"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İki mekân, bir insan

Muzaffer KARAHİSAR
11 Şubat 2020, Salı
Mekânları şereflendiren kahramanlardır.

Her mekân kahramanıyla meşhur olur. O şerefle yâd edilir, hatırlanır. Kuş uçmaz, kervan geçmez ıssız dağlar, ovalar, meydanlar üzerinde yapılan cihadlar ve kazanılan zaferlerle değer kazanır. Allah yolundaki manevî cihad edilen ilim – irfan mekânları müçtehitlerin kalemiyle, savaş meydanları mücahitlerin kılıcıyla zafer abidesi olarak tarihin altın sayfalarına geçerler. 

Yakın tarihimizde Anadolu’nun sinesinde iki mekân, bir insanın manevî değeriyle gönüllerdeki yerini almışlardır. Unutulmaz yerler, mübarek mekânlar unvanını kazanmışlar. Birincisi, Bediüzzaman’ın doğduğu evi, yeri, yurdu, yuvası Nurs Köyü Said’le meşhur olmuş. İkincisi, ilmin, irfanın, huzur ve bereketin merkezi olmuş, helâket ve felâket asrının insanlarının imdadına yetişen Kur’ân tefsirleri Risale-i Nurlar’ın telif edildiği Barla, Bediüzzaman ile mübarek menzil şerefini almış. 

Asırların kalbinde taşıdığı, “Birisi gelecek, şarktan bir nur zuhur edecek” müjdesi Bediüzzaman’ın dünyaya teşrif ettiği Nurs Karyesi’nde tecelli etmiş. Küçük şirin bir köy olan Nurs, taşıdığı değer ve ihtişamla Bediüzzaman’ın çocukluğunu hatırlatır. Her zaman akın akın gelen Nurlu ziyaretçiler Bediüzzaman’ı anar, doğduğu mekânları gezer, kabirleri ziyaret ederler, onun hatıralarını yad ederler. Kur’ânlar, Cevşenler okur, Nur dersleri yaparlar… 

Nurs’un misafirperver, güler yüzlü, vakarlı insanları Bediüzzaman’a olan mensubiyet, yakınlık, muhabbet, hürmet, samimiyet ile bilinirler. İslâm âleminin ve bütün dünyanın tanıdığı, kitaplarını okuduğu, milyonlarca talebesi bulunan Bediüzzaman gibi mehdi ve müçtehidin yakını, köylüsü, akrabası olmakla Nurs’lu insanlar, ne kadar temeddühle övünseler, iftiharla sevinseler azdır. O köyde mütedeyyin ve müstakim bir ailede dünyaya açmış gözlerini… Doğu Anadolu’da yüksek, karlı dağların, sarp yamaçların, yalçın kayalıkların eteklerinde, gür ağaçların, çiçekli bahçelerin içindeki Nurs, Bediüzzaman’ın soyadı olmuş.

Bu yüzden Nurs’lu insanlar şefkatli, merhametli ve vefalı Bediüzzaman’ı Üstad kabul edip bağrına basmışlar. Onun talebelerine muhabbetle muamele, hürmetle misafir ederler. Küçük yaşta harika zekâsı, kuvvetli hafızası ve keskin bakışlarıyla müstesna bir çocuk olan Said, ilerde o köyün medar-ı iftiharı olacağının işaretini veriyordu. “Şimdi hakikî bir ihtâr ile bildim ki: O mâsum Nurs’lu insanlar, Nurs Karyesi; Risale-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak.”  “Aynen öyle de ben ve köyüm ve nahiyem, kırk dört sene evvel Risale-i Nur’daki rahmet yağmurunu bir hiss-i kablelvuku ile hissetmişiz demektir…”

Öteki Nurlu, mübarek mekân, Kur’ân’ın manevî tefsiri, iman hakikatlerinin beşerin hidayet ve saadetine vesile olan Risale-i Nurlar’ın telif edildiği Barla’dır. Bediüzzaman’ın mecburî ikamete gönderilen Barla, o zaman kuş uçmaz, kervan geçmez, tenha, yokluk ve mahrumiyet içinde küçük bir nahiyedir. 

1 Mart 1927’de cemreler, gökyüzünün derinliklerinden arzın kalbine doğru inerken; Bediüzzaman, inkâr zulümatından insanlığın kurtuluşuna vesile olacak Kur’ân reçetelerinin müjdesiyle, bereketiyle, rahmet tanecikleriyle, bahar müjdelerinin ümit ve şevkiyle Barla’yı şereflendirmişti.  

Kısa zamanda İslâm güneşinin Nur’u her tarafı aydınlatmaya başladı. Bahar ritmiyle ve sevinciyle kalpler uyandı, canlandı, şenlendi. Barla’nın dağlarında, bağlarında Kur’ân çiçekleri açtı, Cennet bahçeleri oldu. Bahar güzellikleriyle Kur’ân yeni nazil olmuş gibi hakikatleri, manası, tefsiri olan Nurlar parlıyor, aktar-ı âleme dalga dalga intişar ediyordu. Hüşyar gönüller, Kur’ân Nur’unu gölgesiz, perdesiz huzuru, huşûyu, rahmeti, bereketi aşk ve cezbe içinde bulmuşlardı. Nur sevdalıları, Barla Sıddıkları, şecaat ve cesaretle Bediüzzaman’ın etrafında pervane oldular. Kur’ân’ın hakikatleri uğruna hayatını hiçe sayan şanlı serdarlar Barla’yı mekân tuttular.

İmana ve inanca kelepçe vurulduğu fetret devrinin karanlık ve inkârına karşı, Bediüzzaman Barla’da İlâhî aşkın marifetullah iklimlerinden ümit ve şevk müjdeleri taşıyordu. Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez hakikatleri bir meşale gibi muhtaç gönülleri aydınlatıyor, hak yolunu gösteriyordu. “Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır…” 1

Bediüzzaman ve talebeleri her türlü, yasak, baskı ve zulme rağmen iman hakikatleri seferberliğine başlamışlardı. Kâtipler, saff-ı evveller, mübarekler heyeti, erkânlar, rükûnler, Nur Postacıları hep beraber Isparta Kahramanları olarak altı yüz bin nüsha Risale-i Nurlar’ı elle çoğaltıp dağıtan Nur Talebeleri, hizmet erleri olarak tarihe geçtiler. Kur’ân Talebelerinin hizmetine şahit olan Barla, Bediüzzaman’la anılan mübarek bir mekân oldu.  

Bediüzzaman’a olan yakınlığın, sadâkatin, vefanın ve muhabbetin tezahürü olarak ve onun Nurlu şahsiyetini ve hizmetlerini hatırlatan Nurs ve Barla, Nur’un şeref abidesi olarak gönüllerdeki yerini almıştı.

Dipnot: 

1- Mektubat, 29. Mektup 7. Kısım.

Okunma Sayısı: 1014
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı