Bediüzzaman Sözler’ine başlarken “Ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum” der. Hasta, kendini tedavi etmeden başkalarını tedaviye kalkmamalıdır.
Uçakta anons edildiği gibi: Oksijen maskesini önce kendinize, sonra yakınlarınıza takınız. Çünkü başkasına takmaya çalışırken ölebilirsiniz. Ölü birisi başkasını kurtaramaz.
Tebliğde göz ardı edilmemesi gereken çok mühim bir hakikat burada nazara verilmektedir. Nasihat vermek isteyen kişi, kendisini o nasihate muhatabından daha ziyade muhtaç hissetmiyorsa, o nasihati vermemelidir. Çünkü bazen nasihat aksülamel yapar.
Risale-i Nur’daki hakikatleri anlayabilmek için onlara ihtiyaç hissetmek gerekir. İhtiyaç arttıkça istifade de artar. Hatta en çok ihtiyaç hisseden Bediüzzaman olduğundan, bu manalar ona ilham edilmiştir. Bediüzzaman’a ne kadar benzersek, o kadar çok istifade ederiz. Risalelerin yazıldığı zamanlar dikkatle incelendiğinde, ihtiyaç anında ve ihtiyaca binaen yazıldığı açıkça görülür. En çok ihtiyaç bu zamanda hissedildiğinden, bu eserler bu zamana nasip olmuştur. Bu zamanda en çok ihtiyacı hisseden Bediüzzaman olduğundan, onun eliyle bizlere ulaşmıştır.
Yani Bediüzzaman gibi hastalık çeken, Hastalar Risalesi’ni en iyi anlayacağı gibi; onun gibi ihtiyarlık hâlini yaşayan da İhtiyarlar Risalesi’ni daha iyi anlayacaktır. Zaten en ön saftaki talebelerine bakıldığında, üstadlarına benzer hayatlar yaşadıkları görülür. Hatta arka saftakiler de dikkatle baktıklarında, kendi hayatlarında bir nebze benzerlik bulabilirler. Bu bir tesadüf değildir. İhtiyacı olanlara bu nimet verilmiştir.
O hâlde, başkasına en çok ihtiyacımız olan konuyu okumalıyız. Kendi ihtiyacımızı hissetmeden başkasına vermeye çalışmamalıyız. Zira mürşid, kuş gibi değil koyun gibi olmalıdır. Koyun yavrusuna sâfî, hazmedilmiş, hazmı kolay ve besleyici, içinde zararlı madde bulunmayan süt verir. Kuş ise yavrusuna hazmedilmemiş bir gıdayı kusarak verir. Eğer mürşid olmak istiyorsak, hakikati önce nefsimizde hazmetmeli; sonra saf ve faydalı bir surette başkasına sunmalıyız.