"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İTALYAN AHMAD ′ABD AL WALİYY VİNCENZO: Müslümanlar olarak yeterince örgütlü değiliz

08 Ağustos 2012, Çarşamba
İTALYAN İSLÂM DİNİ CEMAATİ′NİN KURUCULARINDAN AHMAD ′ABD AL WALİYY VİNCENZO′YLA KONUŞTUK...
MÜSLÜMANLAR OLARAK YETERİNCE ÖRGÜTLÜ DEĞİLİZ

Türkiye’de toplumun dindarlaştığı ya da tersi görüş olarak Müslümanların yozlaştığı fikri tartışılıyor. Dünyadaki seyrin nasıl olduğu yolunda da aynı tartışmalar gün yüzünde. Biz de bu hafta İtalyan İslâm Dini Cemaati’nin kurucularından Ahmad ′Abd Al Waliyy Vincenzo’yla konuştuk. Vincenzo, İslâm’ın son yıllarda politikleştiğini söylerken, asıl İslâmî yükselişin kültürel İslâm’ın gelişmesiyle yaşanacağını söylüyor. Vatikan’ın İslâm’ı resmen tanımasının biraz zor göründüğünü söyleyen Vincenzo, asıl tanınma meselesinin Amerika tarafından yapılırsa güçlü olacağını vurguluyor. Vincenzo’nun Türkiye’de yeni yayınlanmış Peygamberimizin hayatını konu alan “Yesrib’te Bahar” isimli bir kitabı da bulunmakta…
 
11 EYLÜL’DEN ÖNCEDE BATI KÖKTEN DİNCİLİĞİ VARDI

Müslümanlığın 11 Eylülden sonra Avrupa’daki seyrinde ne gibi değişiklikler oldu?

İslâm′a karşı güçlü önyargılar 10-15 yıl öncesinden başlamıştı. 11 Eylül’den önce de Batı köktenciliği vardı, globalleşmenin bir sonucu olarak ve İslâm ve Batı arasında bir uçurum oluşmuştu. New York′taki saldırı İslâm′ın temel köktenci doğasının somut bir kanıtı gibi algılandı. Bugün, 21. yüzyılda İslâm bir dinden ziyade, politik bir faktör olarak görülüyor. Ya da ruhanî bir aydınlanma yolundan ziyade, politik bir din olarak görülüyor. Bir açıdan bakınca, artık İslâm′a politik bir güç olarak eskisinden daha çok saygı duyulduğunu söyleyebilirim. Ama bu saygı güce ve politik etkiye duyulan bir saygı. 11 Eylül’den sonra İslâm′ın ruhsal ve entelektüel yönünden bahsetmek daha da zorlaştı.

AVRUPA’DAKİ SORUN HİSTERİK ULUSALCILIK

Bazı yorumcular Müslümanların nüfus artışı yoluyla Avrupa’da yaygınlık kazandığı yolunda Hristiyanlara yönelik propaganda yapılıyor. Sizin görüşünüz nedir?

Bu hem Müslümanlar, hem de Hristiyanlar tarafından destek gören eski bir tez. Bu görüşün Avrupa kamuoyunda çok güçlü olduğunu düşünmüyorum. Somut ekonomik kriz çok daha güçlü ve insanlar uzak bir gelecekle o kadar da ilgilenmiyorlar. Ayrıca pek çok mülteci işsiz kalmış durumda ve yurtlarına dönmeyi ya da ülke değiştirmeyi düşünüyorlar. Durum çok istikrarsız ve herkes uzun vadeli demografik öngörüler yapmanın mümkün olmadığını biliyor. Avrupa’daki sorun demografik değil histerik bir ulusalcılık. Yunanistan’daki Neonazi partisi Altın Şafak taraftarları Atina’da Müslümanlara saldırıyor. Çoğunlukla polis böyle durumlarda müdahale etmiyor, çünkü polisin de üçte biri bu partiye oy veriyor. Oradaki ekonomik kriz daha çok global krizin bir sonucu gibi görülüyor. Önümüzdeki yıllarda demografiden çok köktenciler arasındaki uçurum daha önemli bir sorun olacak.

İSLÂM DÜNYASI’NIN KENDİSİ DE KENDİNİ ASİMİLE EDİYOR

Avrupa’daki Müslümanlar içe kapanık bir sosyal hayat yaşadığını düşünüyor musunuz? Avrupa’da Müslümanlara yönelik asimilasyon politikalarının içe kapanıklığa neden olduğunu da iddia edenler var. Ne dersiniz?

Sadece Avrupa’da bir asimilasyon politikası yok. Bazı Arap ve İslâm ülkelerinin kendisi de İslâm sosyal hayatını kontrol altında tutmaya çalışıyor. Maalesef halen daha Avrupa’da İslâm kültürü için dar bir alan var. İslâm’ın politik yönüyle ilgilenmeyenler bugüne kadar çok kısıtlı destek aldılar. İslâm ailelerin içinde en basit şekliyle öğretildi. Ya da üniversitelerde daha oryantalist bir bakış açısıyla öğretildi. Avrupa’da inananlar arasında da çok eğitimli insanlar var. Bu nedenle İslâm tarihi ve kültürü hakkında bir roman yazmaya karar verdim. Ama bu tabiî ki çok küçük bir çaba ve daha fazlasına ihtiyaç var.

Sarkozy “Fransız Müslümanlığı” diyerek her ülkenin kendine özgü Müslümanlık formları olduğunu iddia etti. Bu Müslümanlık tanımı içinde İslâm’ın aslî kurallarının zedelendiğini görüyoruz; Meselâ; Alkol gibi… Sizce böyle bir yozlaşma var mı?

Her ülkede ulusal bir İslâm fikri kabul edilemez. Fransa kamusal alan ve bu alanda kabul edilmesi gereken kurallar fikrini savunan tek ülke. Dinsel kurallar toplum kurallarının zıddı değildir. Yapılması gereken en önemli şey dini sadece özel alanda değil, toplumsal alanda da nasıl uygulayacağımızı netleştirmektir. Bu türden bir uzlaşma İtalyan Anayasasında vardır. Din ve devlet işleri ilişkisi için mükemmel bir örnektir. Ama maalesef İtalya’daki İslâm toplumuyla henüz bir anlaşmaya varılamamış durumda… İslâm’da yozlaşma konusuna gelince, İslâm’da da belli bir derecede yozlaşma olduğunu kabul etmek zorundayız. Hem sadece Avrupa’da değil tüm dünyada… Asıl mesele bu yozlaşma ile nasıl baş edileceği? Ben burada kullanılacak yöntemin köktencilik olduğunu düşünmüyorum, köktenciliğin hem bir faydası olmaz, hem de modernizm ve ilkelliğin bir karışımıdır. Köktencilik dinin ideolojiye indirgenmesi demektir. Batı zihinli bir din fikri iyi örneklerle, kalemle öğrenilmelidir, kılıçla değil.

İSLÂMIN GELECEĞİ POLİTİKADA DEĞİL KÜLTÜRDE

Politik sorular sordum ancak siz İslâm’ın Şiirsel bir dille anlatılması gerektiğini düşünüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Çok bilinen bir hadis der ki: “Allah güzeldir ve güzelliği sever.” Doğrusu ben Allah’ın politikayı sevdiğini sanmıyorum. Her halûkârda insanî bir düzlemde İslâm’ın geleceğinin kültürde olduğunu düşünüyorum. Kültür kimliğin oluşturulmasında temel faktördür. Ulusalcılığın seyrelmesi önemlidir. Global toplumda kimlik demek, baskın tüketim ideolojisiyle bireysellik arasındaki mücadele anlamına geliyor. Şu anda önemli olan global politika ve yerel bir yönetim sahibi olmak. İslâm kültürüne daha derin ve pozitif katkılarda bulunacak gelecek nesillerin eğitimi için neler yapmak gerektiğini düşünmektir. İslâm çok basit, ama inanılmaz zengin bir kültüre sahip bir dindir.

İtalyan Parlamentosuna danışmanlık yaptığınızı biliyoruz. Parlamentodan size daha çok hangi tür sorular geliyor?

Ben üç danışmanla birlikte göç meselesini araştırmaktan sorumluydum. Özellikle yoğun göç alan banliyö kesimlerinin sosyal dinamiklerini inceliyordum. Buradaki hedef gettoların oluşumunun önüne geçmekti. Maalesef politik ortam çok uygun değildi ve yavaş yavaş program durdu.

AMERİKA İSLÂMI RESMEN TANIMALI

Vatikan’ın İslâmla ilişkisini nasıl buluyorsunuz. Son yıllarda yeni bir iletişim kanalları oluştuğunu düşünüyor musunuz?

Vatikan’ın İslâm’ı kabul edeceğine inanmıyorum, en azından kısa vadede böyle bir şey olmayacak. Vatikan’la ilgili mesele İsa’dan sonra bir peygamberin geldiğini kabul etmek. Kutsal kitapta 15’inci bölümde (Yuhanna İncili) bazı imalar var, ama bugüne kadar kutsal metinleri derinlemesine irdeleyen bir Katolik temsilciyle tanışmadım. Resmen tanınmadan söz ediyorsanız, burada mesele Vatikan değil, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Eğer oradan bir tanınma gelirse bu çoğulculuk anlamında çok iyi bir işaret olur. (Plüralizm)
Kasım 2008’de Papa’nın da dahil olduğu ilk Katolik İslâm forumunda yer aldım, ama o günden bu yana bir iyileşme gördüğümü söyleyemem. Pek çok politik girişim var, ama somut çözümler içermiyor. 2008’de dinle alâkalı Balkanlar, Nijerya gibi bölgelerde kriz anında devreye girecek bir diyalog komitesini önermiştim. Bu öneri sonuç belgesinde yer aldı, ama eyleme geçmedi.

MÜSLÜMANLAR HÂLÂ ÇOK ZAYIF

Gelecek senelerde dinlerin birbiriyle ilişkilerinin ve İslâm’ın nasıl bir geleceğe sahip olduğunu düşünüyorsunuz?

Umarım olur, ama İslâm toplumu içinde de çok fazla bölünme var. Dünyadaki ikinci büyük diniz, ama bu rolü yerine getirmek için yeterince örgütlü değiliz. Her İslâmî ülkenin kendi diyalog biçimi var. İtalya’ya Vatikan’la diyalog kurmak için birçok ülkeden delegeler geliyor. Ama bunların İtalya ya da Avrupa İslâm topluluklarıyla bir bağı yok. Bu da kolonileşme sonrası dönemde olduğu gibi, Müslümanların hâlâ çok zayıf bir imajı olmasına neden oluyor. Umarım gelecek yıllarda bir bilinçlenme süreci yaşanır. Şu anda Türkiye’de Osmanlı geleneğinin daha iyi anlaşılması için gösterilen çaba gibi ve Türkiye’nin Akdeniz bölgesindeki Müslümanlar için yeniden kültürel bir referans noktası haline gelmesini ümit ediyorum.

*AHMAD ′ABD AL WALİYY VİNCENZO KİMDİR?

1961 yılında Napoli’de doğmuş. Genç yaşlarından itibaren dinî bilimlere ilgi duyan yazar, 1990 yılında İslâm Dini’ni kabul ederek ileriki yıllarda İtalyan CO.RE.IS. (İslâm Dini Cemaati)’in kurucuları arasında yer almıştır. Halen bu cemiyetin kültür işlerinden sorumlu başkanıdır. Napoli II. Federico Üniversitesi’nde ders veren Vincenzo’nun ders notları Islam, l’altra civilta (İslâm, Öteki Medeniyet) adı altında yayınlanmıştır (Mondadori, 2002). 2001 yılından beri kutsal bilgelik ile ilgili konuları içeren İtalyan-Fransız ortak yayını II Messaggio-Le Message (Tebliğ) dergisini yöneten yazar, hayatını Milano’da sürdürmektedir.

 
H.Hüseyin Kemal
[email protected]
Okunma Sayısı: 4374
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı