"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ve dahi tesanüd...

Rifat OKYAY
01 Şubat 2026, Pazar
Bütün zamanlarda, bütün Müslümanların anlaması, bilmesi ve yapması lâzım gelen bir hakikat vardır. Evet, Müslümanın bilmesi lâzım gelen pek çok hakikat vardır; fakat bir hakikat var ki, o olmazsa olmazdır.

Müslümanların ihlâsları olsa, kuvvetleri olsa, hatta şevkleri ve aşkları bulunsa; iman, Kur’ân ve İslâm hakikatlerinin anlaşılması, fiiliyata ve amele dökülmesi, tatbik edilmesi ve uygulanması, eğer aralarında tesanüd yoksa ve tesanüd hakikati fiilen yaşanmıyorsa, bütün bu imanî, Kur’ânî ve İslâmî hakikatlerin tatbiki maalesef eksik ve güdük kalır. Böyle bir durumda ortaya çıkan kemâlâtlar da ancak ferdî ve şahsî olur; kendi fenerleri kadar bir aydınlık sağlar. “Ne kadar ihlâslı adam…” gibi sözler de bu noktada bir teselli olmaktan öteye geçemez.

Tesanüd; sert, ruhsuz ve amelsiz kaya taşlarını bile kemerlerde ve kubbelerde müttehit, kuvvetli, sağlam ve yükseklerde tutarken; Müslümanlar, binlerce güzel vasıf ve hâllerine, amellerine ve güzelliklerine rağmen bu tesanüdü, ittihadı ve dayanışmayı, birbirinden kuvvet alıp vererek sağlam ve kuvvetli kalmayı maalesef becerememektedirler.

Galiba “Ben en kuvvetli taşım, en iyi yerdeyim, en sağlam ve güvenilir tutuş bendedir” diyen taşlar, eğer yalnızlığı tercih eder ve “yalnız benim” derlerse, ne oluyor? Hem kendileri yerlerde sürünüyorlar, hem de mensup oldukları kemer ve kubbelerin yıkıntıları altında eziliyor; molozlar arasında küçük parçalar hâlinde, kuvvetsiz, yüreksiz, hükümsüz ve faidesiz bir vaziyete düşüyorlar.

Bazı taşlar ise, “Ben olmasam da olur. Benim katkım, benim kuvvetim nedir ki? Ben yapmasam da bir yapan çıkar. Ben yoruldum artık; zaten olacak olan olur.” gibi garip ve acayip sözlerle, gafletlerini, tembelliklerini ve vurdumduymazlıklarını, mesul olacak hâllerde haksız ve hukuksuz bir şekilde dile getiriyorlar.

Böylece ne kemer kalıyor, ne kubbe, ne de devam eden bir hizmet… Geriye sadece yıkıntılar arasında inleyen sesler kalıyor: “Ben, ben, ben.”

Hâlbuki tesanüd esas alınmalıdır ki, hizmet-i Kur’âniye ve imaniyede; uhuvvet, ihlâs, sadakat, şevk, aşk, ümit ve gayret taşları, güzel himmetler ve samimî çalışmalarla, okuma ve anlama neticesinde kemer taşı ve kubbeler hâlinde teşekkül etsin; yerli yerinde bulunsun, sağlamlaştırılsın, korunsun ve kollansın.

Tesanüd, tesanüd ve dahi tesanüd… Bu hizmette, bu iman ve Kur’ân hizmetinde, şahsî değil; küllî ve umumî mânada, kuvvetli ve daimî bir muvaffakiyeti inşallah netice verecektir.

Okunma Sayısı: 265
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı