"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Kürtçülük meselesiyle” Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmak…

Şükrü BULUT
17 Kasım 2025, Pazartesi
İnsan unutsa da tarih ve zaman unutmuyor. Türkiye’nin Ortak Pazar hikâyelerini, Demokratlarımızın AB’ye girme teşebbüslerini ve 12 Eylül’cülerin Avrupa Birliği düşmanlıklarını, “Kürtçülük meselesi” çerçevesine dâhil etmemizi garipseyenler olabilir. 20. ve 21. yüzyılları Risale-i Nur’a bakmaksızın konuşanlar, yazdıklarımızı komplo teoriciliğiyle ilişkilendirebilirler. Cihan Harbi’nden günümüze kadar cereyan eden hadiseleri bütünlük içinde inceleyebilmek için; Bediüzzaman’ın belirlediği çerçeveyi, zamanın kaidelerini, küçülmüş küremizdeki cereyanları, değişen müttefikleri, çatışmadaki unsurları, ileri demokrasilerin tanımlarını, zamanın ihtiyaçlarını ve Kur’ân’ın zamanımıza yansımalarını Risale-i Nur Külliyatından okumak gerekiyor. Bu konulardaki araştırmaların yetersiz olduğunu biliyoruz.

Bediüzzaman 1929’da; Âhirzamandaki dehşetli global dinsizlik cereyanlarına karşı Müslümanlarla Hıristiyanlar ittifak edemedikleri takdirde, mutlaka mağlup olacaklarını söylüyor.1  

Beşinci Şua, Birinci Mektup, Lâhikalardaki bazı mektuplar ve Hutbe-i Şamiye gibi eserlerinde; Müslümanlarla Hıristiyanların ittifak mecburiyetini yazan Said Nursî’yi takip eden talebeleri, Avrupa Birliği’ni, bir ekonomik ittifaktan ziyade; demokrasi ve barış projesi olarak görürler. Dünya barışına ve demokrasiye, gasp ettiği teknolojiyle adeta saldıran küresel ihtilâlcilerin karşısında devletlerin yalnız başlarına mağlup olduklarını, kendi zamanından haber veriyor. Bu gerçeğe binaen Nurcular, destekledikleri Demokratlara daima AB’ye girmeyi tavsiye ettiler.

İslâm Birliği’ni ve AB’yi; dünya barışına, semavî dinlerin ittifakına ve demokrasiye çalışanlar, temel alıyorlar. İhtilâlci Küresel Marksistler de, bu birlikteliği, önlerindeki yegâne engel bildiklerinden, planlarını ve projelerini buna göre yapıyorlar. Avrupa Birliği’ni siyaseten ve iktisaden zayıflatarak dağıtmak, Müslüman dünyasında daimî çatışma ve nifakla  Müslümanların birlikteliklerini bozmak, demokrasi yerine komitelere bağlı olan veya müstebit idarecileri destekleyerek, Müslümanların millî bağımsızlıklarını engelleme hedefine kilitlenmişler…

Yukarıdaki ifadeleri müşahhaslaştıracak misallere, 12 Eylül hükümetlerinin icraatlarında çokça rastlıyoruz. Beyanlarıyla icraatları tezat hâline gelmiş ANAP ile AKP hükümetlerinin mahallî ve hudut harici icraatlarından yüzlerce misal verebiliriz:

Körfez Savaşları’nın mimarlarından Özal’ın; Irak’ı parçaladığını, Süleymaniye’deki Kürtleri temsil iddiasındaki Talâbanî’ye diplomat pasaportu verdiğini, Saddam’a düşmanlık yaparak Kuzey Irak Kürtlerini Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderdiğini ve Şark’taki katliamlara seyirci kaldığı gibi, Kemalist ırkçı memurlar/valiler tayin ederek Türk-Kürt ayrışmasını derinleştirdiğini söyleyenlere kim cevap verebilir ki? Özal’ın uyguladığı Türk-İslâm sentezi programı ise, Kürtçülük fitnesinin ülkenin diğer bölgelerinde de uç vermesini sağlayacaktı.

ANAP’ın devamı AKP, bu istikamette biraz ileriye gidecekti. 1 Mart Tezkeresinden Barzanî’ye devlet ve şehirler inşa etmeye kadar… Hatta cezbeyle, Bağdat’ı devreden çıkarıp yalnızca Erbil’le enerjide işbirliklerine girişmişti. Âkillerle masaya çağırdıklarını hendeklere dökmüştü. Rüşvet yüklü tatlı üsluplarıyla söylediklerinin tersini yapmışlardı, AKP kurmayları. Her iki hükümet de Neoconlara sadakat göstererek bölgede katliama varan cinayetlere göz yummuşlardı. Kürtlüğü PKK terör örgütüyle özdeşleştiren AKP, ısrarla, Kürtleri, Avrupa’dan idare edilen Marksistlere bağlama peşinde koştu. Bölgedeki diğer Kürt gruplarını, aydınlarını ve dinî cemaatleri muhatap kabul etmediler. Diyebiliriz ki, AKP, Kürtçülük fitnesiyle, hem demokrasiye geçişimizi ve hem de AB’ye girişimizi engelledi.

Kürtleri bahane ile Türkiye’yi AB’den uzak tutma gayretlerini yalnızca 12 Eylül hükümetleri göstermediler; Marksist Kürtlere annelik iddiasındaki Madam Mitterrand’dan Sarkozy’ye, Helmut Kohl’e, Merkel-Soros birlikteliğiyle ve Yeşillerle taçlanan  çalışmaların, bir başka araştırmanın konusu olduğuna inanıyoruz. Ki Avrupalı Marksistlerce desteklenen Kürt siyasi hareketleri, birlikteliklerini gizlemediler. İngiliz Yeşilleri’nin amblemini partilerinin logolarıyla değiştirecek kadar açık ittifaklarla iftihar ettiler.

Bediüzzaman, Kürt milletinin demokrasiye yatkınlığından örneklerle bahsediyor. AKP hükümetinin Marksist Kürt partisiyle muhalefeti parçaladığını, Kürtleri iktidarlarına nasıl mecbur bıraktığını, bir başka yazıya bırakalım…

Dipnot: 1- Mektubat, s. 60.

Okunma Sayısı: 1697
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Rehanur

    18.11.2025 21:41:55

    Günümüzde yaşanan karmaşanın sebeplerini berraklaştıran, arka planı doğru okuma ihtiyacımızı hatırlatan bu tür yazıların kıymetinin çok farkındayım. Analizleriniz hem zihni açıyor hem de tefekkür ettiriyor. Bu çizgide devam etmenizi gerçekten önemsiyoruz. Kaleminize bereket, gayretinize kuvvet diliyorum.

  • Demokrat Avrupa

    17.11.2025 15:09:01

    Türk İslam sentezini öne sürerek dolaylı yoldan Kürtleri devre dışı bırakarak, hatta karşı tarafa iterek bir cephe açmak kimlerin faydasına? Bu soruyu ANAP’ın ve AKP’nin kurmaylarına sormak gerekir…Gerçi ipleri başkaların elinde olanlarla konuşmak ne kadar fayda verir ki…

  • S.topuz

    17.11.2025 14:33:51

    ..."Ve Anadolu'daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye vilayat-ı şarkıyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan'ın ortasında Medresetü'z-Zehra manasında, Câmiü'l-Ezher üslûbunda bir dârülfünun; hem mekteb, hem medrese olarak bir üniversite için, tam ellibeş senedir Risale-i Nur'un hakaikına çalıştığım gibi, ona da çalışmışım."... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ-2 - 223 - 😢🇹🇷😪🙌🌹🤲🌹❤🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊🌍🇪🇺🕋🇹🇷🇵🇸🇵🇸🇵🇸🇵🇸🇵🇸

  • S.topuz

    17.11.2025 14:32:05

    "Menfaatı esas tutan siyaset canavardır.Menfaat üzere çar-kı kurulmuş olan siyaset-i hazıra; müfteristir, canavar.Aç olan canavara karşı tahabbüb etsen; merhametini değil, işti-hasını açar.Sonra döner, geli-yor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister." Sözler - 707,..."Cenab-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki: Câmi- ü'l-Ezher Afrika'da bir medre-se-i umumiye olduğu gibi; As-ya, Afrika'dan ne kadar büyük ise,daha büyük bir dârülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır.Tâ ki İslâm kavimleri-ni,meselâ Arabistan, Hindis-tan,İran,Kafkas,Türkistan,Kürd-istan'daki milletleri,menfî ırk- çılık ifsad etmesin.Hakikî,müs bet ve kudsî ve umumî milli-yet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ Kur'anın bir kanun-u esasîsi-nin tam inkişafına mazhar ol-sun.Ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barış-sın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikıyla tam mu-salaha etsin. Ve Anadolu'daki ehl-i "...Emirdağ-2 - 223

  • İnayet

    17.11.2025 14:31:27

    Türk-İslam sentezi ile Atatürk milliyetçiliği arasındaki bağı açıklar mısınız, hocam?

  • Said Yazar

    17.11.2025 11:27:32

    Tebrikler,harika bir yazı olmuş,benzeri yazıların devamını dileriz .

  • Osman

    17.11.2025 08:44:05

    Kürtlerin meselesi demokrasi için bir ölçüdür. Demokrasimiz düzeldikçe problemler bitecek ve Türkiye AB ile entegre olacak. Hem solcular ve hem de cumhur ittifakı Kürtleri ve AB yi istemiyorlar. Bu kadar basit.

  • Bülent Derviş

    17.11.2025 01:40:14

    Özelikle Teprik ve Teşekkürlerimi sunuyorum . Bu güzel Cemmatimizde cokca Zübeyir Abikerimiz var sende onlardan birisisin ,sahsi görüşüm tabiki. Allah Cemmatimizin birlik ve Beraberligini hiçkimseye zarar verdirmeden başlalarına cevirsin. Bir binanın taşları gibi Cemmatiz için Şahsi dualar da edelim inşallah....

  • Hakan

    17.11.2025 00:20:36

    Derin Tarih ile aktüalitenin güzelleştirdiği ilginç bir yazı.

  • Hüseyin T

    17.11.2025 00:16:36

    Yazının en çarpıcı ve dikkat çekici yanı, demokrasi ve AB sürecinin içeride nasıl manipüle edildiğine dair, hocamızın yaptığı müşahhas vurgulardır. "Kürtçülük fitnesi" ifadesi , hem ANAP'ın hem de AKP'nin Kürt meselesini, demokratik çözüm yerine, "dış güçlerle işbirliği" veya "içeride marjinalleştirme" stratejileriyle yönettikleri ortada. Özal'ın Talabani'ye verdiği pasaport ile AKP'nin Barzani ile kurduğu enerji işbirlikleri, "Kürt kartı"nın bölgesel politikada nasıl oynandığının delilidir. Ancak hocamızın son derece haklı olarak işaret ettiği gibi, bu hamleler Türkiye'nin demokratikleşmesine ve AB'ye entegrasyonuna hizmet etmek bir yana, tam tersine süreci tıkadı. Kürt siyasi hareketini tek bir Marksist çatı altında tanımlayarak diğer tüm kesimleri görmezden gelen bu yaklaşım, sorunu kronikleştirdi ve nihayetinde Türkiye'yi hem kendi içinde hem de Avrupa nezdinde yalnızlaştırdı. Bu strateji, demokrasi talebinin önünü kesmek için bilinçli bir tercih olduğunu apaçık gösteriyor.

  • Mustafa coban

    17.11.2025 00:04:46

    Hem icinde bulundugumuz ṣartlar serbest hareketimizi kısıtlıyor hemde teslimiyetçi siyasetçiler kürt sorununda elimizi kolumuzu bağliyor.ikinci bir israile razı olmak zorunda kalabiliriz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı

En Çok Okunanlar