Hile-i şer’iye, yalandan uzak kalarak bir meseleyi çözüme kavuşturmak anlamına gelir.
İmam-ı Ebû Yûsuf zamânında zengin ve cimri bir adam vardı. Bu zengin adam: “Eğer bir erkek evlâdım olursa, boynuzu dört karış olan bir koç kurban edeceğim” diye adakta bulundu.
Bu zengin adamın erkek bir çocuğu dünyaya geldi. Fakat adam, istediği koçu bulamadı.
Sonunda bu adamı İmâm-ı Ebû Yûsuf’a gönderdiler.
İmam Ebû Yûsuf: “Ben senin bu problemini çözerim. Fakat şartım var dedi. Adam cevâben: Şartın ne ise söyle. Yerine getiririm, dedi.
İmam-ı Âzamın müçtehit talebesi İmam-ı Ebû Yûsuf şartını şöyle açıkladı: Sen zengin bir adamsın. Memleketin fakir çocukları için dört okul yaptıracaksın. Ayrıca bu okulların masrafı için de, dört dükkân yaptıracaksın, dedi. Adam bu şartları kabul etti.
Bunun üzerine İmâm Ebû Yûsuf, çok uzun boynuzlu bir koç buldurdu. Beş yaşında da bir çocuk getirtti. Çocuk, koçun boynuzu karışla ölçtü. Boynuzun uzunluğu tam 4 karış geldi. Böylece zengin adamın aradığı koç bulunmuş oldu ve adağı da yerine getirilmiş oldu. Ve problem çözüldü.
Hükümdarlardan biri hanımına kızdı ve “Eğer bu geceyi benim hüküm sürdüğüm topraklarda geçirirsen benden boş ol!” dedi. Sonra da bu sözü söylediğine pişman oldu. Çünkü eşini bir gece de olsa, ülkenin dışına göndermek mümkün değildi.
Bu meseleyi Imam-ı Ebû Yûsuf’a danıştı. İmam-ı Ebû Yûsuf meseleyi şöyle çözdü ve adama, “Eşiniz bu geceyi mescidde geçirsin. Çünkü Kur’ân, Cin sûresinin 18.âyetinde: “Mescidler Allâh’ındır” buyurmuştur. Senin hüküm sürdüğün topraklar mescidlerin dışarısıdır” dedi ve böylece meseleyi çözmüş oldu.
Îmân, İslâm, ümit, Kur’ân ve sünnet üzere kalınız.
(Merhum İbrahim Günaydın’ın vefatından önce gönderdiği yazıları, rahmete vesile olması duasıyla yayınlıyoruz.)