Sonra, o mütefekkir yolcu, her sahifeyi okudukça saadet anahtarı olan imanı kuvvetlenip ve manevî terakkiyatın miftahı olan marifeti ziyadeleşip ve bütün kemâlâtın esası ve madeni olan iman-ı billâh hakikati bir derece daha inkişaf edip manevî çok zevkleri ve lezzetleri verdikçe onun merakını şiddetle tahrik ettiğinden;
sema, cevv ve arzın mükemmel ve kat’î derslerini dinlediği halde, “Hel min mezîd” [Daha yok mu? (Kaf Suresi: 30.)] deyip dururken, denizlerin ve büyük nehirlerin cezbekârâne cûş u huruşla zikirlerini ve hazin ve leziz seslerini işitir. Lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile “Bize de bak, bizi de oku!” derler. O da bakar, görür ki:
Hayattarâne mütemadiyen çalkanan ve dağılmak ve dökülmek ve istilâ etmek fıtratında olan denizler, arzı kuşatıp, arz ile beraber gayet sür’atli bir surette bir senede yirmi beş bin senelik bir dairede koşturulduğu halde, ne dağılırlar, ne dökülürler ve ne de komşularındaki toprağa tecavüz ederler. Demek, gayet kudretli ve azametli bir Zatın emriyle ve kuvvetiyle dururlar, gezerler, muhafaza olurlar.
Sonra denizlerin içlerine bakar, görür ki: Gayet güzel ve ziynetli ve muntazam cevherlerinden başka, binlerce çeşit hayvanatın iaşe ve idareleri ve tevellüdat ve vefiyatları o kadar muntazamdır; basit bir kum ve acı bir sudan verilen erzakları ve tayinatları o kadar mükemmeldir ki, bilbedahe bir Kadîr-i Zülcelâl’in, bir Rahîm-i Zülcemal’in idare ve iaşesiyle olduğunu ispat eder.
Sonra, o misafir, nehirlere bakar, görür ki: Menfaatleri ve vazifeleri ve vâridat ve sarfiyatları o kadar hakîmâne ve rahîmânedir; bilbedahe ispat eder ki, bütün ırmaklar, pınarlar, çaylar, büyük nehirler, bir Rahman-ı Zülcelâli ve’l-İkram’ın hazine-i rahmetinden çıkıyorlar ve akıyorlar. Hatta o kadar fevkalâde iddihar ve sarf ediliyorlar ki, “Dört nehir Cennetten geliyorlar” diye rivayet edilmiş. Yani, “Zâhirî esbabın pek fevkinde olduklarından, manevî bir Cennetin hazinesinden ve yalnız gaybî ve tükenmez bir menbaın feyzinden akıyorlar” demektir.
Şualar, s. 135-136
LÛGATÇE:
arz: yeryüzü.
bilbedahe: ispata ihtiyaç göstermeyecek açıklıkta:
cevv: atmosfer, yer ile gök arası.
cûş u huruş: coşup taşma, kaynayıp taşma, neşe ve ahenk.
esbab: sebepler, vasıtalar.
iaşe: yaşatma.
iman-ı billâh: Allah’a iman.
inkişaf etmek: açılmak, ortaya çıkmak.
Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük, haşmet
ve kudret sahibi, Allah.
miftah: açan alet, anahtar.
Rahîm-i Zülcemal: isim ve sıfatları çok güzel
olan ve yaratıklarına karşı sonsuz şefkat sahibi olan
Cenab-ı Hak.
tevellüdat: tevellüdler, doğumlar.
vâridat: gelirler.
vefiyat: ölümler, vefatlar.