"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sun’î ışıklar altında kararan gündüzler: Vakti nura boyamak

Ömer Faruk Yıldız
10 Nisan 2026, Cuma
Güneşin doğuşunu yüksek binaların gölgesinde kaçırdığımız, batışını ise sun’î lambaların soğuk ve hissiz aydınlığında unuttuğumuz bir çağdayız.

Sonu gelmeyen dünyevî telâşların ve ardı arkası kesilmeyen beklentilerin girdabında sürüklenirken, asıl yorulan bedenimiz mi yoksa nefessiz kalan ruhumuz mu? Omzumuza yüklenen fânî meşgalelerin peşinde, tükenmez bir gayretle günleri haftalara deviriyoruz. Bu asrın sağır edici kalabalığı ve bitmez koşturmacası içinde savrulurken; asıl teessüf edilmesi gereken kayıp, dünyalık hedeflerimiz değil, avuçlarımızdan su gibi akıp giden “ömür” sermayesidir.

Ancak hayat, sokağın ve dış dünyanın o yorucu hengâmesinden ibaret değil elbet. O telaştan sıyrılıp hanemize sığındığımızda omuzlarımıza binen başka yükler, yüreğimizi sızlatan başka imtihanlar var. Bir yanda henüz hayata yeni tutunan, her geçen gün gözümüzün önünde büyüyen bir yavrunun o saf, masum tebessümündeki ilahi rahmet tecellisi... Diğer yanda ise ailemizi, sevdiklerimizi sarsan anî fırtınalar, haneye düşen ağır kederler ve canımızdan saydıklarımızın dinmeyen acıları karşısında hissettiğimiz çaresizlik... Evlatlarımıza duyduğumuz o hudutsuz şefkat, anne babamıza olan vefamız ve ailevî dertlerimizi çözme çabamız, çoğu zaman zihnimizi ve kalbimizi tamamen işgal ediyor.

İşte tam bu noktada, insanın en büyük imtihanı olan “sıralama” ve “öncelik” problemi başlıyor. Hayatın o ezici yüklerini, hanenin ağır dertlerini ve asıl gayemiz olan kulluk vazifemizi hangi sıraya koyuyoruz?

Bizler ekseriyetle, gafletin o kalın perdesi ardında, evvela dünyevî istikbalimizi sağlama almayı ve hanemizi sarsan fırtınaları kendi cılız iktidarımızla dindirmeyi yegâne gaye ediniyoruz. Ruhun asıl gıdası olan ubudiyeti ise, günün bütün heyecanını tüketmiş, dermansız kalmış saatlerin daracık kuytularına iteliyoruz. Oysa hakikat-i hal ve sırr-ı kulluk bize bambaşka bir nizamı ihtar eder. Şayet hayatın merkezine o “Asıl Vazife”yi, yani Hâlık-ı Zülcelâl’e olan mutlak teslimiyeti yerleştirmezsek; fânî sevdiklerimize duyduğumuz o ulvî şefkat, nihayetsiz bir acziyetin elinde kalbimizi paramparça eden boğucu bir endişeye, altından kalkamayacağımız kahredici bir azaba inkılap eder. 1 Zira insanın nihayetsiz aczi ve fakrı, hayatın ağır yüklerini tek başına omuzlamaya kâfi gelmez; o sızlayan yürek ancak Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına tevekkül ile teslim edildiğinde sekînet bulur.

“Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarf ediyorsun?” 2 ikazı, sadece bitmek bilmeyen dünyevî hırslarımız için değil; dünyalık sevgilerimiz, korkularımız ve kederlerimiz için de bir uyanış silsilesidir. Bizi saran bu fânî hengâmenin ve zaman zaman hane içindeki o nefes kesen dertlerin ortasında namaz, dünyanın o boğucu atmosferinde daralan ruhumuzun sükûnete ilticasıdır.

O beş vakit, karanlığın ortasında açılan aydınlık pencerelerdir. Seccadeyi serip kıyama durduğumuzda, sadece rızık peşindeki yorgunluğumuzu değil; evladımızın istikbal endişesini, ailemizin sarsıcı imtihanlarını ve omuzlarımızı çökerten tüm o çaresizlikleri de Rahman ve Rahîm olanın sonsuz kudretine teslim ederiz. İbadetleri hayatın ve kalbin merkezine aldığımızda o gerçek sıralama kurulur; işte o vakit dünyevî koşturmacalarımız da, ailemizin dertlerine derman olmak için döktüğümüz ter ve gözyaşı da nafile birer ibadet hükmüne geçer.

Eğer vaktimizi o nura boyamazsak, zaman bizi kendi fânî karanlığında yutacak. Dünya telâşında kaybolmamak, tükenmez meşgalelerin ve kederlerin kıskacında ruhumuzu ezdirmemek için; durmaya, divana durmaya ve vakti asıl sahibinin adıyla nura boyamaya muhtacız.

Kaynakça:

1- Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dal, s. 322. 

2- Yirmi Birinci Söz, Birinci İkaz, s. 252.

Okunma Sayısı: 134
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı