Kırklareli’nin manevî hayatında derin izler bırakan, bölgedeki Kur’ân ve Risale-i Nur hizmetlerinin emektarlarından merhum Abdülhamit Oruç ağabeyi birçok kez ziyaret etme ve kendisiyle sohbet etme imkânımız olmuştu.
İlerlemiş yaşına ve ağır sağlık problemlerine rağmen hizmet şevkini hiçbir zaman kaybetmeyen hocamızı, “Kur’ân ve Risale-i Nur hizmetine adanmış bir ömrün sahibi” olarak tarif etmek yerinde olacaktır.
Abdülhamit Oruç Hoca, zaman ve mekân engeli tanımadan insanlara ulaşmaya çalışan, anlattığı meseleleri misallerle zihinlere yaklaştıran, ilmiyle birlikte tevazusuyla da gönüllerde yer eden kıymetli bir âlim ve kanaat önderiydi. Onun sohbetlerinde ilim ile ihlas, ciddiyet ile samimiyet adeta iç içe geçmişti.
Kendisiyle yaptığımız bir röportajda hayat hikâyesini şu şekilde özetlemişti: “1940 yılında, Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı Sergen Köyü’nde dünyaya geldim. Babam imam olduğu için dinî bir atmosfer içerisinde yetiştim. Bu sebeple küçük yaşlardan itibaren dinî ilimlere yöneldim. Öncelikle hıfzımı tamamladım. Daha sonra Kemerburgaz’da ve Fatih’te Arapça ve dinî ilimler tahsil ettim.
1960 yılı Ramazan ayında İzmit Karşıyaka’da fahri Ramazan vaizliği yaptım. Ardından askere gittim ve iki yıl boyunca İzmit Askerlik Şubesi’nde askerlik görevimi yerine getirdim.
1963 yılında terhis olduktan sonra, 1 Şubat 1964 tarihinde Kırklareli Merkez Hızırbey Camii’nde imam-hatip olarak göreve başladım. Yaklaşık yirmi yedi yıl sürdürdüğüm bu görevden 1 Mart 1989 tarihinde emekli oldum. Halen Kırklareli’nde ikamet ediyorum. Biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç evladımız bulunmaktadır.
Bütün kusur ve noksanlarıyla beraber, Cenab-ı Hakk’ın sayısız nimetlerine mazhar olmuş, bunların şükrünü hakkıyla eda etmekten aciz bir kul olarak kendimi görüyorum. Risale-i Nur’la tanışmış, onun da hakkını tam veremediğini düşünen; buna rağmen 1960 yılından beri bu hizmet yolunda bir şeyler yapmaya çalışan Allah’ın garip bir kuluyum.
Bu yolda nice ağabey ve kardeşlerle tanıştım. Onların hüsn-ü zanlarına ve dualarına mazhar oldum. Ahirette kurtuluş için başta Efendimiz Hazretleri’nin (asm) şefaatine, ardından da bu ağabey ve kardeşlerin hayır dualarına muhtaç biriyim.”
Merhum hocamızın hayatını özetleyen bu ifadelerde dikkat çeken en önemli husus, yaptığı hizmetlere rağmen kendisini daima eksik ve kusurlu görmesi, tevazu ve mahviyetini ömrünün sonuna kadar muhafaza etmesiydi. Hizmet ehlinin en belirgin vasıflarından biri olan bu hâl, onun şahsiyetinde açıkça görülüyordu.
Röportajın sonunda kendisine, “Okuyucularımıza son bir mesajınız var mı?” diye sorduğumuzda ise Risale-i Nur talebelerine şu tavsiyelerde bulunmuştu: “Risale-i Nur eserlerini dikkatle okumalarını ve derslere devam etmelerini tavsiye ediyorum. Bu eserleri gazete gibi yüzeysel okumamalıdırlar. Bazı bahislerin derin ve ağır olduğunu düşünerek ümitsizliğe kapılmasınlar. Risale-i Nur’u engin bir denize, okuyucularını da balık avlayan kimselere benzetiyorum. Hiçbir balıkçı denizdeki bütün balıkları bir seferde yakalayamaz. Ancak denize çıkmaya devam ettikçe nasibini alır. Risaleleri okuyan kardeşlerimiz de sabır ve sebatla okumaya devam etsinler. Her okuyuşta yeni hakikatler ve yeni manalar elde edeceklerdir.”
Bu sözler, merhum hocamızın ilim ve hizmet anlayışını en güzel şekilde özetlemektedir. O, hakikatlerin bir anda değil; sabır, devam ve ihlâsla elde edileceğine inanıyordu.
Kırklareli’nin bu müstesna şahsiyeti, Kur’ân hizmetine ve iman hakikatlerinin neşrine adanmış bereketli bir ömrün ardından, 14 Haziran 2026 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Yirmi yedi yıl boyunca görev yaptığı Hızırbey Camii’nde sayısız insanın gönlüne dokunmuş, ardında hayırla yâd edilecek güzel hatıralar bırakmıştır.
Cenab-ı Hak merhum Abdülhamit Oruç Hocamıza rahmetiyle muamele eylesin. Kabrini pürnur, makamını âlî eylesin. Yetiştirdiği talebeleri, bıraktığı hizmetleri ve hayır duaları amel defterine sadaka-i câriye olarak yazılsın.
Ruhu şâd, mekânı Cennet olsun. Âmin...