Kanserin başka çeşidi bu yazının konusu değildir, vaktiyle yaşadığımız prostat kanseri sürecindeki okuma, araştırma ve incelemelerimizin bir paylaşımıdır ve bu prostat kanseri üzerinden kanserin hikmetini irdeleyen bir yazıdır.
Kanser nice imtihanları ihtiva eden bir ihtarmış, farkında değilim. Bunu, sonrasındaki okuma ve gözlemlerimde fark ediyorum.
İşte bu ahvallerden anlaşılıyor ki, kul, iradesini kullanırken, akıbetine davetiye çıkardığını da unutmamalı ve kadere suç bulmamalıdır.
Prostat kanseri özelindeki tıbbî tartışmalar henüz netlik kazanmamış, yeni yeni vakıalarla başka tartışmalarla gündem değişiyor, esasen gittikçe çatallaşıyor. Elli yaşın üzerindeki erkeklerde prostat kanserinin olması, onların sperm boşaltılmasının yeterli olmadığına bağlayan da var bağlamayan da. Bu hâl, insanı kansere yakalanmamak için koruyucu tedbirleri almaya davet çıkarırken insanoğluna da tevekkülü tam yapmasını hatırlatıyor.
Elli yaşın üzerindeki erkeklerde daha çok gözükmesi, kadınlarda gözükmemesi de iyi okunmalıdır. Karı koca, bir bütünün iki önemli parçası ise bunlar da eşinin sağlığı konusunda daha hassas ve duyarlı olmalıdırlar. Elli yaş sonrası muhtemel problemlere beraber göğüs germeleri, aralarındaki samimiyet, muhabbet ve sadakati de perçinler. Çoluk çocuk kendi yuvalarına dağılmışken ihtiyâr ve ihtiyâreler, baş başa kalacakları hayatlarında şu bu sebeplerle hayatı zehir etmekten ziyade içerisindeki müşterek hayatın tecellileriyle yaşayacakları hakikatleri iyi okumalıdırlar. Özellikle gençlikten beri kazandıkları tecrübelerle kaderlerini tayin etmede daha ehildirler. Akıllı olmak lâzımdır, hüzün vereni atıp, safa verene bakmak gerekir.
Teşhise yarayan tespitler
Bazı araştırmacılar tarafından, vücudun su ve tuz dengesinden hareketle kansere de tuz ve su dengesinin sağlanıp bu dengenin sürdürülmesiyle koruyucu tedavi manasında tuzlu su kürü yapılarak makul sürede hastanın sağlığına kavuştuğu ifade edilir. Bu bir önleyici sebep olurken yerine getirilmesi de tevekkülün gereği olsa gerek.
Hayatın sırrının su ve tuzda olduğu, kanserin de ölümcül bir hastalık olmadığı, aksine vücudun ölüme karşı bulduğu zekice bir çözüm olduğu iddiasıyla yazılan kitaplarda; kanser araştırma merkezlerinin verilerine dayanıp, klinik neticelerden yola çıkarak dünyada uygulanan kanserle mücadele ve tedavileri, yer yer eleştirilir, yapılanların kanserle mücadeleden ziyade kanseri kullanan, ekonomik kazanca dönüştüren zihniyete işaret edilir.1
Kansere hazırlanmadan kanserli olmanın, ne kadar zor-kolay olduğu meselesinde de değilim. Ölümcül olan diğer hastalıklar, -mesela bir kalp yetmezliği- niçin kanser kadar dikkat çekmiyor, bunu da anlamak istiyorum. Kanseri öne çıkararak kanser üzerinden kazanç temin etmenin bir başka planı olmaktan öteye gidemiyor, âdeta.
Ben, prostat kanseri hastası olduğumu idrak etmeye, kabullenmeye çalıştığım süreçte, kanser vesilesiyle başta vücudum olmak üzere, ailem ve çevremdekilerin psikolojileri, maddî ve manevî ahvalleri yanı sıra kaderin izleri de çok dikkatimi çekmişti.
Hastalığa sırf kaderci anlayışıyla bakıldığında, insanın tedavi gayretini kırıyor. Alınması gereken tedbirlere karşı tembelliğe, gayretsizliğe mahkûmiyet, kadere mahkumiyeti netice vererek hatalı bir inanca dönüşüyor.
Dipnot:
1- Yücel Aydemir, Kanser araştırmalarında yüz yıllık yanlışlık Kanser öldürmek için değil yaşatmak içindir; Yücel Aydemir, Yaşamın Gizemi Su ve Tuz; Dr. F. Batmanghelıdj, Hasta Değil Susuzsunuz Su