"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Oruç, Cenab-ı Hakkın nimetlerine karşı şükürdür!

Prof. Dr. İlyas Üzüm
17 Mart 2024, Pazar 02:17
RAMAZAN RİSALESİNDEN GÜNLÜK MESAJLAR

Ramazan Risalesinin İkinci Nüktesinde Said Nursi, orucun Cenab-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle ihtiva ettiği hikmetlerine değiniyor. Bu hikmetlerden birisi olarak bir padişahın (yahut devlet büyüğünün) ziyafetine mazhar olan bir kimsenin yemeği getiren hizmetliye yahut garsona teşekkür edip de asıl ziyafet ve ikram sahibine teşekkür etmemesinin ne kadar aptalca, ne kadar saçma bir davranış olacağını kaydediyor. Oruç tutmayan bir kimsenin halinin de buna benzediğini belirtiyor. Metin şöyle:

“…Bir padişahın mutfağından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister. Tablacıya bahşiş verildiği hâlde, çok kıymettar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in’âm edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi; Cenâb-ı Hak, hadsiz envâ-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş, ona mukabil, o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor. O nimetlerin zâhirî esbabı ve ashabı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiyat veriyoruz, onlara minnettar oluyoruz. Hattâ müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz. Halbuki, Mün’im-i Hakikî, o esbabdan hadsiz derecede, o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte Ona teşekkür etmek, o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.”1

Bu dünya “dâr-ı teklif” olduğu için ilahî nimetler sebepler vasıtasıyla bize geliyor. Söz gelimi, sofralarımızın olmazsa olmazı olan ekmeği marketten alıyoruz. Market fırından alıyor. Fırıncı uncudan alıyor. Uncu buğday üreticisinden alıyor. Buğday üreticisi tarladan alıyor. Bunların hiçbirisi yaratıcı değil birer vasıta. Gözlemlediğimiz haliyle silsilenin sonunda yer alan tarla kuru topraktan baret görünüyor. Akılsız, bilgisiz, bilinçsiz toz yığını. Oysa buğday tanesinin başak olarak karşımıza çıması için topraktan başka suya ve yağmura, ısıya ve güneşe, havaya ve rüzgara… ihtiyaç var. Bunların da tamamı bilgisiz ve bilinçsiz. O halde bütün vasıtaların araksında ilim sahibi, rahmet ve kudret sahibi bir Yaratıcı var. Toprağı ürün almaya elverişli hale getiren de O, yağmuru yağdıran da, güneşi döndüren de O. O halde ekmeğim bize ulaşmasında vasıtalar zinciri ne kadar uzarsa uzasın hiçbirisi gerçekte o nimeti bize bahşeden değildir. Nimet sahibi yani “Mün’im-i Hakiki” yalnız Allah’tır. Peki biz ekmeği alırken markete veya fırıncıya ücret ödemiyor muyuz? Ödüyoruz. Metindeki ifade ile “tablacı” yani garson veya hizmetli pozisyonundaki vasıtaya ücret ödeyip asıl mal sahibi olan Allah’a teşekkür etmezsek misaldeki kişinin aptallığına düşmüş olmaz mıyız?

Metnin son cümlesi gerçek mal sahibi olan Allah’a teşekkür etmenin kriterlerini sayıyor: a) Nimetleri doğrudan doğruda Ondan bilmek, b) o nimetlerin kıymetini takdir etmek, c) o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmektir. İşte Ramazan-i Şerifteki oruç mümine bunları hatırlatıyor. Dolayısıyla oruç tutan bir kimse, bu suretle bütün nimetlerin kaynağı olan Allah’a şükrünü arz etmiş oluyor!

Dipnot:

1- Mektubat (İstanbul 2020, YAY), s. 396.

Okunma Sayısı: 1241
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı