"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Strateji mi meşruiyet mi?

Faruk ÇAKIR
09 Temmuz 2026, Perşembe
Türkiye’nin Avrupa ya da Amerika ile ilişkileri tartışma konusu olduğunda ekseriyetle “stratejik önemine” işaret edilir ve başka konular arka sıraya atılır. AB ve ABD ilişkileri bu bakış açısıyla değerlendirdiğinde neticede Türkiye zarar etmiş oluyor. Yani stratejik önem birinci sıraya çıktığında “hak, hukuk ve adalet” geri plana atılıyor ve hukuksuzluklar da sıradanlaşıyor.

Bir vesile ile Türkiye’ye gelen Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, “Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz” demek suretiyle idarecilerin memnun olmadığı ama milletin menfaatine olan bir tespitte bulunmuş.

Tespitlerini sosyal medya hesabından paylaşan Amor’un açıklamasının bir kısmı şöyle: “Türkiye’nin ortaklarının, özellikle Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü ikincil bir mesele olarak görmemesi gerektiği savunulmaktadır. Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz. Demokratik meşruiyet ise temel hakları koruyan, adil yargılamayı sağlayan ve vatandaşların yöneticilerini seçme hakkını güvence altına alan bağımsız kurumlara bağlıdır. Demokratik bir Türkiye’nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, Avrupa’nın ve daha geniş bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından da daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacağı ifade edilmektedir.” (t24.com.tr, 5 Temmuz 2026)

Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü “ikincil bir mesele” olarak görmemesi gerektiğinin hatırlatılması çok mühimdir. Hukukun üstünlüğünü en ön sıraya koymayan bir anlayışın Türkiye’ye ne faydası olabilir ki? Zaten AB ya da Amerika’nın temsil ettiği “batı” Türkiye ile ilişkilerinde “hukuku ilk sırada” değerlendirmiş olsa ülkemiz “hukuk ve adalet yolu”ndan bu derece uzaklaşır mıydı? Batıyı temsil eden idareciler Türkiye ile ilişkilerinde çoğunlukla “stratejik ve coğrafî konum”u dikkate aldılar. Böyle olunca da ülkemiz adaletsizlik yoluna sapmış oldu. 

Her zaman ifade edildiği üzere “hak, hukuk ve adalet” bir ülke için değil her ülke için ve her insan için talep edilmelidir. Batıyı temsil eden idareciler hadiseye bu pencereden bakmadıkları için haklı olarak eleştiriler de alıyorlar. İyiliği bütün ülke ve bütün insanlar için değil de sadece kendi ülkesi ve kendi insanı için isteyenlere ne demeli? Hani, iyilikler paylaşıldıkça çoğalıyordu? Bütün dünya barış içinde olsa, insanlar huzurlu olsa daha iyi olmaz mıydı? 

Dünya, “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölürse ölsün bana ne” ve “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyenlerin sebep olduğu politikaların ağır faturasını ödüyor.

Hukukun üstünlüğü birinci ve birincil madde olmalı...

Okunma Sayısı: 194
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı