"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kader bizi hasret bıraktı

Şükrü BULUT
16 Ekim 2020, Cuma
Çocukken bazen ablam ile cedelleşir, onu rahatsız ederdim. Merhum anneciğim gürültümüzle yanımıza gelir, üzülür ve sinirlenirdi. Sinirlendiğinde hâlâ kulaklarımda çınlayan bir sözü vardı, “inşallah birbirinize hasret kalırsınız,” derdi. Yıllar sonra annemin ne demek istediğini acı ve hasretle yaşamıştık, ikimiz de…

Dört yanımızda, farkında olamadığımız birçok değer, güzellik ve nimetlerle çevrelendiğimizi; ne acı ki onların kaybından sonra anlıyoruz. Derler ya, büyük çınarın gölgesi gittikten sonra belli olur, diye…

 İşte bir seneye yakındır ki, insanlığın bütün hayatını değiştirmeye başlamış şu meşhur salgın ile, önceden fark edemediğimiz bir çok nimete hasretliğimizi derinden derine duymaya başladık.

Kırk seneyi aşkındır birçok millî-dinî değerlerimizin tükenmekte olduğunu, toplumu dışardan gözlemleyebilenler haber veriyorlardı, anlayabilmemiz için de karşılaştırmalar yapıyorlardı. Fakat cemiyet, hayâli hedeflere kilitlenmiş ve dünyevileşme iksiriyle kendisinden geçmişçesine bu tür söz ve yazılara önem vermemişti. Ve giderek kaybolanların başında “sevgi” olduğunu biz de sonradan anlamıştık. 

Her türlü madde veya elementin esas bağları mesabesindeki muhabbetin çekilmesiyle geriye yalnızca “yığınların” kalacağını düşünemediğimiz gibi, çevremizdeki her şeyin fonksiyonsuz kalacağını da bilemedik. 

Sevginin çekilmesiyle sosyal hayatımızın çökeceğini de düşünemedik. Anne ve babasından, öz kardeşlerinden,  komşusundan, bakkalından, öğretmeninden, vekilinden, memurundan, polisinden ve daha doğrusu her sabah, işe veya okula giderken karşılaştığı mahallelisinden kurtulmak isteyen ve onları görmek istemeyen insanların oluşturduğu bir toplum olduğumuzu, az da olsa şu pandemi günlerinde fark etmeye başladık. Neden insanlar insanlardan kaçıyorlardı… Bu kaçışa bir isim de bulunmuştu. Bireysellik… Hâlbuki insan sosyal bir varlıktı. Bu kaçışı körükleyen “düşmanlığın” içimize nereden girdiğini kimse bilmiyordu. Sevgi ve muhabbetin terk ettiği bütün alanları, adavet, haset ve düşmanlık doldurmuştu. Fakat nereden ve kimlerin eliyle… İşte bu soruya hiç cevap aramamıştık.

Aile fertleri daha öncelerinde “hasretten” konuşurlardı. Gün boyu koşuşturan babalara önce anneler hasretti ve sonra anneler de evden çıkınca çocuklar hasret kalmışlardı, her ikisine. Daha sonra sevgi bitince hasret de bitti. Muhabbet, ocaklarımızı ve hanelerimizi terk ettikten sonra korona teşrif edip bizi sokaktan eve toplamıştı. Fakat gel gör ki; birey olmuş aile fertlerini evler sıkmaya başlamışlardı. Düne kadar birbirine hasret bu “bireylerin” bu gün, evlerinin içinde koronalı günlerin bir an önce geçmesini beklemelerini, yolcunun yağmurdan sığındığı ağacın altındaki bekleyişine benzetiyorum. Sıkılmış, tedirgin ve her halinden mutlu olmadığı belli.

Son zamanlarda İstanbul’u ziyaret edenler, çok korkunç ve garip manzaralarla karşılaşmışlardır. Bilhassa Taksim’den Ayazağa’ya veya Acıbadem’den Kadıköy ve ta Maltepe’den Kartal’a kadar… Çok değil, elli sene önceki İstanbul âşıklarını tekrar kabirlerine kovalayacak dehşetli manzaralar. Altmış kata varan çirkin binalar… Cümle kapısından bazen üç yüz ailenin içeriye girip–çıktığı heyula yapılar. Buraya taşınanların belki de çoğu, düne kadar komşusunu görmekten kaçan “bireysel” insanlardı. Rezidans dedikleri bu dev labirentin içinde, kimse ile muhatap olmadan yaşayacağını düşünerek etek dolusu para yatırmışlardı, şu kutucuklara. Ne oldu ise pandemi ile oldu. Önce insan olduğunu, sonra sosyal hayata göre yaratıldığını ve nihayet başka insanlara muhtaç olduğunu anlamaya başladı, bazı bireyseller... Çevresindeki insanlara dikkat kesildiklerinde gecikmişlerdi. Zira salgından ötürü herkes birbirinden kaçıyordu. Dairelerine çıkmak üzere bindikleri asansörlerde yalnızca maskeli yüzler ve kuşkulu bakışlarla karşılaşıyorlardı. İnsanları ve insanlığı yeniden keşfetmek için çevresini yoklayanların dünyalarında, yalnızca hasret kalıyordu.  

Covit-19’dan bir müddet önce cami cemaatlerinden bazıları i- mamları ikaz etmişlerdi.  Saflarınızı sıklaştırın, sözünü söylememelerini, rica etmişlerdi… Zira kendilerini namazda, çok sıkışık saf tuttukları takdirde rahat hissetmediklerini, söylemişler. Bazı imamlar daha da ifrat edip, sahabenin saflarındaki sık durmalarına misal olarak, elbiselerinin omuz hizasında eskidiğini söylemeleri, “bireysel” dindarların canını çok sıkıyordu. İşte tam da bu esnada koptu, şu dehşetli salgın… 

Önce Kâbe bütün şubeleriyle kapatıldı ve sonra Müslümanlar hem camiye ve hem de cemaate hasret kaldılar. 

Anadolu’muzun düğün, mevlit, sünnet, hatim ve diğer cemiyetleri,  “hasret gidermenin” bir yolu idi. Cemiyet sahibinin dâvetine icabet ve çoktandır göremediği dostlarıyla hasret gidermek, dertleşmek, maziyi yâd ve birbirilerine duâ etmek üzere bu toplantılar eskiden kaçırılmazdı. Sonra toplumun arasına bir virüs gibi yayılan gıybet, haset, enaniyet ve rekabet “cemiyetlerin” tadını kaçırdı. Mecbur olmadan gitmemeye başladık. Ve sonrasını tahmin edersiniz. Hastalıkla birlikte cemiyetler bil mecburiye yasaklandı veya üç-beş kişi ile sınırlandırıldı. Doğrusu; bizi cemaat halinde insanca yaratan Rabbimizin koyduğu prensipleri çiğneyince, önce muhabbet ve sevgi çekildi cemiyetten ve sonra da tabiri caiz ise cemiyetler kendi kendilerini feshettiler. Ahireti günlük programından neredeyse çıkaracak kadar en alt seviyeye getiren dünyaperestler, zaman içinde dünyadan da mahrum kalmaya başladılar. Korona ile hem dünyaya hasret ve hem de ahiret inancına ne denli uzak olduğumuzu hissetmeye başladık. 

Corona ile, önce Kaybettiğimiz muhabbeti arayacağız. Sonra da bizi çekirdekten çepere teslim almış düşmanlıklardan kurtuluşun imkânlarını araştıracağız. Ve sonra da farkında olamadığımız ailemize, sevdiklerimize, mahallemize, milletimize ve tüm insanlığa olan hasretimizi derinden derine duyarak; Rabbimizin bizi manevi mengeneden kurtarması için yalvaracağız. Başka bir yolu var mı, kurtuluşun…

Okunma Sayısı: 2099
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Şerafettin Birol

    26.10.2020 11:04:29

    El hak doğru Allah razı olsun

  • Alaattin Göneş

    18.10.2020 16:16:28

    Allah razı olsun hocam kısmen benimde aklımdan geçenlerden bahsetmişsiniz, yanlış mı düşünüyorum diye kendimi sorguluyordum.

  • Hasibe

    17.10.2020 23:35:52

    O kadar güzel açıklamışsınız ki yeri geldi kendi hislerimi okuyor gibi hissettim. Ellerinize sağlık, Aro

  • Gazi

    17.10.2020 10:45:04

    Allah razı olsun sayın abim. Aslında içinde bulunduğumuz durum yazınızda bahsetmiş olduğunuz ortamdan daha da kötü sanki. Bireyselleşme her alanda kendini gösterdiği gibi maalesef aile içinde de en etkin bir şekilde kendini göstermekte. Rabbim bizi en kısa zamanda bu manevi mengenelerden kurtarsın inşallah.

  • Niyazi N.

    16.10.2020 21:50:53

    Evet, korona da dergah-i ilahiye sevk eden bir kader kamçısı gibi vazifesini yapıyor. Bunu idrak edip ibret ve ders alan bahtiyarlardan olabilmek duasıyla. Kaleminize kuvvet, Allah razı olsun Hocam.

  • Osman

    16.10.2020 19:15:59

    Hasret muhabbet bireysel cilik Yazı nız için tebrik ederim Üstadımız muhabbet diyor Cemaat diyor boşuna demiyormuş Bizler bu değerleri yaşatmak için çalışmalıyız çok geç kalmadan

  • Fatma

    16.10.2020 18:12:34

    Nimetin kiymetini.bilemedik her halde birbirimize hasret kaldik gerci cok guzel bir yazi cok sey soylenir ama dilegimiz allahtan tez zamanda yine sayginlik sevgi girsin hanelerimizee

  • Mustafa coban

    16.10.2020 18:01:20

    40 senedir gurbetteyim.ilk defa isteksiz ve korkarak izine gidiyorum.kimse gel demiyor.bir cok akrabaya ugramiyiyacagiz.el vermek yok,kucaklamak yok.insan kardeşin kucaklamaz mi. Insan buyuklerinin elini opmez mi.gorulmuş duyulmuş şey degil

  • Ayhan Aydın

    16.10.2020 16:52:21

    Siyasi görüşlere,fikirlere saygı yok olunca,kardeş kardeşe düşman olunca kader fetvasını verdi.Allah sonumuzu hayır eylesin inşaallah.Selam ve dua ile .

  • Hayati

    16.10.2020 15:06:04

    Rabbimizden dileriz ki, insanlık şu büyük musibetten gereken dersi çıkarır ve selamete erişir.

  • Zübeyir

    16.10.2020 15:02:42

    Tebrikler, musibetin kaderî/manevi boyutlarına dikkat çeken güzel bir enfüsi yazı. Muhabbetin kaybolmasına vurgu çok yerinde. Muhabbet olmayınca, insanlığın fiili dualarıyla inşa ettiği medeniyet ve harikaları insana saadet vermiyor...

  • Abdurrahman

    16.10.2020 14:37:06

    İsraf, ihtiyaçdan fazlasını tüketmek hırsı tahrik ediyor şiddetlendiriyor. Hırs şiddetlenince hayat sadece kazanmaya endeksleniyor ve insan sadece çevresinden değil aile fertlerindende kendisini tecrit ediyor ilgi alakayı kesiyor. Buna bağlı olarak aile bireyleride bireyselleşiyor. İlkişkiler kesiliyor.Sılayı rahim kesiliyor..Eşyaya sahip olunuyor belki ama huzur kalmıyor.Pandemi süreci kısmen de olsa bu durumu fark ettirdi ama hafızai beşer nisyan ile maluldur.

  • Eddai

    16.10.2020 14:34:54

    3) Makalede belirtilen manevi degerlerin kayibina ve bilhassa Insan olmanin bu degerleri tekrardan isa edecek recetenin Risale-i Nur'da oldugunu onu mütaala eden görecektir ve bilecektir insallah. Cünkü müellifi Bediüzzaman Risale-i Nur'da hayalen ve fikren bizzat asri saadete gidiyor ve icinde bulundugumuz asra, asri saadet modelini Risale-i Nur'lar ile ciziyor. Insallah neticeseni hayir umdugumuz pandemi musibetini bir sefkat tokadi telakki eder ve hakiki ihtiyaclarimizin farkina variriz ümidiyle, yazilarinizin devamini bekliyoruz.

  • Eddai

    16.10.2020 14:34:37

    2) Peki bu proje sonami erdi? Hayir! Bilhassa dini ve milli degerlerin alti bosaltilarak insanlarin dilinde kuru bir lafiz olarak kaldi. Oysa O mukaddes Kitap olan Kur'an'i Kerim Mutekellimi ezeliden gelen bir fermandir. 2) Peki 1442 sene önce gelen bu ferman o zamana mi ayit? Hayir! Kainat Kitab'inin yazilimi olan Kur'an'i Kerim canli ve yasiyor. Peki biz bunu nasil idrak edeceyiz? Asri saadete gidip bizzat sevginin kaynagi Hatem-ül Enbiya (S.A.V)'den ögrenmeliyiz.

  • Eddai

    16.10.2020 14:32:25

    1)Allah razi olsun, cok duygulu, gercekci, canli ve tefekküre medar bir makale. Anlasilan o ki insanligin adi var ama ici bosaltilmis ve bosaltilmaya devam ediliyor. Ve bu birseyler cagristiriyor düsüncelerimde. Tarihte bir mahlukat elinde Kur'an'i tutuyor ve onu müslümanlarin elinden ya almali yada müslümanlari O'ndan sogutmali projesini baslatiyor.

  • F.Zehra

    16.10.2020 13:55:59

    Çok güzel bir yazı olmuş amcacim hislerimize tercüman olmuş elinize, gönlünüze, kaleminize sağlık. Baştaki giriş yazısı ayrıca duygulandırdı. Eskiye götürüp hayal dünyamı canlandirmamı sağladı.

  • Şahin

    16.10.2020 13:51:57

    Muhterem hocam hayat-ı ictimaiyyenin sosyolojik meselelerine dair tespitler ve çözümler ve izahlar, üzerine yazılar size daha çok yakışıyor, yoksa havanın fırtınaları gibi geçici siyasi ahvali değerlendirmek ve meşgul olmak Nurlardan aldığınız marifet derslerine gölge olduğu kanaatindeyim. Bence bugün kü gibi kalmaya devam edin. Selamlar hürmetler

  • Hüseyin

    16.10.2020 13:48:36

    (2)Müreffeh adil emniyetli güzel bir dünyada yaşamak için ahirette hayal kırıklıkları yaşamamak için  hayatımızı boş malayani bencil vicdansız vurdumduymazlık ve nemelazımcılıkla değil,imani insani ameli ulvi idealler ve hedefler uğruna sarf etmeliyiz.. Cemiyet ve medeniyetin Odak noktası, ana parametreleri, köprüden önceki ve sonraki tüm giriş ve çıkışları iman esaslı olmalıdır . İman insanı insan eder belki insanı sultan eder.

  • Hüseyin

    16.10.2020 13:48:06

    (1)Hayatta her şey değiştiği gibi insanlar da değişir .Hayat denkleminde değişenler olduğu halde insanlığın selameti ve  hayatın  idamesi  için değişmeyen temel göstergeler vardır. Muhabbet, adalet, hakikat, muavenet, merhamet, istikamet gibi insanlığı ve medeniyyeti geliştiren ve büyülten değerler.. Kaybolmaları halinde geriye ikiyüzlü, açgözlü, insan insanın kurdudur diyebileceğimiz uyumsuz ve huysuz yamyamlar kalır. Bu tiynetteki ve zihniyetteki insanların hakim olduğu bir toplumda değerlerin ve canın bir kıymeti yok. basit sebeplerle cinayetler işlenir. Demokratik ve insani değerler çıkarlara dokunduğu anda görmezden gelinir ya da çiğnenir. Hukuku öncelemek ve hakkı gözetmek kimsenin işine gelmez.

  • Abdullah

    16.10.2020 12:26:00

    Cenab-ı Hakim ve Hakîm-i Mutlak çok şeyle bir şey, bir şey ile çok şey halk eder. Corona’yı laboratuvarda üretenler farkında olmasalar da, Allah’ı inkar etseler de; Allah’ın yarattığı kanunlarına müraat ederek coronayı keşfetti. Allah da -sır-rı imtihan iktizasınca- müsaade etti. Ama biz insanoğlu hususan İslam alemi ve bilhassa içinde din hadimleri ve bilhassa... bilhassa Nur talebeleri kendimizi, vazifelerimizi, gayelerimizi, dünyanın mahiyetini, günahların nasıl sel gibi akıp gittiğini, fıtri hayatı ve daha nice şeyleri unuttuk, kaybettik. Evet; corona bir şey! Ama çok şeyi hatırlattı. Çok güzel şeyleri hatırlattı. Mükerreren anlaşıldı ki “insan nisyandan alınmadır”.

  • Ahmet Danışmaz

    16.10.2020 11:43:27

    Bilmiyorum, halimiz daha iyi yazılabilir miydi! Elinize sağlık mükemmel yazmışsınız. Duygularımızın ve halimizin tercümanı olmuşsunuz. Selamlar

  • İhsan

    16.10.2020 11:16:24

    Hasrete kavuşma veya yeniden diriliş. Şayet kıyamet hemencecik kopmayacaksa. Bedi duyguları tahrik eden güzel bir yazı olmuş. Allah razı olsun.

  • Nura

    16.10.2020 10:54:22

    Kaleminiz yine anlatamadığımız hissiyatımızın tercümanı olmuş. Ellerinize sağlık. Korona bir çok şey götürdü fakat neler getirecek merakla bekliyoruz.

  • Murat Turan

    16.10.2020 10:36:06

    Allah razi olsun sükrü abi, Duygusal bir yazi olmus. Insaallah bu salgin insanlar icin bir uyanis olur, ve hasret kaldiklarimiz seylerin degerini biliriz.

  • sefer hoca

    16.10.2020 10:17:28

    Kaleminize sağlık.Hem realist hem de romantik bir yazı. Hasretlerinin bitmesi temennisiyle

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı