Kısa Sürede Yükseldi
Uzun adıyla Ebü’l-Berekât Ahmed b. Abdilehad b. Zeynilâbidîn el-Fârûkī es-Sirhindî, kısa adıyla İmam-ı Rabbanî, Hicri 971, Miladi 1564 tarihinde Hindistan’ın Sirhind kasabasında doğdu. “Müceddid-i Elf-i Sânî”, yani hicrî ikinci binyılın müceddidi olarak bilinir. Soyunun Hazret-i Ömer’e dayandığını iddia eden Kâbil asıllı bir aileye mensuptur.
İmam-ı Rabbanî öğrenimine babasının yanında başladı. Küçük yaşta Çiştiyye ve Kādiriyye tarikatlarına intisap etti.
Ardından Şeyh Ya‘kūb Keşmîrî’ye intisap etti. Burada hadis, tefsir ve aklî ilimler okudu. Memleketine döndüğünde on yedi yaşında idi. Ebü’l-Fazl’ı, akılcı felsefeye peygamberliğin gerekliliğinden şüpheye düşecek derecede önem verdiği için eleştirdi. İk eseri İsbâtü’n-nübüvve’de peygamberlik nurunun üstünlüğünü ispat etti.
1598’de Delhi’de, Hâce Bâkī-Billâh ile karşılaştı. Ona intisap etti. Onun bazı müridleriyle birlikte Sirhind’e döndüğünde inzivaya çekildi. Bir yıl sonra Delhi’ye giderek şeyhini tekrar ziyaret eden İmam-ı Rabbanî, 1012’deki (1603) üçüncü ve son ziyaretine kadar onunla mektuplaşmayı sürdürdü. Bu ziyaret sırasında Bâkī-Billâh oğullarının mânevî eğitimi için onu görevlendirdi. İmam-ı Rabbani kısa sürede bu tarikatte mertebeler katetti.
Rabbimin Tecellisi Burada Zahir Oldu
1619 yılında Bâbürlü Hükümdarı Cihangir tarafından sülûk esnasında ilk üç halifeyi aştığına dair iddiaları var diye sorgulanmak üzere Agra’ya getirtildi. Verdiği cevaplarla ikna olmayan Cihangir, onun Gevâliyâr Kalesi’ndeki hapishaneye gönderdi.
Hapisteyken, müritleri onun çıkarılması için teşebbüs ettiler. Fakat muvaffak olamadılar. Bu esnada müritlerinden birisi İmamı rüyada gördü. Rüyada İmam-ı Rabbani:
“Evladım! Beni bırakınız. Benimle vakit öldürmeyiniz. Ben dışarda iken bir makama ulaşamadım. Çok uğraştım, Cemal sıfatına mazhar oldum, fakat celal sıfatını bir türlü anlayamamıştım. Burada güzel bir maneviyat yakaladım. Celal sıfatını da anlamaya başladım. Rabbimin tecellisi burada zahir oldu. Beni merak etmeyiniz.” demesi üzerine müritleri rahatladılar. Yaklaşık bir yıl sonra serbest bırakılan İmam-ı Rabbani, hapse girmesini, mazharı olduğu cemâl sıfatı ile ilgili celâl sıfatının bir tecellisi olarak yorumlar.
Tevhid-i Kıble Etmek
Veliler arasında birbirlerinin satırlarından, gönüllerine ve kalplerine giden ayrı bir yol bulurlar. Böyle yollardan birisi Bediüzzaman’ın “tevhid-i kıble etmek” şeklinde tezahür eden tecellide gerçekleşmiştir. Bedîüzzaman Hazretleri, bir gün İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbât’ında, “Tevhîd-i kıble et!” hitabıyla karşılaşıyor. Yani İmam-ı Rabbânî Bedîüzzaman’a, “Birini üstad tut, arkasından git! Başkasıyla meşgul olma!” diyor.
Bediüzzaman Hazretleri bu ilmî tavsiyeyi önemsiyor, fakat hangisinin arkasından gideceğine karar veremiyor. Kendisini dinleyelim: “Ne kadar düşündüm, bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? Tahayyürde kaldım. Her birinde ayrı, ayrı câzibedâr hâsiyetler var; biriyle iktifâ edemiyordum.” 1
Bedîüzzaman Saîd Nursî, nihâyet Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle, bu muhtelif hak yol ve mesleklerin başının, bu cetvellerin kaynağının ve bu seyyârelerin güneşinin Kur’ân-ı Hakîm olduğunu, hakîkî tevhîd-i kıblenin de Kur’ân’da olacağını, öyle ise en âlâ mürşidin de, en mukaddes üstadın da Kur’ân-ı Hakîm’den başkasının olmadığını bilmüşâhede görüyor.
Artık doğrudan Kur’ân’a yapışıyor, sadece Kur’ân’a yöneliyor, Kur’ân’da tevhîd-i kıble ediyor. Bundan sonra, Kur’ân’dan inkişâf eden hayat kaynağı ve feyiz sağanağı nurlar, ehl-i îmânın muâsır yaralarına çâre olabilecek kâbiliyette gönlüne açılmaya başlıyor. 8 Safer 1034’te, 20 Kasım 1624 vefat eden İmam-ı Rabbani, Sirhind’de defnedildi.
Dipnot:
1- Mektûbât, s. 340