Latif Salihoğlu Yeni Asya Gazetesinin “Bedesten” köşesinin yazarıydı.
Köşenin ismi eski ve kıymetli eşyaların sergilendiği yer anlamına gelir. Bir tarihçi olarak tarihten ilham aldığı önemli hususları köşesine taşırdı. İlk tanışmamız sıcak bir Adana ikliminde Çukurova Üniversitesinde doktora yaptığımız 2000’li yıllara dayanır. Yine önemli bir konuyu tarihî vesikalarla sunum yapıyordu.
Adana’dan sonra uzun süre yüz yüze görüşme şansımız olmadı ta ki geçtiğimiz 20 Nisan 2026’da Aksaray’da yapılan okuma programına kadar. Programa tam beş gün istikrarlı katılım sağladı ve her akşam özel ve feyiz verecek konuları usta bir üslûpla sunmuştu. Alevilik ile ilgili konuda önemli çıkarımları vardı. Özelinde kendine has sağlık amaçlı doğal kür uygulaması, dinlenme tercihleri vardı. Sanırım hastalığıyla ilgili hekim tarafından dikkat etmesi gereken bazı hususlar teklif edilmişti. Program bitiminde 25 Nisan 2026 Cumartesi günü sabah için sözleştik. Ankara’ya, yapılacak olan “Küresel Vicdan: İnsaniyet ve Demokrasi” paneli öncesi yapılacak masa çalışmalarına akademik katkı vermek üzere birlikte seyahat edecektik. İnsanların birbirini daha yakında tanımaları için seyahatler önemli fırsatlardır. Farklı alt konuların ele alındığı masa çalışmalarının sabah oturumlarına yetişmek için erkenden kaldığı mekanın kapısına dayandım. Yaklaşık üç saatlik yolculuğumuz olacaktı, bir çok konuyu masaya yatırmak için de fırsatımız. Önce Cemil Meriç’ten başladık. Farklı ağabeylerin Cemil Meriç’e sunduğu dersler ve kendisinin bu sohbetlerden büyük keyif aldığından ve Risale-i Nurları geniş bir akademik networka sahip Şerif Mardin’in de ahir ömründe istifade edip, dostlarına tavsiye etmesi hususunda gösterdiği gayretleri konuştuk.
Bazı konularda Cemil Meriç’le ilgili nakillerin günümüze hatalı bir şekilde geldiğini kızı Ümit Meriç’in şahsıma gönderdiği ses kaydından kendisine dinletmiştim. Muhabbetle olmayan ikili sözlerin ve üslubun farklı şekilde yansıtılmasının uygun bir yaklaşım olmadığından bahsettik. Konu Yeni Asya gazetesinin toplumun umum hukukunu ilgilendiren konularda hakkaniyetle doğrudan ve haktan yana sergilediği duruşa geldiğinde kendisine bu cemaatin en güzel özelliğinin hasbî bir tavırla kimseden medet ummadığını, devletin imkân ve fırsatlarına hiçbir zaman talip olmadığını, kimsenin cemaatin tüzel kimliğini kendine basamak yapmamasının kıymetli bir duruş olduğundan bahsettik.