"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seçim atmosferinde Bosna ilhak edildi

M. Latif SALİHOĞLU
05 Ekim 2021, Salı
GÜNÜN TARİHİ: 5 Ekim 1908

Osmanlı’nın son demi. 1908 yılı Temmuz ayı sonlarında II. Meşrûtiyet ilân edildi. Ardından, ülkeyi genel seçimlere götürme hazırlıklarına başlandı.

İşte, Osmanlı ülkesinin her tarafında haftalar sürecek olan ilk genel seçim faaliyetlerinin en hararetli şekilde yürütüldüğü esnada, Balkanlar’da sürpriz bir gelişme yaşandı: Avusturya, 5 Ekim 1908’de Bosna–Hersek’i ilhak ederek, buradaki Osmanlı mülkünü topraklarına kattığını resmen ilân etti. 

Bu ilhak kararı, aslında Osmanlı’yı bitirmeye yönelik bir büyük savaşın provasıydı. Dönemin Osmanlı hükümeti şayet dikkatli ve itidalli davranmasaydı, 6–7 yıl sonra başlayacak olan Birinci Dünya Harbi, daha o gün patlak verecekti.

Başta Rusya ve İngiltere gibi büyük devletler planlarını buna göre yapacaktı. Onların tahminine göre, Osmanlı devleti bu ilhakı kabul etmeyecek ve Avusturya’nın üzerine kuvvet gönderecekti. Bu da, Osmanlı’nın en zayıf ve iç işlerinde en meşguliyetli olduğu bir zamanda kendi sonunu hazırlamak demekti.

Ne var ki, II. Meşrûtiyetin (ve de hürriyetin) ilânıyla birlikte üç ay evvel iş başına gelen yeni hükümet çok dikkatli davrandı. Askerî kuvvet yerine diplomasi silâhını kullandı. En azından Bosna–Hersek’teki Müslüman nüfusa zulüm ve baskı yapılmamasını sağlamış oldu.

Bu dönemde iş başında olan hükümeti, ağırlıklı olarak Jön Türkler’in Ahrar (liberal-hürriyetçi) kanadı teşkil ediyordu. Sadrazam Kâmil Paşanın kendisi de Ahrar’a yakın bir devlet adamıydı. Yaptığı diplomatik manevralarla, devletin başına sarılmak istenen bir büyük belâyı en az hasarla savuşturmayı başardı.

Ne var ki, aynı belânın küçüğü 1912 ve 13’te Balkan Savaşları, belânın en büyüğü ise 1914’te başlayan Birinci Dünya Harbi olarak yeniden nüksetti.

*

Tarihin bu kesitine Kurân’ın projektörüyle bakan Bediüzzaman Said Nursî, Birinci Şuâ’daki “Yirmi Sekizinci Âyet”in tefsirinde şu tahlili yapıyor: “...1324’te Avrupa zâlimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sûikast plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye hamiyetperverleri, hürriyeti ‘24’te (1908) ilânıyla o plânı akîm bırakmaya çalıştıkları halde, maatteessüf, altı-yedi sene sonra, Harb-i Umumî neticesinde yine o suikast niyetiyle, Sevr Muahedesi’nde Kur’ân’ın zararına gayet ağır şeraitle kâfirâne fikirlerini yine icrâ etmek olan plânlarını akîm bırakmak için, ...(sırasıyla hamiyetperver, milliyetperver ve fedakâr şâkirdlerin) mukabeleye çalışmaları göze çarpıyor.” (Şuâlar, s. 619)

*

Bosna–Hersek eyaletinin Avusturya tarafından ilhakı, Osmanlı’nın en hassas, en kritik dönemine rastlar: Daha üç ay evvel Meşrûtiyet ilân edilmiş, parlamento yeniden açılmış, Kànun–u Esasî tekrar yürürlüğe konmuş idi. Kezâ, Sultan Abdülhamid’in re’sen atamış olduğu eski kabine gitmiş, yerine Yeni Osmanlılar’ın (Jön Türkler) tasvip ettiği yeni bir hükümet gelmişti. Yani, Osmanlının kendi iç işleriyle alabildiğine meşgul olduğu bir zaman dilimiydi, o günler.

İngiltere ve bilhassa Rusya’nın desteğini arkasına alan Avusturya ise, işte böyle bir zamanda tam bir fırsatçılık örneği sergileyerek Bosna–Hersek’i topraklarına kattığını ilân etti.

Osmanlı hükümetinin o günün şartlarında bölgeye asker gönderme imkânı yoktu. Zira, siyasete bulaşan ordunun âhengi büyük çapta bozulmuştu. Ayrıca, eski kuvveti de kalmamıştı.

Neticede, 1463 yılında Osmanlı idaresi altına geçen Müslüman Boşnaklar, 1878’de kısmen, 1908’de ise tamamıyla Osmanlı idaresinden ayrılmış oldu. Bu tarihten sonra yaklaşık on yıllık bir süre içinde nisbî bir rahatlığa kavuşan Boşnaklar, ne yazık ki 1918’den itibaren giderek artan bir zulüm ve istibdadın pençesine düştüler.

Bu vaziyet, değişen yönetimlere rağmen değişmedi. 1992’deki bağımsızlık hareketi de onlara çok pahalıya mal oldu. Üç yıl süren çok ağır bir savaş ortamının içine düştüler. 240 bin can kaybına uğradılar. Halen, savaşın acı izlerini silmekle meşguller. Bir yandan da Müslüman din kardeşleriyle münasebetlerini sıklaştırmaya gayret ediyorlar. Bu da, gelecek adına ümit vâdeden bir durum olsa gerektir.

Okunma Sayısı: 826
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı