"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tevekkül, kanaat ve iktisad öyle bir hazinedir ki...

Risale-i Nur'dan
01 Ekim 2026, Perşembe
(Dünden devam)

Dördüncüsü: Tevekkül, kanaat ve iktisad öyle bir hazine ve bir servettir ki hiçbir şey ile değişilmez. İnsanlardan ahz-ı mal edip o tükenmez hazine ve defineleri kapatmak istemem. Rezzak-ı Zülcelâl’e yüz binler şükrediyorum ki küçüklüğümden beri beni minnet ve zillet altına girmeye mecbur etmemiş. Onun keremine istinaden, bakıye-i ömrümü de o kaide ile geçirmesini rahmetinden niyaz ediyorum.

• Beşincisi: Bir iki senedir çok emareler ve tecrübelerle kat’î kanaatim oldu ki halkların malını, hususan zenginlerin ve memurların hediyelerini almaya mezun değilim. Bazıları bana dokunuyor; belki dokunduruluyor, yedirilmiyor, bazen bana zararlı bir surete çevriliyor. Demek, gayrın malını almamaya manen bir emirdir ve almaktan bir nehiydir.

Hem bende bir tevahhuş var; herkesi, her vakit kabul edemiyorum. Halkın hediyesini kabul etmek, onların hatırını sayıp istemediğim vakitte onları kabul etmek lâzım geliyor. O da hoşuma gitmiyor. Hem tasannu ve temelluktan beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libas giymek, bana daha hoş geliyor. Gayrın en a’lâ baklavasını yemek, en murassa libasını giymek ve onların hatırını saymaya mecbur olmak, bana nâhoş geliyor.

• Altıncısı: Ve istiğna sebebinin en mühimi, mezhebimizce en muteber olan İbni Hacer diyor ki: “Salâhat niyetiyle sana verilen bir şey, salih olmazsan kabul etmek haramdır.”

İşte şu zamanın insanları, hırs ve tama’ yüzünden, küçük bir hediyesini pek pahalı satıyorlar. Benim gibi günahkâr bir bîçareyi, salih veya velî tasavvur ederek, sonra bir ekmek veriyorlar. Eğer, hâşâ, ben kendimi salih bilsem, o alâmet-i gururdur, salâhatin ademine delildir. Eğer kendimi salih bilmezsem, o malı kabul etmek caiz değildir. Hem ahirete müteveccih a’mâle mukabil sadaka ve hediyeyi almak, ahiretin bâkî meyvelerini dünyada fânî bir surette yemek demektir.

Mektubat, s. 25-26

LÛGATÇE:

adem: yokluk.

ahz-ı mal: mal ve servet toplayıp biriktirmek.

a’mâl: ameller, işler.

bakıye-i ömür: ömrün geri kalan kısmı.

iktisad: haddi aşmama, aşırı gitmeme; israf etmeme; gereğince ve yerinde harcama.

istiğna: elde olana kanaat edip başka bir şeye ihtiyaç duymama, tok gözlülük, gönül tokluğu; başkalarına minnet etmeme, tenezzül etmeme.

murassa: süslü.

nehiy: yasaklama.

Rezzak-ı Zülcelâl: her bir mahlûkunun rızkını veren celâl sahibi Allah.

salâhat: sâlihlik, dindarlıkta çok ileri olma hali.

tama’: hırsla isteme, aç gözlülük.

tasannu: yapmacık, zorlayarak bir şeyi olduğundan daha değerli gösterme.

temelluk: dalkavukluk, yaltaklanma.

tevahhuş: yalnızlaşma, yabancılaşma.

tevekkül: her türlü gerekli sebebe baş vurduktan sonra sonucu Allah’tan bekleme, işlerini Allah’a bırakma.

Okunma Sayısı: 186
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı