü olan şu Eylül ayı. 

İşte, bu çarpıcı tablodan küçük bir kesit:

* Başlangıç ile bitiş: İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı (1 Eylül 1939) gibi bitişi (1 Eylül 1945) de Eylül ayında vuku buldu.

* Zafer ve hezimet: Preveze Deniz Zaferi (27 Eylül 1538) gibi, bir harp fâciası neticesi “Nazlı Budin”in elden çıkışı (2 Eylül 1686) da aynı ay içinde yaşandı.

* Fetih ve ölüm: Zigetvar Kalesi’nin fethi ile Kànunî Sultan Süleyman’ın aynı yerde vefatı yine aynı günlerde (7-8 Eylül 1566) vuku buldu.

* Kànunî’nin babası Sultan Selim’in vefatı (22 Eylül 1520) ile isyancı başı Patrona Halil’in ihaneti (28 Eylül 1730) de aynı mevsime rast geldi.

* Vasiyetin yazılması: İflâh etmez bir hastalığın pençesine düşen M. Kemal, ölümünün artık çok yaklaştığını fark ederek “Vasiyetnâme”sini kendi elyazısıyla kaleme aldığı tarih 5 Eylül 1938’dir.

*  Köprülü’nün ihaneti: Çok partili hayata geçişin ilk partisi olan Millî Kalkınma Partisi kurulması (5 Eylül 1945) gibi, ikinci parti DP’nin kurucularından olan Fuad Köprülü’nün partisine ve dâvâ arkadaşlarına ihanet edercesine istifası (7 Eylül 1957) yine aynı mevsime denk geldi.

Aynı Köprülü, eski dâvâ arkadaşları Yassıada’da idam talebiyle yargılanırken, gazetelerde iftira yüklü yazılar yazdı, hatta o uyduruk mahkemeye gidip aleyhlerinde ifade vermekten bile çekinmedi.

* Rahmet ve lânet: Menderes ve sâdık dâvâ arkadaşlarının rahmet-i Rahman’a kavuşması (16/17 Eylül 1961) gibi, onları idam ettiren darbe cuntasına lânetler yağdırılmaya başlanması da eşzamanlı oldu.

Bu arada, darbeci başı Cemal Gürsel’in 219 günlük komadan çıkamayıp ölmesi, yine bir Eylül ayı ortalarında (14 Eylül 1966) gerçekleşti.

* Patlama ve plâket: Afyonkarahisar’da askerî kışlada bulunan mühimmat deposundaki binlerce el bombasının patlaması sonucu 25 askerin vefatı ile hadise mahalline giden Genelkurmay Başkanı’na Afyon Valisi’nin skandal hediye/plâket vermesi işi, sadece bir gün arayla vuku buldu.

* Muammalı hadiseler: Türkiye’deki kanlı/yağmalı 6-7 Eylül Olayları (1955) ile ABD’deki İkiz Kule Saldırısı (2001) yine aynı mevsimde oldu.

* * *

Yukarıdaki listeyi daha da uzatmak mümkün. Fakat, bu kadarı asıl maksadı hasıl etmeye yeterli sanırım.

Netice itibariyle, hayat böyledir işte: İnişli-çıkışlı, doğumlu-ölümlü bir dünyada; kezâ, sevinçli-kederli, zenginli-fakirli, sadâkatli-ihanetli, tevazulu-kibirli bir sosyal hayatın içinde yaşıyoruz. Allah insan evlâdını sukût ettirmesin.

Yüksekten düşüp maddî zarara uğramanın, yine de telâfi edilebilir bir yolu, bir imkânı vardır. Asıl fena olan, mânevî düşüştür. Bunun telâfisi pek müşkül, hatta bazan imkânsız olur.

Ayrıca, bir de “Beterin beteri var” ki, Üstad Bediüzzaman’ın Hutuvât-ı Sitte isimli eserinin ahirinde yer alan bir sözü bu noktada pek manidardır: “Allah kimseyi şaşırtmasın, şaşırtırsa süründürmesin, süründürürse çektirmesin, çektirirse rezil etmesin, rezil ederse perişan etmesin, perişan ederse sersem, âvâre etmesin.”

Bediüzzaman Hazretleri’nin ayrıca herkesin kulağına küpe olması gereken türden şöyle bir uyarısı var: “Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork!”

Bilhassa bu zamanda insanı itibardan düşürecek, hatta batıracak cinsten öyle haller yaşanıyor ki, hazer etmeden, temkin göstermeden, dikkatli davranmadan, geleceği hesaba katmadan, hakkı-hukuku gözetmeden hareket edenlerin âhir ve akıbeti pek acı, hatta bazan rezilâne, zelilâne oluyor.

Cenâb-ı Hak, o tür hallere düşmekten cümlemizi muhafaza eylesin.

Okunma Sayısı: 1322
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah

    11.9.2019 05:30:59

    Maalesef,hazer edilmiyor,dikkatle basılmıyor,batmaktan korkulmuyor.Yani sağduyu büyük oranda kaybolmuş.Tarafgirlik sarhoşluğu basiretleri bağlamış,hubbu dünya insanları sersem etmiştir.Hele hak,hukuk konusunda o kadar korkunç bir duyarsızlık var ki hayret hayret içinde kalmamak elde değil.Allahım Ya Rabbi toplum bu hale nasıl geldi? Yüksek insani duygular nasıl kaybettirildi?Anlamak mümkün değil! Allah sonumuzu hayır eylesin...Bakalım kader bize neyi reva görecek?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı