"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ali Kanıbir Ağabey, dünya hayatına veda ederken

Mustafa Gengeç
16 Kasım 2020, Pazartesi
“Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise hayat-ı bakiyeye çekirdek ve mebde ve menşe olması cihetindendir.” (Bediüzzaman)

Tarihin seyri içerisinde günümüze kadar nice insanlar gelip geçmiştir. Bunlardan bir kısmı yaşadıklarıyla beraber toprak olmuş, unutulup gitmişlerdir. Fakat bazı insanlar var ki onlar asla unutulmaz. Hafızalarımızda iz bırakırlar. İşte Ali Kanıbir Ağabey de iz bırakan kahramanlardandır. Risale-i Nur hizmeti “sahabe mesleği” olduğu için nice kahramanlar yetiştirmiştir. Ali Kanıbir Ağabey, dâvâsına sadâkati, vefası, kibar, naif ve kendine has hizmeti ile, Nur Cemaati’nin şahs-ı manevisinde fani olmuş, müstesna bir insandı. Dostlarına samimî, arkadaşlık hukukuna titizlikle önem verirdi. İstikametini hiç şaşırmadı. Amelinde rıza-i İlâhiye vardı. O sadece hizmetin inkişafı ve hayat-ı beka için çalıştı, ona müteveccih oldu. Şahsî dostlukla beraber, Nur dairesinde 50, yıllık hizmet beraberliğimiz su gibi akıp geçti, bize kalan bir vefa birde samimî duâdır. Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun inşallah.

Ali Ağabey’le, hafızam beni yanıltmıyorsa sene 1970 veya 71 yıllarında tanıştım. Adana’dan, Van Mevlidi’ne gitmek için otobüs tutmuştuk. Buluşma yerimiz merkez Ulu Cami önü olarak tesbit edilmişti. “Gazi Nur Dede”yle biraz erkenden buluşma yerine gitmiştik. Kardeşler gelmeye başladılar. Küçük guruplar halinde sohbetler yapılıyordu. Benim bulunduğum gurupta Gazi Nur Dede Üstad’dan hatıralar anlatıyordu. Ali Ağabey de iştirak etti. O zaman tanış olduk. Sonra ailesiyle birlikte Adana’ya taşındı. Aynı apartmanda yıllarca komşuluk yaptık. Unutulmayacak hatıralarımız oldu. Nur’un hizmetinde olsun, diğer beşeri görüşmelerinde olsun, ifrat ve tefritten kaçınır, hep dengeli davranırdı. Dâvâ söz konusu olunca centilmen tavrını koruyarak, hiç korkmadan mensup olduğu Nur hareketini, çekinmeden anlatır ve savunurdu.

Ziyapaşa Bulvarı’nda ozalit çekimi yapan bir iş yeri vardı. Akşamları oraya gider derin sohbetlerimiz olurdu. Ali Ağabey’in o samimî ve ihlâslı hali bizi akşamları oraya celp ederdi. Adeta oraya abone olmuştuk. Aklımda kalan isimleri şöyle sıralayabilirim: Mehmet Pekel, Kemal Yağar, Sami Narin, Süleyman Delikanlı, Şahin Yiğitsözlü, merhum Celal Kılıç, Mustafa Gengeç, şu an ismini hatırlamadığım başka arkadaşlar da vardı.

O günlerde hizmetin verdiği huzur ve şevk bir başkaydı. Bunun yanı sıra bütün Türkiye’de olduğu gibi, Adana’da da sıkıntılarımız da vardı. Özellikle 12 Eylül 1980 ihtilâli ve sonrası ülkemiz genelinde ve cemaatimizin çektiği sıkıntılar unutulacak cinsten değildi. Ali Ağabey, Adana “Hür Genç’in” başkanıydı. Polisler ikimizi emniyete götürdüler, sıkı yönetim tarafından “Hür Genç’in” kapatıldığını tebliğ ettiler. Polisler bize ağır hakarette bulundular. Arkasından Yeni Asya Bürosuna ve dershanelere baskınlar yaptılar. Ali Ağabeyle o günleri beraber yaşadık. Uzun hikâye, Allah o günleri tekrar göstermesin.

28 Şubat 1997’ye gelindiğinde Türkiye’nin oldukça büyük sıkıntılarla karşılaştığı yıllardır. Bu yılları kronolojik bir sırayla tahlil etmek gerekseydi, ciltlerle kitap yazılırdı. Ancak Ali Ağabeyle yaşadıklarımıza kısaca temas etmek istiyorum. O yıllarda büyük kızım Tuba, Konya Tıp Fakültesi’nde, kızım Ümran, Konya Diş Hekimliği’nde, diğer kızım Esra, Ankara Tıp Fakültesi’nde okumaktalardı. İhtilâlci zihniyet baş örtüsünden dolayı çocuklarımı dışladılar ve okuldan uzaklaştırdılar. Post modern darbeyi yapan o zalimlerin bize yaşattığı o acı günleri, asla unutmadık, unutmamız da mümkün değil. Aslında bu darbe, Müslüman Türk Milleti’nin temel değerleri hedef alınarak yapılmıştır.

Başımıza gelen bu elim hadise üzerine, Ali Kanıbir Ağabey, saygıdeğer hanımıyla (Allah sağlık ve sabır versin) birlikte bizi teselli etmek için, akşam eve geldiler. Kızlarıma hiç unutmadığım şu kısa konuşmayı yaptı: “Sizleri tebrik ederim. Size ne mutlu ki başörtüsü sebebiyle okuldan uzaklaştırıldınız, tesettürü doktorluğa tercih ettiniz. Bu fedakârlığı herkes yapamaz. Biliyorsunuz Üstadımız tesettür için çok mücadele etti. Tesettürü müdafaa ettiği için, bir yıl hapis yattı. Bu davranışınız sizin için bir şeref madalyasıdır.”

Ali Ağabey dostlarına çok bağlı, vefalı bir insandı. Ankara’ya taşındıktan sonra bile bütün dostların aradığı gibi, beni ve İbrahim Yenice Beyi sürekli arardı. Ruhu şad olsun. Yüce Allah, Peygamberimize (asm), Üstadımıza ve Ağabeylere kavuştursun, mekânı Cennet olsun.

Okunma Sayısı: 962
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı