İslam dünyasında asırlardan beri farklı mezhepler, tarikatlar, cemaatler ve hizmet ekolleri bulunmuştur. Her biri kendi kabiliyetine, anlayışına ve hizmet metoduna göre dine hizmet etmeye çalışmıştır. Bu çeşitlilik aslında bir ayrılık sebebi değil, rahmet vesilesidir. Çünkü insanların mizaçları, anlayışları ve hizmet tarzları farklıdır. Bir kısmı ilimle hizmet eder, bir kısmı irşadla, bir kısmı eğitim ve sosyal faaliyetlerle dine katkı sunar. Esas olan bütün bu yolların Allah rızası ve iman hizmeti noktasında birleşmesidir.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, “Mesalikte ve meşreplerde ittihat mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir.1, Çünkü umûr-u uhreviyede haset ve muzâhemet ve münakaşa olmaz. Münâkaşaya, rekâbete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir.”2 Yani herkesin aynı meslek ve meşrepte olamayacağını ifade ederek bu farklılığa cevaz vermiştir. Çünkü fıtratlar ayrıdır. Herkesin aynı tarzı benimsemesi mümkün değildir. Ancak aynı meslek ve aynı meşrep içerisinde bulunan insanların kendi aralarında ihtilafa düşmeleri, hizmet ruhuna zarar veren ciddî bir problemdir.
Aynı hedefe yürüyen insanların birbirlerini desteklemeleri gerekirken, küçük meselelerden dolayı ayrılığa düşmeleri ihlâsı zedeler, kuvveti dağıtır ve hizmetin bereketini azaltır. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerîm, Nahl Suresi 90. ayette mü’minlere ihtilafı değil, ittifakı emretmektedir. Çünkü birlik rahmettir, tefrika ise zaaftır.
Bu noktada istişare önemli bir esas olarak karşımıza çıkar. İslamiyet’te istişare sadece bir görüş alışverişi değil, aynı zamanda ortak akla teslim olma prensibidir. Peygamber Efendimiz (asm) bile vahyin gölgesinde olduğu halde birçok meselede Ashabıyla istişare etmiş, ümmetine meşveretin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.
Bugün birçok hizmet grubunda umumî istişareler yapılmakta, meseleler konuşulmakta ve sonunda ortak kararlar alınmaktadır. İstişare esnasında herkes görüşünü söyler, düşüncesini ifade eder. Ancak karar verildikten sonra artık şahsî kanaatlerin geri planda kalması gerekir. Çünkü istişarenin hikmeti budur.
Bazen insanlar kendi görüşlerinin daha doğru olduğuna inanabilirler. Bu tabiîdir. Ancak ihlâsın ölçüsü, kendi fikrinden vazgeçip cemaatin maslahatını tercih edebilmektir. Çünkü şahsî doğrular üzerinde ısrar etmek, birlik ruhunu zayıflatabilir. Oysa bu zaman, şahsî hareket zamanı değil; şahs-ı manevî ile hareket etme zamanıdır.
Aynı meslek ve meşrepte bulunan insanların birbirlerini tenkit ederek yıpratmaları değil, birbirlerinin eksiklerini tamamlamaları gerekir. Çünkü aynı davaya gönül veren insanların birbirine omuz vermesi, hizmetin inkişafına vesile olur.
Hülâsa: Mezhep, meşrep ve hizmet metodlarının farklı olması tabiîdir ve rahmettir. Ancak aynı meslek ve meşrep etrafında bulunan insanların istişare ile alınan kararlara sadâkat göstermeleri büyük bir zarurettir. Bugün en önemli husus ihlâslı ittifak, samimî kardeşlik ve ortak akla bağlılıktır. Çünkü kuvvet, şahıslarda değil; ittifak eden gönüllerdedir. Vesselâm…
Dipnotlar:
1-Hutbe-i Şamiye, s. 75.; 2- Age., s. 74.