“Sizi çok çok övenlerin yüzüne toprak saçın” Hadis-i Şerif'i çoğu zaman eksik anlaşılır. Bu ifadeyi duyan birçok insan, buradan kimseyi takdir etmemek gerektiği sonucunu çıkarır. Bunun doğal sonucu olarak da şöyle bir tablo ortaya çıkar: İnsanlar bir hata gördüğünde rahatlıkla eleştirir, fakat bir güzellik gördüğünde çoğu zaman sessiz kalır.
Burada durup sormak gerekir: Bu suskunluk gerçekten doğru bir ölçü müdür?
Meseleye dikkatle bakıldığında, aslında yasaklanan şeyin “takdir” değil, ölçüsüz ve abartılı övgü olduğu görülür. Çünkü insanın nefsi övülmekten hoşlanır. Sürekli övülen bir insan, zamanla kendini merkeze koymaya başlar. Bu da onun hakikatten uzaklaşmasına sebep olabilir. Yani problem, hakikati dile getirmek değil; hakikati aşan, insanı olduğundan büyük gösteren bir övgü biçimidir.
Ancak buradan “öyleyse hiç takdir etmeyelim” sonucu çıkmaz. Çünkü takdir ile övgü aynı şey değildir. Övgü çoğu zaman kişiyi merkeze alır ve onu büyütür. Takdir ise yapılan hizmeti, ortaya konulan emeği ve güzel hasletleri görünür kılar. Bu nedenle takdir, nefsin şişmesine değil, hayrın devamına hizmet eder.
Bir insanın yaptığı güzel bir işi görüp hiçbir şey söylememek, o iyiliği görünmez kılmak anlamına gelir. Görünmeyen iyilik ise zamanla zayıflar. Oysa bir iyilik dile getirildiğinde hem o işi yapan kişi için teşvik olur hem de başkalarına örnek teşkil eder.
Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Kişiyi mi yüceltiyorsun, yoksa yapılan iyiliği mi görünür kılıyorsun? Eğer odak şahıssa, bu övgüdür ve risklidir. Eğer odak yapılan iş ve ortaya çıkan değer ise, bu takdirdir ve gereklidir.
Günümüzde yaygın bir problem de tam burada ortaya çıkar. İnsanlar olumsuzlukları ifade etme konusunda oldukça rahat, fakat olumlu olanı dile getirme konusunda oldukça çekingen davranır. Bu durum, iyi davranışların yeterince pekişmemesine ve zamanla geri planda kalmasına yol açar.
Oysa bir iyiliği fark etmek ve bunu ifade etmek, sadece karşı tarafı motive etmekle kalmaz; aynı zamanda insanın kendi nefsini de terbiye eder. Çünkü nefis, başkasının güzel yönlerini kabul etmekte zorlanır. Bu yüzden takdir etmek, aynı zamanda bir iç disiplin meselesidir.
Sonuç olarak burada bir çelişki değil, bir denge vardır. İnsan, nefsini şişirecek abartılı övgüden kaçınmalı; fakat iyiliği de görmezden gelmemelidir. Doğru olan, sözü ölçülü tutmak ve dikkati şahıstan çok yapılan hizmete yöneltmektir.
Çünkü esas mesele insanı büyütmek değil, hizmeti görünür kılmaktır.