"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir topluluğu ayakta tutan nedir?

M. Said BAYRAKLILAR
21 Haziran 2026, Pazar
Bazı korkular vardır; insanı diri tutar. Bazıları ise vardır ki, insanı yaşarken öldürür.

Topluluklar da böyledir. Dış tehditlerden korkan bir topluluk, tedbir alır, kenetlenir, varlığını korumaya çalışır. Fakat asıl tehlike çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden gelir: Mananın kaybı, istikametin bulanması, maksadın unutulması… Çünkü bir topluluğu asıl ayakta tutan şey sayısı değildir; hangi hakikate yaslandığıdır.

Münazarat’ta geçen o çarpıcı ifade bu noktaya işaret eder: Farz-ı muhâl olarak, Allah etmesin, eğer bizi parça parça edip öldürseler; emin olunuz, biz yirmi olarak öleceğiz, üç yüz olarak dirileceğiz1. Eğer bir topluluk, uğruna yaşadığı hakikati kaybetmemişse, parçalanmak onu bitirmez. Bilakis, bazen dağılmak; saflaşmanın, arınmanın ve yeniden dirilişin başlangıcı olur. Fakat burada ince bir çizgi var. Her dağılma diriliş değildir. Her kayıp da bir kazanca dönüşmez.

Eğer bir topluluk kendi içinde ihtilafı besliyor, hakikati şahıslara feda ediyor, adaleti merkeze almak yerine tarafları kutsallaştırıyorsa; orada “ölüm” sadece bir dönüşüm değil, gerçek bir çöküştür.

Çünkü hakikat zedelenirse, o topluluk büyüse bile küçülür. Ses çoğalır ama söz zayıflar.

Kalabalık artar ama istikamet kaybolur. O yüzden mesele “ayakta kalmak” değildir. Mesele, neyin ayakta kaldığıdır.

Bir topluluk, kendi içindeki hataları konuşamaz hale gelmişse, eleştiriyi ihanet, sadakati sessizlik zannediyorsa; artık dışarıdan gelecek hiçbir yılan onu zehirleyemez.

Çünkü zehir çoktan içeri girmiştir. Fakat buna rağmen umut kesilmez.

Çünkü tarih gösteriyor ki; hakikate gerçekten yaslanan yapılar, en zayıf anlarında bile yeniden ayağa kalkacak bir çekirdek taşırlar. Belki sayıları azalır, belki görünür güçleri kaybolur, ama içlerinde taşıdıkları mana, onları tekrar diriltecek bir istidat olarak varlığını sürdürür.

Asıl soru şu: Biz neyi korumaya çalışıyoruz? Kendimizi mi, yoksa temsil ettiğimizi iddia ettiğimiz hakikati mi? Eğer cevap ikincisiyse, o zaman kaybetmekten korkulacak şeyler değişir. O vakit insan şunu fark eder: Parçalanmak değil, manasızlaşmak tehlikelidir. Azalmak değil, istikameti kaybetmek yıkıcıdır.

Bir topluluğa zarar veren şey, onu eleştirenler değil; onu sorgulanamaz hale getirenlerdir.

Dipnotlar:

1- Said Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri, YAN, 2010, s. 243.

Okunma Sayısı: 248
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı