"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyet-i Nisvan ile Feminizm aynı şeyler mi?

Şükrü BULUT
30 Kasım 2020, Pazartesi
Yazımızın başlığına dikkat ederseniz, ne denli netameli bir konuyu ele aldığımızı hissedebilirsiniz.

Bir yanıyla anne, kardeş, hala, teyze… Evliyseniz zevce, hanım kızınız, gelinleriniz ve yengeleriniz… Çepeçevre kadınla çevrildiğinizi hissettikçe, bu mevzuda fevkalâde dikkatlice yürümeye mecbur kaldığınızı hissedeceksiniz. Yani enfüsî daire dediğimiz şahsî dairede rahat olamadığımız gibi, dünya hâkimiyetini ele almak isteyen “ahir zamanın tahripkâr cereyanı da” kadın silâhı ile sınıfları, ülkeleri ve milletlerarası kuruluşları sıkıştırdığından, efkâr-ı ammede de büyük baskılar altında bırakıldığımız bir konuda yazmanın zorluğunu taarif etmeye çalışıyoruz.

Türkiye siyasal İslâmının, Müslüman kadının korunma hattını “feminizm“ lehine İstanbul kadın konferansında terk edip geriye çekildiğinde, çoklarımız ayıplamışlardı. Zira, Müslüman Türkiye’nin dindar Cumhurbaşkanının şemsiyesi altında “dünya Müslüman kadınları” buraya davet edilmişlerdi. Arkasından da hepimizin bildiği o meşhur İstanbul sözleşmesi… Ve daha sonra namlu “Hicazdaki Kadına” yönelmişti. Fakat Suudlu Prensi tenkit ve ayıplamada geri durmadı, İstanbul Sözleşmesini imzalayanlar. Bu projenin 19. yüzyılda Enternasyonal sosyalizm ile başladığını, ve 1920’lerden sonra Frankfurt Okulu ile sivilleştiğini ve 1980’lere doğru neocon-neoliberal ittifakının projeleriyle globalleştiğini tekrar hatırlatmada fayda mülâhaza ediyoruz.

“İfrat tefriti doğurur” bir kaidedir. Bir mesele yaratılışın dışına insanî müdahalelerle çıkarıldığında, ölçüler bozuluyor ve bozgunculara bahane olacak sebepler ortaya çıkıyor. Kadın meselesi de böyle değil mi? İnsanlığın fıtratı ders veren en büyük öğretmeni, Hz. Peygamber’in (asm) sünnet ölçüleri dışına çıkarılınca kadın, fıtrat ve semavi din düşmanları Avrupa ve Kuzey Amerika’da “Hürriyet-i nisvan” hareketini başlatmışlar. Hiçbir baba kızının mağduriyetine ve masumiyetine sessiz kalabilir mi? Hiçbir eş veya kardeş tepkisiz durabilir mi? Afrika’dan kadını köle olarak toplayanlar ile Avrupa-K. Amerika’da kadını fabrikalarda karın tokluğuna çalıştıranlar aynı değiller miydi? Avrupa sanayileşmesi ile köyden şehire olan göç, şehrin ihtiyaçları ve yine kadının mağduriyeti. Kadını mağduriyetten kurtarma iddiasındaki Marks ile Engels’in onu attığı Cehennemin ismi “Bolşevizm’di”. Her ne kadar Enternasyonalci sosyalistler St. Petersburg ihtilâline sahip çıkmazsalar da, 17 Ekim devriminin Marks ve Engels’i yaşattığını da itiraftan geri durmuyorlar. Zira deccaliyetin bu tahripkâr ideolojisi burada her türlü imkân ile sistemleşecekti. Yani, onlara göre kadın kapitalist canavarın pençesinden kurtarılmıştı, ama Sovyetlerin fabrika, tarla ve çiftliklerinde ırgatlaşacaktı. Ekonomik üretimdeki katkısından dolayı kadın, doğurduğu çocuğunu “bebek çiftliklerine” bırakacaktı. Tıpkı Angela Merkel ve Von den Leyen’in modernize ettikleri çocuk projelerinde olduğu gibi…

Bu tarihi girizgâhın mevzunun bütünlüğüne bizi ulaştıracağına inanıyoruz. Kadının fıtratını mübarek annelerimizle, sultan kızlarıyla ve mübarek hanım sahabeleriyle insanlığa ders veren güzeller güzelinin yaratılıştaki ölçüsü olan sünnetini kaybedince Müslümanlar, kadın mevzuunda neoliberallerin demokrasi maskesi altındaki “ifsat projelerine” adeta maskara olmaya başladılar. Hatta şeriatçılığı savunan ”siyasal İslâm”ın teşkilâtlanmalarına kadar bu maskaralık yansımaya başladı. Kimseyi üzmek istemediğimizden müşahhas örneklere girmek istemiyoruz. Fakat bu günlerde Alice Shwarzer’ın yerine yetiştirilmiş Kristina Lunz’dan, Enternasyonalcilerin Almanya düşmanı Rosa Luxsemburg adına kurdukları vakıf ve sol kadın hareketlerini organize eden LİSA’ya kadar yüzlerce kadın hareketleri pıtrak gibi birden bire tekrar sahne aldılar. Zamanlamayı da fazla merak etmişsinizdir. Yine Neoliberal-neocon ittifakının on yıllardır yetiştirdikleri Hint orjinli(?) Kamala Harris’in sahneye çıkarılışı ile birlikte medyada boy göstermelerini tesadüfi zannedenlerin, siyaset biliminden habersiz olduklarını da söyleyelim. Ahir zamanın hadiselerini şahsiyetlere ve müşahhas guruplara münhasır kabul edenler, deccaliyetin başladığı zamanlarla ulaştığı noktaları okuyamazlar. Bu dehşetli şahs-ı manevinin cemaatleşerek dinsiz ve ahlâk karşıtı ideolojisini elden ele, sınıftan sınıfa ve nesilden nesile nasıl aktardıklarını da öğrenemeyeceğinden, zamanımızın dar kalıpları arasında ve magazinleşen olayların dehşetli labirentlerinde hiçbir başarı elde etmeden ömrünü doldurur ve gider, bu diyardan…

Kadın meselesinin dört bir yanı netameli, dedim ya. Sokağa erkeklerin moral dünyasını bozguna uğratan bir kıyafetle çıkan tetikçi kadına, hangi babayiğit söz söyleyebiliyor ki… Fakat fıtratı can ü gönülden esas alanlar bu tuzaklardan korkmazlar. Önce kadınlarımızın imanlarına musallat oldular. Sonra onların hayâ perdelerini sinsice yırttılar. Ve karşımıza o mübarek ve masum varlık, bozularak çıkıverdi. Nikâhsız beraberliği savunarak anne-babaların dünyalarını tar ü mar etti. Yetmedi, hemcinslerin evliliğini savunacak sapkınlığa yönelttiler, ellerine geçirdikleri kadınları. Hayatta, kendisine yirmi üç defa zehir veren düşmanlarına bile beddua etmeyen bir Bediüzzaman’ın, bedduâsını alan dehşetli ifsat organizelerine dönüştüler, söz konusu kadın ve kadın düşmanları. Meselenin en acıklı yanı, bu tahrip projelerinin Batı üniversiteleriyle ortak çalışan ve İngilizce eğitim veren üniversitelerimizin sosyal laboratuvarlarında hazırlanmasıydı. Düne kadar cehaletle göklere çıkarılan Marksist Karl Popper’ın “AÇIK TOPLUM PROJESİ” şemsiyesi altında on milyarlarca doların “sivil-toplum” perdesine bürünmüş ifsat şebekelerine dağıtılmasıyla, paraya düşkün içimizdeki akılsızlarca uygulanmasıydı.

Fakat bu günlerde kadın düşmanları tedbir ve gizlenmeye artık ihtiyaç hissetmiyorlar. Bush’lardan bu yana ele geçirdikleri ABD Dışişleri ve Pentagon’dan bu savaşı resmen ilânın, Demokratların seçimi kazanmasına denk gelişi de bir tevafuk olsa gerek. Artık paraları vakıflar ve yapay dernekler üzerinden değil, Amerikan sefaretleri aracılığıyla dağıtacaklar. Demokrasi ve İnsan Haklarını iyileştirme perdesinde; eşcinselliği savunanlar, kürtajı yaygınlaştıranlar, nikâh ve aileyi kaldırmak isteyenler, sermayeyi ve hürriyetleri monopolleştirmek isteyenler, bilhassa Kuzey Amerika’dan gelecek paraları alıp rahatça kullanabilecekler.

Gördüğünüz gibi bu hamur, daha çok su götürecek. Fakat demokrasi kelimesinin Amerika’da bu defa demokratların eliyle kirletilmesine elimizden geldiği kadar engellemeye çalışacağız. Bu noktadan hareketle, kadın hak ve hürriyetlerini savunmaya çalışırken bu konuyu, yani hürriyet-i nisvanı asla feminizm ile karıştırmayacağız. Kadını adi menfaat, ideoloji, terör ve tahribatı için hareket geçen “feminizme” karşı bütün insanlığı uyanıklığa dâvetle vazifeli olduğumuzu unutmadan… Bu konuyu inşallah konuşmaya devam edeceğiz.

Okunma Sayısı: 1915
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Eddai

    3.12.2020 01:41:13

    Allah c.c. razi olsun, cok ihtiyac ve acil ve yerinda bir yazi. Insanligi tasiyan "Kadin" dahilde ILETISIM BOZUKLUGU sebebiyle haricten ispirtizma ve manupulasyonlar ile gönderilen cezbeye kapilarak atese sürüklendiginin farkinda bile deyil. Nadirende olsa "ihtiyarlik sabahinda uyananlarin" aglamalarina kulak verenler, yazinizin tezlere zemin oldugunu görecek ve duyacaklardir kanaatimizce.. Dua, sevgi ve saygiyle....

  • Haydar

    2.12.2020 07:46:07

    Çok netametli ve hassas konuyu ele aldığınız için Allah razı olsun. “ Cennet annelerin ayakları altında” belirten peygamberin ümmeti olarak kadınlarımıza gerekli önemi göstermeliyiz. Aksi durumda tuzaklara düşme tehlikesi var. İslami olmayan gelenek ve yaşama şekilleri bizi sarıp kuşatmış bulunuyor. Ümmet, cihad ruhu taşıyarak, fedakarlık, nefsi ve şehevi arzularının taşkınlığını önleyebilirse, başarıya ulaşması mümkün olur. Bu durumda bakış açısı, ümmetin insan unsurunu düzeltmek olmalıdır.

  • Sadıka Kaya

    1.12.2020 18:15:50

    Şükrü Abi yazınız için teşekkürler. Malesef bazı kesimler varki, kızının bacısının mağduriyetine öyle susuyorki, görüyoruz Abi. Erkekler yanlız eşlerini "Allah'ın emanetleri" gibi görmeye devam ettikçe emanet dışı bırakılan kadın başka kapılara yönelecek. Mesleğim icabı kadınlardan çok hikaye dinledim. Yok artık dediğim evlilik hikayeleri dinledim ama görünüşte aile normal görünüyor. Ölün gelsin dirin gelmesin diyorlar. Gelinlikle çıktın kefenin girer demek de ne Abi?! Bu bir genelleme değil tabi ama bugünün erkekleri İslamiyete göre eş alıyor Hırıstiyan bakış açısıyla evliliği devam ettiriyor. Kadınlar yuvalarina dönmeli, buna yüzde yüz katılıyorum. Ama bunu organize etmek erkeklere düşer, erkeklerin sorumluluğudur. Yuvayı dişi kuş yapar amenna ama biz kuş değil insaniz. Erkekler kendi üstüne düşeni yapsalar memlekette feminizm kapısı kapanır

  • Zübeyir

    1.12.2020 15:12:10

    Netameli bir konu, ama bu ehl-i hakikatin susmasını değil sesini fıtrata ve Hakim ismine uygun olarak daha fazla yükseltmesini gerektiriyor kanaatindeyim. Bu manada, afaki alemde olduğu kadar enfüsi manada "tesettür hakikatlerinin" izahına ve şerhine ihtiyaç var diye düşünüyorum. Ehl-i ahiretin de en büyük imtihanlarından birini teşkil ediyor bu mevzu. "Yuvalarınıza dönün" mesajının doğru anlaşılması din ehli için ilk adım olacaktır kanaatindeyim. Özellikle, bu sarih mesajın dahi nefsin hevesatına uygun olarak fetvalandırıldığı bir vasatta. .. Kaleminize sağlık.

  • Rehanur

    1.12.2020 13:43:44

    Feminizm de tıpkı komünizm gibi, ezilen insanların haklarını suiistimal ederek, yaldızlı sloganların ardında asıl sömürüyü gerçekleştiren ve denenmiş usullerle kadınlar üzerinde sistematik manipülasyon uygulayan bir ahirzaman kasırgasıdır. ve malesef fikirleri sağlam zemine oturmamış kimi müslüman kimlikli boşlukta sendeleyen bazı kadınların da desteğini alarak ilerliyor. 'Kadın' konusu evet, netameli bir husus. ama zaten sizin sahanız bu netameli köşelere şerh düşmek, değil mi...Mesela Uluslararası Af Örgütünün, Anna Blus'un küresel çapta nasıl bir fitneyi organize ettiklerini sizden takip etmek istiyoruz. Dünya perspektifinden meseleye daha uzun soluklu bakmanızı bekliyoruz. tebrıkler..

  • Hıdır Yıldırım

    30.11.2020 22:13:44

    Tesettür, kadınlar için fıtrîdir; ref-i tesettür, fıtrata münâfidir.” "Kadınlar yuvalarından çıkıp, beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli. ‘Mim’siz medeniyet, tâife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metâı yapmış. Şer’-i İslâm onları rahmeten dâvet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada; rahatları evlerde, hayat-ı âilede." Hem dünya hem ahiret saadetini kazanmak isteyen kadınlar Kur'anın emrine riayet etmelidiler. Kendilerini bir meta gibi gören gizli komitelerin oyunlarına gelmemelidirler.

  • Derya

    30.11.2020 18:14:42

    Mümkün olmadığını düşündüğümüz birşey, tüm kadın toplumu üzerinde oynanan oyunların bir yazıda ele alınması. Siz mümkün olduğunca fragman vermişsiniz, ellerinize sağlık. Fakat bu konuda sıkı çalışıp mantığa dayalı makaleler yayınlayacak muhafazakar akademisyen hanım kardeşlere ihtiyaç var. Onlar Korona ile başlayan intibahı körükleyeceklerdir.

  • İhsan

    30.11.2020 14:45:09

    Amerika'nın yeni başkanı Joe Biden'in Beyaz Saray takımını baştan sona kadınlardan oluşturduğu bir zamanda, kadının sosyal hayattaki yeri veya istismarının araştırılarak yazılması güzel olur.

  • Hüseyin

    30.11.2020 12:23:56

    Dijital teknolojinin gelişmesi, endüstriyel ürünlerin çeşitlenmesi, dünyevileşmenin ve körleşmenin insanı yuttuğu cinsel salgının ve  müstehcenliğin pik yaptığı, servet ve şehvet düşkünlüğünün çoğaldığı zamanlara şahitlik etmekteyiz... Sevgiyi kirleten, hazzı baştacı yapan insanoğlu ,yüreğinden, ruhundan, sıratı müstakimden kendi kendinden, fabrika ayarlarından günden güne uzaklaşıyor. mutsuz doyumsuz endişe ve korku dolu içine düştüğü girdabın farkında bile değil .. öyle bir çark ki, kadın olsun erkek olsun herkesi eziyor öğütüyor birbirine benzetiyor.... Kurtuluş, çarkı tuzağı farketmekte, araya mesafe koymakta, temiz kalmakta virüse yakalanmamak için olağanüstü güce/imana sahip olmakta...

  • Oğuz Yiğiter

    30.11.2020 10:42:18

    Her meselede olduğu gibi, bu meselede de, yine öncelikleri karıştıran, acûl mizaçlı siyasal islâm metodu karşımıza çıkıyor. Asrın müceddinin ortaya koyduğu tecdit hareketindeki, önceliklere riayet edilmeden yapılan güya islâmî hizmetler, kâinattaki fıtrat kanunlarına riayet edilmeden sunulunca, maksadının aksiyle karşılaşmış, yeterli savunma mekanizmasıyla da donanımlı olmayınca, maalesef ifsat komitelerinin karşısında mağlup olarak isâmî feminzime savrulmuşlardır. Çare, insanları beş asır önceki fıkıh kalıplarıya değil asrın müceddinin asrı doğru okuyan metodlarıya kadın konusunu yeniden okumaktır.

  • Selim

    30.11.2020 10:34:31

    Bu iddianın kuvvetli delillerle isbatı çok güzel olur.

  • irfan göçmen

    30.11.2020 09:30:09

    Her defasında kadın çalışan sayımızda artış var demekle övünen siyasal islamın aslın da kadının fıtratını bozmaya yönelik ifsat komiteleriyle nasıl bir ittifak içinde olduklarını görmemiz açısından önemli bir yazı.Şuanki yeni dönemde deccalizmin yeni gemisininde Amerikada demokratların kılığına girmiş olduğunu görmemiz ve bilmemiz önemli.

  • Osman

    30.11.2020 09:25:41

    Bu mesele çok zor bir konu. Yazınız temkinli güzel olmuş. Mevcut durumda tabakayı nisvana ulaşmak için erkek lerin düzelmesi lazım. Kadını bu hale getiren erkek tabakasıdır

  • Mehmet Demir

    30.11.2020 09:15:11

    Allah razı olsun hocam kaleminize sağlık

  • Zeliha

    30.11.2020 08:46:05

    İnşaallah belki de bir uyanışa vesile olacak. Şimdiye kadar aldatma yolunda yaldızlı perdeler vardı. Lakin korona bu perdelerin yaldızlarını sildi süpürdü sanıyorum. Ve bütün çirkinliği ile insanlara görünmeye başladı. Ölümler bu kadar artmışken belki de hesapları tutmayacak. Dini hakkı arayanlarda Nur talebeleri kadar risale Nur okumaya başlamışsa hele , üstadın verdiği müjdeleri en çokta nisa taifesi bekliyordur sanıyorum.

  • Fatma

    30.11.2020 08:29:17

    Dunya nezdindeki kadin toplumunun nasil bir furyayla bozuldugu icimiz yana yana goruyoruz allah yar ve yardimcimiz olsun elinize emeginize saglik guzel bir yazi

  • Sezai MUMCU

    30.11.2020 01:00:59

    Yeni Asya’nın yayın esaslarından 16.si makam münasebetiyle burada zikredilmeli: Yeni Asya aileyi toplumun, kadını da yaratılış özellikleriyle ailenin vazgeçilmez unsuru olarak görür; aileyi ve kadını tahrip ve dejenere etmeye yönelik girişimlere karşı çıkar.

  • Sezai MUMCU

    30.11.2020 00:50:30

    Ahirzamanin dolayisiyla HELAKETLER FELAKETLER ASRININ en aktiviteli zamanindayiz. 14. ASIR önce Islam ile baslatilan Kadin Haklari, diri diri gömülme yasagi Orta Cagda akilsizca tatbik edilen HRISTIYANLIK ta CADI AVIYLA kadini ATESE atti. Bugün ise KADINLARI grünmeyen bir ATES manen BRUDETIYLE yakiyor adi FEMINIZM. Diger yanda dinini iyi bilmemenin getirdigi felaketler cümlesinden BÜYÜK GÜNAHLARIN tesettürün altina sinsice sigdirilmasi da FEMINIZMIN güya hürriyetinin gizli baska bir tecellisi olsa gerek. Bu hamur gercekten cok SU götürür... KURAKLIK MUSIBETININ firtinalari yüzlerimizi tokatladigi simdilerde o suyu da bulmamiz cok güc.

  • Hayati

    30.11.2020 00:40:47

    Çok ilginç ve detaylandırılarak ele alınması gereken bir konu. Yazarımızı ve gazetemizi tebrik ediyorum.

  • Halil İbrahim Karahan

    30.11.2020 00:19:14

    Allah razı olsun abi Rızasına uygun amel nasip etsin inşallah sevdiklerinle birlikte sağlık afiyet içinde uzun ömürler dilerim

  • Abdullah

    30.11.2020 00:17:08

    Dünyanın manevi mihverini değiştiren “fitne-i nisa” bugünkü cemaatli sureti “feminizm”, kadını ve haklarını savunuyor görünse de en büyük kötülüğü yapmış ve beşerin hemen hemen tüm ihtilallerinde ve müstebit devlet liderlerinin azıtmasında büyük rolleri var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı