"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Normalde duâ etmeyen, anormalde eder

Sebahattin YAŞAR
12 Ekim 2019, Cumartesi 00:02
İnsan, kapanan göz kapağını kaldıramayacak kadar acizdir.

Bir yudum su, bir soluk nefes gibi her şeye ihtiyaç duyacak kadar fakir. Ve, varlığı bile olmayan bir hissin kendisini yıkacak kadar zayıftır.

İhtiyaç duânın madenidir. Muhtaç oluşu; kulluğu, gözü yaşlı, boynu bükük, eli açık olmayı netice vermiş insanın. 

Muhtaç olmamış, dara düşmemiş, aç susuz kalmamış, maddî ve manevî sıkıntılarla boğuşmamış, belâ görmemiş, çile çekmemiş, uykuları kaçmamış, hastane köşelerinde sahipsiz beklememiş, hapishaneye atılmamış bir insan bu hallerin duygusunu ne kadar bilebilir ve onun için çare arar?

İşler bir bir ilerlemiş, arzu ettiklerine kavuşmuş, çalışmış, başarmış; diğer taraftan sevilip sayılmış, baş tacı edilmiş, ihtiyaçları giderilmiş, her zaman yanında birileri bulunmuş, açıkta kalmamış, kapılar yüzüne kapanmamış birisi ne kadar içten ve içli duâ edebilir?

İnsanı Rabbine götüren her şey İlâhî bir ihsandır. O’ndan uzaklaştıran her şey ise, insan için belâdır. Duâ; bir hayat tarzıdır. Küfür ve dalâlet dışında her hal üzere şükretmek, duâ etmek, kulluğun gereğidir.

Her hal üzere O’nu yanında hissetmek; nefes gibi hayatî bir ihtiyaç olarak O’na yalvarmak ne kadar da yakışıyor kula. Duâ etmeyi normal şartlarda yaşamayan insan anormal şartlarda yaşamak zorunda kalıyor.

Her musîbet duâya bir dâvetçidir. Deprem, güçlü bir İlâhî ikazdır. Musîbet İlâhî bir ihsan olarak kulu, kulluğa çağırıyor. Duâ hali kulu Rabbiyle buluşturuyor, huzur-u daimiyi öğretiyor. 

Zayıflığını, güçsüzlüğünü, fakirliğini hissetmeyen insan bazen bunu ağır musîbetlerle, anormal şekilde öğreniyor.  Belâlar, musîbetler birer İlâhî elçi olarak, insanı kulluğa dâvet ediyor. Onun için ‘“Belâ Veren’i buldunsa, atâ-ender, safâ-ender belâdır, bil!’ denilmiş.

İnsan belâ vereni bulduysa, o belâ, belâ olmaktan çıkıyor. İnsan belâdan değil, belâ Veren’i tanımamaktan korkmalı o vakit.

Okunma Sayısı: 1015
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hasan Sinan Kosmaz

    12.10.2019 20:07:30

    Her musîbet duâya bir dâvetçidir. Neam, ve aslinda her ihsan sükre bir davet oldugu gibi, Muhtac oldugumuz her sey duanin davetcisidir. Eline yüregine saglik abim.

  • Abdulkadir Turan

    12.10.2019 16:51:55

    Duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var ayet-i kerîmesi bizi Rabbimize yönelten ayetlerden biri.Onu(cc);ancak duâyla tanır,duâyla ondan yardım isteyebiliriz.Musîbet halinde de sabırla ondan yardım istemek mecburiyetindeyiz.Asla şekvâ etmeden,metanetimizi koruyarak ona yalvarmak zorundayız.Biz aciziz,fakiriz ve abdiz.O ise Ma'buddur.Biz isteyeceğiz,verecek olan ise Odur.Bizler ancak duâlarla ayakta kalabiliriz.Aksi halde belâ ve musîbetler kaçınılmaz hale gelir,Allah muhafaza...

  • Abdullah Tunç

    12.10.2019 13:29:42

    İnsan aczini ve fakrını musibet,bela ve hastalıklar,benzeri güç ve sıkıntılı durumlarla anlıyor. Şimdi Risale -i Nurda geçen ve konu ile alakalı bir iki cümle aktaralım; " İnsanı dergah-ı İlahiyeye kamçı vurup sevk eden en keskin ve müessir saik hastalıklardır." Şualar,sh,19 " ikincisi Rububiyeti İlahiyenin icraatından olan musibetlerdir." Kastamonu L ,sh,165 Demek dergah-ı İlahiyeye sev eden en keskin ve müessir sebep saik, amil hastalıklardır.Hastalıklara bu nazarla bakmak gerekiyor.Çünkü insanı Allaha yaklaştıran ve halis duaların yapılmasının en etkili sebepleridir. .Musibetlere gelince,bunlar da Rububiyet-i İlahiyenin icraatları olduğuna göre,teslimiyetle mukabele edip,onlardaki hikmeti Rabbaniyeyi anlamağa çalışmak gerekiyor. Yani musibet ve belalara kendi bakış açımızla değil Risale-i Nur'un gözüyle,nazarıyla bakmamız lazımdır.Çünkü nazarımız, kısa,görüşümüz dardır, bela ve musibetlerin hikmetini ihata edemiyor.Tebrikler hocam,önemli konuları işliyorsunuz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı