"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Evine dön” derken neyi kast etti!

Mehmet KARA
10 Ağustos 2020, Pazartesi
Bir taraftan Muharrem İnce’nin parti kuracağı kulislere pompalanırken diğer taraftan MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e “evine dön” çağrısı yapması siyasette hareketliliğe yol açtı.

Muharrem İnce kendi ağzından parti kuracağını söylemese de ona yakın kaynaklardan alınan bilgilere(!) göre yılsonuna kadar parti kuracak. Bu CHP’de nasıl yankılanır, milletvekillerinden istifa eden olur mu? Bunun cevabını yakın zamanda öğreneceğiz.

Diğer tarafta Bahçeli’nin Akşener’e yaptığı teklif ne anlama geliyor, Millet İttifakı’nı dağıtmaya mı uğraşıyor, yoksa başka bir amacı mı var? Malûmunuz Bahçeli’nin söyledikleri ile yaptığı hesaplamalar meşhurdur. Bu da onlardan biri midir, bekleyip göreceğiz. Daha birkaç hafta önce Tarım Bakanı’nı eleştirdi diye bir milletvekilini ihraç eden Bahçeli’nin böyle bir çıkışını farklı yorumlayanlar da var.

2016 yılında MHP Genel Başkanlığı’na adaylığını açıklayan üç adayla birlikte partiden ihraç edilen Akşener ve arkadaşları daha sonra İYİ Partiyi kurmuştu. Bahçeli’nin İYİ Parti ve Akşener’le ilgili sözleri herkesin malûmu…

Hâl böyle olunca Bahçeli “evine dön” derken “Akşener siyaseti bıraksın evinde otursun’ demek mi istemişti acaba?” diye sorular da akıllara geliyor. Bahçeli çoğu zaman olduğu gibi şimdide kafaları iyice karıştırdı.

Diğer yandan da Akşener bu teklife “Sayın Erdoğan’a bir çağrıda bulunmak istiyorum; ortağı ile ilgilensin, ne zaman Sayın Erdoğan’ın ilgisi azalıyor, Sayın Bahçeli başta ben olmak üzere partime sardırıyor. Biz bundan bıktık, lütfen ortağı ile ilgilensin” demişti. Erdoğan da buna, Bahçeli’nin dâvetinin makul olduğunu, yadırgadığı bir dâvet olmadığını söylemesi de siyasetin bir cilvesi olarak değerlendirildi.

Cumhur ittifakının oylarının düştüğü anketlere yansıyınca dün acımasızca ve üslûpsuz şekilde eleştirilenler bugün ittifaka dâvet edilebiliyor. Ancak İYİ Parti bu ittifakın içinde olmayacağını net şekilde ortaya koyuyor. Ama siyaset deyince de oturup düşünmek lâzım. Bu dâvetler erken seçimin ayakları sesleri mi onu da bekleyip görelim.

***

KEŞKE HELÂLLEŞSEYDİK!

Bayram öncesi MHP’den ihraç edilen ve şu anda bağımsız milletvekili olan Cemal Enginyurt ihraç haberi üzerine, “Allah razı olsun Sayın Devlet Bahçeli! İyi ki, halkımızın derdini söylediğim, fındık üreticisinin hakkını savunduğum, Orduluya sahip çıktığım için ihraç ettin. Liderimiz olarak seni sevdim, sevmeye devam edeceğim. Allah inanan ve doğru olanların yanındadır. Üzüldüm! Keşke helâlleşseydik” diye bir tweet atmıştı.

Bahçeli, Enginyurt’a da “evine dön” çağrısı yapacak mı? Öyle ya daha önce ihraç ettiği ve bir partinin genel başkanı olan bir insanı “evine dön” diyorsa Sayın Enginyurt’a da hayli hayli dâvet yapabilir. Siyaset gerçekten de garip değil mi? Bir gün ak dediğine ertesi gün kara diyebilmenin adı siyaset mi oldu sizce?

***

SÖZLEŞME SAĞLIKLI TARTIŞILAMIYOR!

“Kadına yönelik şiddet” konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslar arası sözleşme özelliğini taşıyan, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için de “İstanbul Sözleşmesi” ismiyle anılan, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren 81 maddeden oluşan sözleşme, Meclis’teki grubu olan bütün partilerin “ittifakı” ile kabul edilmişti! 

O tarihten bu yana pek gündemde olmayan sözleşme son aylarda ısıtılıp yeni bir tartışma konusu meydana getirildi. Sözleşme son günlerde AKP içinde de sıkıntılara sebep olmaya başladı. AKP Genel Başkanvekili Sayın Numan Kurtulmuş’un İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılabileceğini söylerken, “İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması gerçekten yanlıştı. İstanbul Sözleşmesi olmazsa Türkiye’de kadına karşı şiddet artar tezi de bir şehir efsanesidir; yalan, yanlış bir propagandadır” sözü üzerinden yeni bir ayrışma meydana getiriliyor. Bu sefer ki ayrışmanın iktidar ile muhalefet arasında değil, iktidar arasında yaşanması ise ilginç.

İlginç olan başka bir durumda Erdoğan’ın çocuklarının yönetiminde olduğu dernek ve vakıfların tam zıttı görüşte olmaları.

Bir taraf Sözleşme’nin, aile bütünlüğünün altına âdeta dinamit döşemek olduğunu, bu sözleşmeden geri çekilmesi gerektiğini söylerken diğer kesim sözleşmeden vazgeçilmemesi için elinden geleni yapıyor. Kimisi topyekûn karşı çıkarken kimileri değiştirilmesinden yana. Ancak en dikkat çeken durum ise adeta ölümüne savunanların olması. Hatta sözleşmeden çıkılmasını söyleyenler hainliğe varıncaya kadar suçlanıyor. Kamuoyu bu sefer de bu sözleşme üzerinden geriliyor, kutup- laştırılıyor, ayrıştırılıyor.

Oysa en yetkili ağızlar, “Aileye zarar verdiği konusunda endişeler var” diyorsa oturup düşünmek ve konuşmak gerekmez mi?

İkincisi de, bu sözleşme imzalandıktan sonra kadına yönelik şiddet azaldı mı? Boşanmalar artarken, evlilik oranları azalmadı mı? Bu gerçekler ortada dururken, toplumun temel taşı ve çekirdeği olan ailenin korunması için yapılması gereken Sayın Kurtulmuş’un de dediği gibi, bu sözleşme nasıl imzalandıysa o şekilde imza çekilmelidir. 

Bakalım, Erdoğan’ın “konu daha fazla uzamasın, çözün” talimatından sonra tartışma nereye varacak? 

***

ENFLASYON GERİLEMİŞ!

Bayramdan sonraki gün açıklanan “resmî enflasyon” Haziran ayına göre meğerse gerilemiş. Yaşanılan hayat pahalılığına rağmen enflasyon gerilemiş olmasına inanan oldu mu bilmiyoruz, ama birilerinin şu soruya mantıklı bir cevap vermesi gerekiyor. Geçen sene 100 liraya doldurulan pazar çantasını, şimdi 112 liraya doldurabiliyor musunuz?” 

Bu soruya “evet” diyen varsa açıklasın. Olumlu yönde açıklama yapacaklar bunu ancak benzin fiyatları zamlanınca, ironi yapıp “Beni etkilemiyor, her zaman 50 liralık benzin alıyorum” denildiği gibi “Pazara çıkınca 100 liralık alışveriş yapıyordum, şimdide 100 liralık alış veriş yapıyorum” diyebilirler.

Sosyal medyada enflasyon rakamlarının düşmesiyle ilgili binlerce yorum yapılırken, “Sağ olsunlar sağlıklı yaşam için bizi az yemeye yönlendiriyorlar. Minnettarız” sözü ise her şeyi anlatıyor…

Buraya şu notu da düşelim. Hani asgarî ücrette şimdiye kadar olmadığı kadar yüksek oranda artış yaşandı ya!.. 2003 yılında bir asgarî ücretle 14 çeyrek altın alınabilirken, şimdi bir asgarî ücretle ancak 3 çeyrek altın alınabiliyor… 

Bir ton patates bir çeyrek altın etmiyor. 2009 yılında piyasaya sürülen 200 TL’lik banknot 131 dolar iken şu anda 27 dolar…

Başka bir veriye ihtiyaç var mı? Ama olsun enflasyonumuz düşüyor…

Okunma Sayısı: 2106
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin İlhan

    10.8.2020 12:07:57

    ŞİDDETİ önleyecek yegane yol ADALET'İ TECELLİ ETTİRMEKTİR.Bakınız farklı inanç ve etnik kimliği olan ülkelerde adaletin tecellisi ne derece yüksek ise orada şiddet azdır. Ülkemizde ise kadına değil tüm ihtilaflı meselelerde insanlarımız yargıdan tatmin edici kararları görmediğinden hemen adaleti kendisi sağlamak istemektedir. İSTANBUL SÖZLEŞMESİ belki bazı ülkeler için bir anlam ifade edebilir amma ülkemiz özelinde tahrip fonksiyonu ağır basan,yıllardır matbuat,medya,filmler,diziler ile tahrip edilen müslüman aile yapısına son darbe indirilmek amaçlandığı gayet açıktır. Şiddetin önlenmesi,cemiyet hayatının huzur ve sükunu,milletin kaynaşmasının yolu mağdurlara haklarını teslim,adaleti teceelli ettimrekle olur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı