"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslâm dünyasının yeniden yükselişi iman, ahlâk ve birlikle mümkündür

26 Ekim 2026, Pazartesi 01:36
Dünya müslüman Âlimleri Birliği Başkanı Ali Muhiddin Karadağî, imanın ahlâka yansıması gerektiğine dikkat çekerek, “Said Nursî, İslâm Birliğinin gerçekleştirilmesini Müslümanların en önemli vazifelerinden biri olarak görmesi doğrudur. Ümmetin başarısı birlikle, başarısızlığı ise ayrılık ve çekişmeyle bağlantılıdır.” dedi.

RÖPORTAJ - İBRAHİM ERSOYLU
[email protected]

Fotoğraflar: Muhammed Okur - Yeni Asya

TAKDİM

Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Ali Muhiddin Karadaği ile geçen sene İstanbul/ Yassıada’da düzenlenen Gazze Konferansında Filistin/Gazze ve İslâm âlemi eksenli bir mülakat yapmıştık. Şimdi ise ekim ayı başında İstanbul’da düzenlenen Bediüzzaman Sempozyumu sonrası  gazetemiz ve Yeni AsyaTV adına, Bediüzzaman ve Risale-i Nur penceresinden küresel krizlere Kur’ân’dan çözümler mevzusunda  konuştuk. Buyrun...

Dünya Müslüman Âlimleri Birliği’nin faaliyetleri ve çalışmaları hakkında okuyucularımıza kısaca bir bilgi verebilir misiniz?

Bismillahirrahmanirrahim. Birliğin en önemli hedeflerinden biri İslâm ümmetinin yükselmesidir. Kur’ân’da ifade edildiği gibi Müslümanlar, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmet olmalıdır: İyiliği emretmeli, kötülükten sakındırmalıdır. Buradaki hayırlı olma yalnızca belirli bir alanla sınırlı değildir; iman, inanç, amel, hükümler ve insanlarla ilişkiler dâhil hayatın bütün alanlarını kapsar.

Ümmetin bu niteliğe ulaşabilmesi için gençlerin, yaşlıların, çocukların, erkeklerin ve kadınların bu sorumluluğu taşıması gerekir. Bu nedenle birliğimiz inanç ve iman konusuna özel önem veriyor. Çünkü inanç temeldir; iman, insanın Allah ile bağının esasını oluşturur.

GENÇLER ÖNEMLİ

Bediüzzaman Said Nursî’nin ömrü boyunca üzerinde durduğu meselelerden biri de imanı insanların, özellikle gençlerin kalplerinde sağlamlaştırmaktı. Gerçek iman, insanın Allah ile bağ kurmasıdır. İman yalnızca bir temenni, dış görünüş veya zihnî kabul değildir; davranışa, amele ve ahlâka yansımalıdır. Kur’ân’da, iman edip salih amel işleyenlerin kurtuluşa ereceği bildirilir. Dolayısıyla iman, güzel davranışlarla tamamlanmalı ve hayata yön vermelidir.

Benim ifademle iman bir ışık ve nur taşır. Bu nur müminin kalbinden uzuvlarına, yani davranışlarına yansır; insanın hareketleri bu nur doğrultusunda şekillenir. Said Nursî’nin vurguladığı anlayış da budur. Birliğimiz, özellikle gençlerde imanı güçlendirmek için gayret gösteriyor.

İMAN VE DAVRANIŞLAR

Cenab-ı Hakk’ın varlığını inkâr eden Ateizm, semavî dinleri ve peygamberleri inkâr eden deizm gibi dinsizlik akımlarına karşı mücadelede yaptığınız çalışmalar var mı?

Şu anda ateizmin dayandığı düşünce sistemini çözümlemeye yönelik geniş kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Çünkü ateizm yalnızca Allah’ı inkâr etmekten ibaret değildir; psikolojik, toplumsal ve siyasî yönleri bulunan bir düşünce ve etki alanıdır. İslâmî kimliğini silmeyi, İslâm’a ve imana karşı mücadele etmeyi amaçlayan yaklaşımlar da bu çerçevede karşımıza çıkabiliyor.

Bu sebeple gençlerin kalplerinde doğru bir iman anlayışını yerleştirmeye çalışıyoruz. İmanın güçlenmesi ahlâkın, çalışmanın ve davranışların da güzelleşmesini sağlamalıdır. Kur’ân, ibadetlerle davranış arasında bağ kurar. Namazın hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyduğu bildirilir. Oruç, takvaya erişmek için farz kılınmıştır. Kurbanla ilgili ayette de Allah’a ulaşanın et ve kan değil, takva olduğu belirtilir. Şehadetle birlikte İslâm’ın beş şartını oluşturan namaz, oruç, zekât ve hac insanın ahlâkı ve davranışlarıyla doğrudan ilişkilidir.

Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar isimli eserinde Müslümanların, Hıristiyanların hakiki dindar ruhanîleriyle aradaki ihtilafları muvakkaten bir tarafa bırakarak, müşterek düşmanları olan dinsizlere karşı mücadelede ittifak etmeleri lüzumundan bahsetmektedir. Siz bu mevzuda ne dersiniz?

Said Nursî’nin yaklaşımına göre Müslümanlar, ateizmle mücadele gibi ortak meselelerde dindar Hıristiyanlarla birlikte çalışabilir. Kur’ân, insanları müşterek noktalar üzerinden ilişki kurmaya yönlendirir. Bu ortaklıkların bir kısmı insanî değerlerden, bir kısmı da dinler arasındaki müştereklerden kaynaklanır. Kur’ân’da ehl-i kitaba, “Bizimle sizin aranızda ortak olan bir söze gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim” çağrısı yapılır.

Said Nursî’nin bu yaklaşımı, söz konusu Kur’ânî ilkelerin uygulanmasıdır. Bir konuda ortak bir sorumluluk varsa, farklı dinlerden insanlar o meselede birlikte hareket edebilir.

BM ile bağlantılı toplantılardan birinde, kadınlarla erkekler arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılması ve eşcinselliğin kabul edilmesi gibi meseleler gündeme gelmişti. Ben de Müslüman âlimlerden biri olarak toplantıdaydım; Hıristiyan ve başka dinlere mensup âlimler de bulunuyordu. Kahire’de yapılan bu toplantıda bir araya gelen âlimler bu önerilere karşı çıktılar ve proje kabul edilmedi. Ancak daha sonra Çin’de yapılan başka bir toplantıda aynı projenin kabul edildiğini öğrendik. O toplantıya katılmamıza imkân verilmediğini, davet edilmediğimizi ifade ederim.

ÜMMETİN BAŞARISI BİRLİKTE HAREKET ETMEKTİR

Bediüzzaman Said Nursî, bir eserinde Müslümanlar için bu zamanın en büyük farz vazifesinin İttihad-ı İslâm olduğunu ifade ediyor. Siz bu hususta ne derseniz? 

Said Nursî, İslâm Birliğinin gerçekleştirilmesini Müslümanların en önemli vazifelerinden biri olarak görmesi doğrudur. Ümmetin başarısı birlikle, başarısızlığı ise ayrılık ve çekişmeyle bağlantılıdır. Kur’ân, Allah’a ve Resulü’ne itaati emreder; anlaşmazlık çıktığında meselenin Allah’a ve Resulü’ne götürülmesini ister. Ayrıca çekişmenin Müslümanları güçten düşüreceği ve kuvvetlerini ortadan kaldıracağı uyarısında bulunur.

Başarılı bir ümmet, birlik içinde hareket eden ümmettir; parçalanmış ve sürekli anlaşmazlık yaşayan bir topluluk ise gücünü kaybeder. Veda Hutbesi bağlamında aktarılan hadislerde de Müslümanların birbirlerinin kanını dökecek şekilde çatışmaları konusunda ciddi uyarılar yer alır. 

SAİD NURSÎ İMANIN KORUNMASINA AĞIRLIK VERDİ

Sizce Said Nursî’yi diğer âlimlerden ayıran özellik nedir?

Said Nursî’nin yaşadığı dönem, İslâm’a ve imana hayatın birçok alanında karşı çıkıldığı son derece zor bir dönemdi. O, dönemin çatışmasını ve karşı karşıya bulunulan meydan okumaları doğru okuyarak imanın korunmasına ve güçlendirilmesine ağırlık verdi.

Nursî’nin hayatının ilk döneminde siyasî faaliyetleri, mücadelesi ve dönemin yöneticileriyle temasları öne çıkıyordu. Sultan II. Abdülhamid ile görüşmek için teşebbüste bulunduğu da aktarılır. Ancak hilâfetin kaldırılmasının ardından yeni bir döneme girildiğinde, İslâm’a, imana ve ahlâka yönelik baskıların arttığını düşündü. Konuşmada ezanın yasaklanması, camilerin ve dinî okulların kapatılması, dinî eğitimin engellenmesi ve harf değişikliği gibi gelişmeler bu bağlamda anılıyor.

Arap harflerinden Latin harflerine geçişin, yeni nesillerle geçmişteki kültür ve yazılı miras arasındaki bağı zayıflattığı görüşü dile getiriliyor. Bu bakımdan harf değişikliğinin yalnızca bir alfabe meselesi olmadığı, nesillerin tarih ve İslâm kültürüyle ilişkisini de etkilediği belirtiliyor.

ŞAM HUTBESİ GÜNCELLİĞİNİ KORUYOR

Said Nursî'nin Şam Hutbesi ve toplumun hastalıkları hakkında ne söylersiniz?

Said Nursî’nin 1911’de Şam’da verdiği meşhur hutbe, bugün de güncelliğini koruyor. Şam, tarih boyunca önemli bir merkez olmuş; Osmanlı döneminde de hilâfet coğrafyası içinde özel bir öneme sahiptir. Hz. Peygamber’in Şam halkı hakkında yaptığı dualar da bu bölgenin önemini hatırlatır. Ayrıca tarih boyunca büyük güçler arasındaki mücadelelerin önemli bir kısmı Orta Doğu’da yaşanmıştır. Nursî burada Türk ve Arap toplumlarına seslenmiştir.

Hutbede ümmetin karşı karşıya olduğu altı hastalıktan söz edilir. Konuşmada özellikle ümitsizlik, toplumsal hayatta doğruluktan uzaklaşma ve Müslümanlar arasındaki düşmanlık üzerinde duruluyor. Ümitsizliğin ilacı, İslâm’a ve geleceğe dair güçlü bir ümittir. Toplumsal yalanın karşısına doğruluk; Müslümanlar arasındaki düşmanlığın karşısına ise Allah için bağlılık ve kardeşlik konulmalıdır. Nursî, ümmetin iyileşmesi için temel adımlar ortaya koymuştur. Netice olarak bu hutbe bugün de canlıdır. 

İSLÂM TARİHİNİ İYİ BİLMELİYİZ

Yeni Asya okuyucularına vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bütün okuyucularınıza ve izleyicilerimize tavsiyem, İslâm tarihini; Türk, Kürt ve Arap toplumlarının tarihini dikkatle incelemeleridir. Bu toplumların hangi değerlerle güç kazandıklarına bakılmalıdır. Osmanlı Devleti’nin geniş coğrafyalara hükmettiği ve güçlü bir medeniyet meydana getirdiği hatırlanmalı; bu tarih iyi öğrenilmelidir.

Said Nursî’nin bu konudaki bir sözüne göre İslâm ümmeti İslâm’a bağlı kaldığında yükselmiş, ilerlemiş ve güçlü bir medeniyet meydana getirmiş; İslâm’dan uzaklaştığında ise gerilemiştir. Bu sebeple gençlere mesajım şudur: İslâm’ın dinleri, dünyaları, ilimleri ve medeniyetleri için hayırlı olduğunu bilsinler. Hayrın İslâm’da bulunduğunu kavrasınlar.

Görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Ben de size çok teşekkür eder, hizmetlerinizde başarılar dilerim.

Okunma Sayısı: 203
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı